Yılbaşı ağacımız


Ağacımızı hafta sonu kurup, süsledik oğlumla. Çok güzel oldu. altınada birkaç hediye koydum. artık hediyeden anlıyor ve çok seviniyor. Sürekli ışıkları açık kalsın istiyor ama gündüzleri pek belli olmuyor tabii. (ufak bir not: arkadaşlarımdan biri uyardı, resmin üstünde 2004 yazıyor dedi. makinenin ayarı bazen farkında olmadan değişiyor ve açılış tarihini resmin üstünde çıkarıyor. çınarın resmi 3 gün öncesinin ve son halidir:))))
Durul gence sanat merkezine de gittik haftasonunda. ritm kursuna. oyunla karışık müzik, güzeldi. Tabii çınar müzikten daha çok ilk kez gittiği için etrafı keşfetmekle meşguldu. Devam edeceğiz bakalım ne olacak? Şimdi çocukların neye yatkın olduğunu keşfetmek çok önemli. o yöne eğilmek, eğitim alması başarıya götüren yol olarak görülüyor artık.
Çınar bugünlerde dışarı çıkmak istemiyor, çıkınca da eve dönmek istemiyor…işimiz zor anlayacağınız… yakında makbulesi gidecek ve kreşe başlayacağız. Bundan hiç hoşlanmıyor ne yapacağımı bilemiyorum gitmek istemeyecek muhtemelen…
ÇINARA klasik kitaplardan aldım birkaç tane. Bizim büyüdüğümüz, okuduğumuz eski hikayeler. Çirkin ördek yavrusu(çınarı buna benzetiyorum doğduğunda çok çirkindi:)), pinokyo, Bremen mızıkacıları, parmak çocuk, kibritçi kız, kurşun asker, kırmızı başlıklı kız gibi kitaplar. ama bunlar için erken olduğuna karar verdim. yine en iyisi cemilenin, atakanın daha hayatın içinden kitapları...
bu aralar en sevdiği kitap tostoraman. hediye geldi. farklı tabii. Canavar gibi olduğundan mı, ismi mi hoşuna gitti bilemiyorum. "tostomanı oku" diyor bana. Üstü resimli legolardan aldım ama henüz pek ilgisini çekmedi.
çınar oğlum seni çok seviyorum. seninle 3. yılbaşımıza giriyoruz. iyi ki varsın iyi ki doğdun.
nice nice yıllara çocuklarımızla birlikte girmek dileğiyle...herkese sağlıklı bir yıl diliyorum. herşey gönlünüzce olsun...
Devamını Okuyun...

RETRO modası

Bu kelimeyi son zamanlarda çok duyar oldum ve bir bakayım dedim. Neler çıktı karşıma neler….
Geçmişe dönmek..Geriye doğru demekmiş.
Klasik hale gelmiş, üretildiği dönemde büyük beğeni toplamış eski otomobil modellerinin günümüz teknolojisi ile yeniden tasarlanıp, üretilmesiymiş. Sadece otomobil için değil her şey için kullanılıyor artık.
Kıyafet, dekorasyon, teknoloji hatta evliliklerde bile. Eski evlilikler nasıldı? Anneannelerimiz nasıl yaşamışlardı. Eski moda bulduğumuz anneannemizin öğütleri aslında sağlıklı bir ilişki için en gerçek tavsiyelermiş meğerse...
Evliliğe 'retro' tavsiyeler:
 Nezaket kurallarını canlandırın
 Kalem, kağıt geri gelsin
 Beraber dansa gidin
 Herşeyinizi bir anda anlatmayın
 Yatağa kavgalı girmeyin
Gazetede “teknolojide retro modası” yazıyordu. Hem estetik hem de çok kullanışlı retro tasarım teknolojik ürünler…nostaljiyle teknolojiyi birleştiren elektronik aletler, kulaklıklar, hoparlörler son dönemde çok popüler..2010’da ipod hoparlörünüz fütürist ve minimal görünümlü olursa çok demode sayılacaksınız denmiş. Gramafon ve plak satışları artmış mesela son zamanlarda. Madonnanın yanından ayırmadığı boombox’ını resmini görüyorsunuz...
Tayt’ın tekrardan moda olması ile Retro çılgınlığı tüm dünya da yüzünü göstermeye başladı. Büyük kenik çerçeveli gözlükler, bol kesim kürkler, mini etekler, dar kesim pantalonlar ve saç bantları 2010′nun sokak modasını süslemeye devam edeceğe benziyor. Adından hala söz ettiren Marilyn Monroe retro modanın çekici ve kalıcı olmasında en büyük etken. Kalın korse kemerler uçuşan etekli elbiseler kırmızı topuklu ayakkabılar balon etekler puantiyeler renkli güneş gözlükleri.. Her biri retro modanın getirdiği yansımalar.
Hep çok beğeniriz değil mi 60-70’li yılları. Eski türk filmlerini bayılırdım ben. Keşke o dönem yaşasaydım derim. Bence güzel bir akım, eskiyle yeninin karışımı…nostaljik her şeyi çok seviyorum. Eski şarkılar bile çok daha anlamlı ve güzel. Bir “hotel California” şarkısı nasıldı ama. Ya da sezenin eski şarkıları.
Devamını Okuyun...

harika bir film ve alışveriş


yaşamamız gereken hayat işte bu. doğa-enerjiler belli döngü içinde dönüp duruyor. herşey doğal, sade ve çok güzel. insanlar bunu yaşamak için uğraşıyorlar şimdi. Doğayla iç içe yaşamak, onunla bir bütün olmak için. Tüketmeden, koruyarak, karşılıklı beslenerek. hayalimdekinden daha güzel bir dünya. Hani şimdi bioenerji gibi pozitif enerjilerden bahsediliyor ya sıkça. işte ona güzel bir örnek. Doğanın ve insanın enerjilerinin birleşimi ve sonuçta güzel bir yaşam.
AVATAR filminin en çok konusunu beğendim. Yani görsellik, teknoloji süperdi ama konusu da çok güzeldi. Böyle bir dünyada yaşamak kim istemez ki? Herkese filmi izleyin diyorum. Değer çünkü. Adamlar emek harcamış ve çok güzel bir şey yapmışlar. Hem bir anda olsa başka bir dünyaya dalıp gidiyorsunuz. Hem de hayal gücünüz ,ufkunuz genişliyor. Artık film dünyası böyle olacak gerçekten. Çocuklarımız 3 boyutlu filmleri izleyecekler. Zaten onu izledikten sonra diğer filmler çok basit geliyor, zevk alamıyorsunuz.

Türkiye’de yeni konseptte mağazalar açılıyor. büyük avmlerde bunları görmek mümkün Ankara 365 ve panora avm’lerde çok şık ve şirin yerler var. dizaynları farklı ağırlıkla doğal ürünlerin olduğu, içeriğiyle mağaza konsepti uyumlu...Mesela lush sabunları var, mağazası da sabunların renk, dizayn ve tasarımları da çok hoş…sabunlar pasta gibi rengarenk, yiyesi geliyor insanın. Öyle güzel şekil ve renklerle süslemişler ki çınar kesin pasta, kurabiye sanıp yemeye kalkabilir.
Amerika’da da bu tarz mağazalar çok fazlaydı. Artık türkiye’ye de geldiler. Sabunlar, kokular…içeri giriyorsunuz misss gibi kokuyor…benimde hoşuma gidiyor. zaten bu konuda epey yol aldık. mağaza dekorasyonu, dizaynları süper. çok farklı konsepte çok şıklar artık. kıyafet mağazaları bile aksesuarlarla hem vitrinlerini hem de mağaza içini süslüyorlar. yargıcı bunun için yurtdışından özel ürünler getirtiyormuş. 
yeni yılda sevdiklerinize güzel kokulu sabunlar, duş jeli, köpük ve kremlerden oluşan setlerden oluşan paketlerdem hediye edebilirsiniz. http://www.lushturkey.com/ ziyaret edin derim. locciante en provence, yves rocher diğer markalardan örnekler...http://www.loccitane.com.tr/45/2/4919/78040/ana-sayfa/home-yilbasi.htm

Devamını Okuyun...

mevsimler


Hangisine hayatın son dönemi diyebiliriz karar veremedim. sonbaharmı kışmı?sanki kış soğuk ve içine kapalılığıyla daha yakın. Ben kendimi sonbahara yeni girmiş gibi hissediyorum. Renkleri, mevsimleri hayatlarımızla özdeşleştirmek ne kadar doğru bilemiyorum. Ama hayatla örtüşen bir şeyler olmalı, çünkü hikayeler böyle. Aynen ilkbaharda canlanıp, doğup, yazın serpilip, sonbaharda hüzünlenip dökülmeye başlarız. Ama güzeldir yine de sonbahar. Hala canlı ve hayat doluyuzdur. Ve kışın soğuk ve karadır. Son dönem kış mevsimidir. Bununla ilgili bir hikaye okudum. İçerik farklı da olsa mevsimlere başka bir açıdan güzel bir örnek:
Bir zamanlar dört oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.
İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne görüklerini sormuş.
İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi. İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi. Üçüncü oğlan başka fikirdeydi .Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.
Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti. Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı.
Ya da neye sahip olup olmadıklarını .....Gerçekleri ancak 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz . Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de... Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin. Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın. Evet her yaşın ve mevsimin ayrı bir güzelliği var. Ancak hepsini yaşar ve görürsek en güzelini seçebiliriz değil mi?
Devamını Okuyun...

Kısa kısa sağlıktan

Ağrı merkezleri açıldı ne kadar faydalı oluyor bilemiyorum. Ama alternatif tıpta çok ilerledi. EMDR’nin yanında nöral terapiyi de tv’de sık sık izliyorum, gazetelerde okuyorum. İnsanlar ilaçlarla tedavi olamayınca her yolu denemeye başlıyorlar hayliyle. Kısa kısa son çıkan yöntemlerden bahsedeyim:
EMDR, savaş stresi, taciz, doğal afetler veya çocukluk döneminde yaşanan üzücü olaylar gibi rahatsız edici deneyimlerin neden olduğu duygusal sorunlarda kullanılan psikolojik bir yöntem. Ayrıca fobi, performans kaygısı, panik bozukluk, yas, kronik ağrı ve başka sorunların tedavisinde de uygulanıyor. Travma sonrası stres bozukluğunu iyileştirmedeki başarısı birçok araştırmayla kanıtlanan EMDR’in Türkçesi; Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme. Yapılan; geçmişte yaşanan ve güne taşınan bazı olay ve anıları elden geçirmek. Bunların yol açtığı hoş olmayan duygular veya bedensel duyuları zayıflatmak, acı vermeye devam etmesini önlemek. Davranış Bilimleri Entitüsü uzmanları, yöntemi kullandıkları kişilerin migren ve kronik baş ağrılarının azaldığını tespit edince migren hastalarıyla bir çalışma başlattı. 10 hastaya EMDR uyguladılar. Hastalarda atak şiddeti, sıklığı, süresi ve alınan ilaçlarda ciddi düşüşler oldu. denemeye değer…hürriyet arşivden bununla ilgili yazılara ulaşabilirsiniz. 17.01.2009 EMDR ile iyileştim Ayşe arman röportajı ilginç okuyun derim.
NÖRAL TERAPİ; Nöral terapi vücudumuzda çok geniş bir elektriksel ağ (network) yapısında olan otonom sinir sisteminin uyarılması ve düzenlenmesini (regulasyonunu) sağlar. Ağrıların organ ile fonksiyon bozukluklarının ve muhtelif hastalıkların lokal anesteziyle tedavi edilmesi yöntemidir. Bazı hastanelerde uygulanmaya başlamış…özellikle ağrıların tedavilerinde başarılı oloyormuş…
KÜME TİPİ BAŞAĞRISI, eşimde olan bir rahatsızlık. Bu ağrı migren türünün değişik bir çeşidi. Erkeklerde daha sık görülüyormuş. Çok yorucu ve zor bir dönem geçiyoruz ataklar gelince. Akupunktur denedi, çok çeşitli farklı ilaçlar kullandı. Ama hiçbiri fayda etmedi. En sonunda oksijen tedavisi almaya karar verdik ve kocaman bir oksijen tüpünü eve başköşeye yerleştirdik. Ağrı atak gelince oksijen aktarması yaparak nispeten rahatlıyor.
Annemde de sinir sıkışmasına bağlı olarak özellikle el ve kollarında, belinde ağrılar oluyor. Beli için kullanmadığımız ilaç kalmadı. Fizik tedavi, ameliyatta yaptırdık. Farklı bir sürü şeyi denedik. Ama sonuçta iyileşme yok, daha kötüye gidiyor.
O yüzden ben de yeni yöntemleri araştırmaya başladım. Daha bilimsel olanları özellikle. Yani bioenerji, kuantum gibi olanları değil de EMDR, NÖRAL TERAPİ gibi olanları. Nöral terapiyi anneme, EMDR’yi eşime düşünüyorum. Eğer tedavi olur da olumlu sonuçlar alırsak yazacağım…herkese sağlıklı günler…
Devamını Okuyun...

kadın olmak

pms sendromunundan bahsetmek istiyorum. sanırım pek çok kadının ortak sorunu.
Premenstruel sendrom ya da adet öncesi sendrom diyebiliriz. PMS, kadın ve genç kızların adet (regl) dönemine yaklaşırken yaşadıkları önemli karakteristik fiziksel ve ruhsal belirtiler olarak tanımlanır. yumurtlama ile regl dönemi arasında yaşanan bir grup belirtidir. Reglden 7-10 gün önce yaşanmaya başlar ve belirtiler regl başlamasıyla sona erer.
Sizi bilmem ama ben bu dönemi epey zor atlatıyorum. Sinirlilik bir taraftan, baş ağrısı, karın ve bel ağrısı. Şişkinlik, dolgunluk. Tatlı krizi de ayrı geliyor. Sivilcemde çıkıyor üstelik... Acayip depresifte oluyorum. Ya hepsi mi olur. Maalesef evet. Ne yapmak lazım diye doktora gittim. Bana agnucaston diye hormon ilaçlarına göre daha hafif bir ilaç verdi. Fena gelmedi. Eski krizimi düşünürsek azaldı ama yine de kötüyüm.
Kadınlığın en sevmediğim tarafı da bu. Spor en iyi gelen şey gerçekten. Başka şeyler hava civa. Bu dönemi hafif geçirenler ağrı eşiği yüksek olanlarmış. Ben bu konuda çok dayanıksızım. ağrı eşiğim çok düşük. O yüzden ağır geçiriyorum. Bulduğum bir yazıdan alıntı yapıyorum:
“BULGULARI NELERDİR?
Yakınmalarınızın kaynağının PMS olup olmadığını anlamak için premenstrüel bulgularınızı, zamanlamasını ve şiddetini günlük olarak kaydedebilirsiniz. Eğer bulgular birkaç ay boyunca süreklilik gösteriyorsa PMS’unuz var demektir.
PMS’in bazı fiziksel bulguları aşağıdaki gibidir:
Abdominal (karın bölgesinde) kramplar
Akne, uçuk veya herpes yayılımı
İştah değişiklikleri, tatlı veya tuzluya aşırı düşkünlük
Bel ağrısı
Göğüslerde duyarlılık
Hantallık hissi
Kabızlık veya ishal
Seks dürtüsünde azalma
Baş dönmesi veya baygınlık
Halsizlik, bulantı, kusma
Sık idrar yapma
Baş ağrısı
Sıvı tutulumu ve şişkinlik hissi
Kilo atışı (2.5 kg kadar)
RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER
PMS’le bağlantılı bazı duygudurum değişiklikleri ise şunlardır:
Agresyon (saldırganlık)
Anksiyete
Depresyon veya üzüntülü ruh hali
Azalmış seks dürtüsü
Duyarlılık
Duygudurum değişiklikleri
Konsantrasyon güçlüğü
Ani ortaya çıkan üzüntülü ruh hali
Gerginlik
Unutkanlık
İnsanlardan uzak kalma isteği
TEDAVİ
Pek çok kadın eğitim ve yaşam tarzı değişikliği sayesinde bu bulgularla başarılı biçimde mücadele edebilir.
Aşağıdakilerden bazılarını birkaç ay boyunca uygulamalı ve yararı olup olmayacağını görmelisiniz.
Şişkinlik ve sıvı retansiyonu: el, ayak ve ayak bileklerinde şişlikler
Adet döneminizin başlangıcının 1-2 hafta öncesinden itibaren tuz ve tuzlu besin tüketiminizi sınırlayın. Bol miktarda su ve düşük sodyumlu meyve suyu tüketin.
Alt karın, sırt ve uyluklarda kramplar
Haftada 3 kez aerobik egzersizi (örneğin yürüme, koşu, bisiklet veya yüzme gibi) yapın. Bunlar krampların şiddetini azaltacak ve endorfin düzeyinizi artıracaktır. (Endorfinler vücudunuzun depresyonla ve fiziksel ağrı ile mücadele etmesine yardımcı olurlar)
Kramplar, şişkinlik ve baş ağrısı
PMS tedavisinde kullanılan ve reçetesiz satılan ürünlerden yararlanabilirsiniz. Bu ürünlerin pek çoğu krampları, şişkinlik ve baş ağrısını hafifletebilmek için gerekli etken maddelerin kombinasyonunu sağlarlar.
Kramplar, kaslarda gerginlik veya sırt ağrısı
Ilık bir banyo yapın, ısıtıcı bir ped veya sıcak su şişesi kullanın, gergin kasları rahatlatmak ve gergin ruh halinden kurtulmak için bitki çayı için (örneğin papatya, nane, böğürtlen veya ahududu). İyi bir masaj da yararlı olacaktır.
Depresyon
Doktorunuzdan, sağlık kuruluşunuzdan, hastanelerden bu konu ile ilgili önerilerini alın.
Duygusal stres, gerginlik veya anksiyete bulgularınızı birkaç ay boyunca bir günlüğe not alın. Bu bulguların kısa süreli olduğunu anladığınızda katlanabilme gücünüz de artacaktır.
Besinlere yönelik aşırı istek, iştah artışı
Daha az, daha sık yiyin, öğün atlamayın. Eğer mümkünse her zaman günün aynı saatinde yemek yiyin.
Genel
Kendinize karşı olumlu olun. Stres düzeyinizi olabildiğince azaltın. Yoga veya derin nefes alarak rahatlama tekniklerini öğrenin. Başkaları ile konuşun. PMS aynı zamanda beraber yaşadığınız ve çalıştığınız kişileri de etkiler.
Diyetinizde yeterli miktarda kalsiyum bulunduğundan emin olun. New York’ta yapılan kapsamlı bir araştırma günde 1200 mg kalsiyum karbonat alan PMS hastalarının 3 adet dönemi sonrasında yakındıkları bulguların yarıya indiğini göstermiştir. Kalsiyum içeren besin destekleri alabilir veya süt, peynir, yoğurt, somon ve brokoli gibi kalsiyumdan yana zengin besinler tüketebilirsiniz.
Vitaminlerinizi alın. Araştırmalar göstermektedir ki magnezyum, B6 ve B12 eksiklikleri kandaki östrojen miktarının yüksek oluşu ile ilişkilidir, yüksek östrojen düzeyleri de PMS’in ortaya çıkmasını kolaylaştırır. (Adet dönemlerinde çikolataya olan düşkünlük magnezyum düzeylerindeki düşüşle ilişkilidir).
Sağlıklı bir kilo düzeyini koruyun. Fazladan vücut ağırlığı kanınızda dolaşan fazladan östrojen anlamına gelebilir. Çalışmalar göstermektedir ki PMS’dan yakınan kadınların dolaşımındaki östrojen düzeyleri de yüksektir.
Duyarlılık, gerginlik ve göğüslerde acı
Kafeini azaltın ya da kesin. Eğer normalde çok fazla kafein tüketiyorsanız kafein eksikliğinden kaynaklanan baş ağrılarına yakalanmamak için kafeini kontrollü biçimde azaltın.
Devamını Okuyun...

ecocity

Her şeyin başına eco koyunca tamam oluyor sanki. bir Çinli sunuşunda zamanımızda ECO'lar EGO olmuş dedi. Ne doğru değil mi? kimsenin ekoyu düşündüğü yok herkes kendi egosunu tatmin peşinde. Bildiğimiz ekosistem, ekoloji kavramlarının eko’su alınmış ve şehir, bina, planlama, yapı, kent gibi kavramların başına konmuş, etiket olmuş.
Yani gündem ekoşehir, ekobina, ekoplanlama. Birde bunların içlerini doldurabilsek. sırf isimde kalmasa, kelimelere çok takılmasak.
Sorunlar biliniyor, ortak. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, gdo, karbon salınımları, enerji tasarrufları…özetle doğanın dengesinin bozulması.
otomobillere bağımlı şehirler ve otomobil merkezli gelişimler. arabasız şehirler yaşamlar yaratılmalı dendi durdu. Otomobil büyük kirletici arkasından bir sürü şeyi de tetikliyor tabii. ama sadece bu değil ki. İsveç 2020 için petrolden kurtulma projeleri yapıyormuş. Ev-iş-okul üçgeni yürüme ya da bisikletle gitme mesafesinde olmalı dendi ama büyükşehirlerde bu neredeyse imkansız değil mi?
ana konumuz "doğaya dönüş, doğal kaynakları nasıl kullanalım?koruma-kullanma dengesi nasıl oluşturalım" dı"Rüzgardan, güneşten, yağmur sularınından yararlanalım, kullanalım. Bunların bize elektrik, su, enerji, yakıt olarak geri dönüşümü yapalım" dendi.
Yeşil, yeşil, yeşil. O kadar önemli ki. yeşil çatılardan bahsedildi. Benim oldum olası çok hoşuma gitmiştir. Her evin çatısının bahçe olduğunu düşünsenize. Yukarıdan bakınca çok hoş görünür. Her yer yemyeşil olur.
Konferansın doğa ayağı eksikti biraz. Yani canlıların, hayvanların, bitkilerin, endemik türlerin, nesli tükenenlerin bu konferansın neresinde olduğu, ekoşehir yaparken onlar için ne yapılması gerektiği spesifik olarak söylenmedi hiç. sürdürülebilirlik nasıl sağlanacaktı?
Ağırlıkla dünyadaki çevre sorunları ve bunlara çözüm olarak da arabasız şehirler yaratmak, enerji verimliliği yüksek binalar yapmak ve yeşil çatılar oluşturmaktan sürekli bahsedildi.
Açıkçası ben çok tatmin olmadım. Dünya ölçeğinde belli stratejik kararlarla sonra da ülke ölçeğinde bölgesel planlarla başlamalıydı her şey. Yani ben genelden özele inerdim. Çünkü birtakım yasa, yönetmelik, yaptırımlar olmadığı sürece bir şeyleri değiştirmek çok zor. Bu konferansta da tam tersi bina ölçeğinde takılıp kaldık. Yani binalar %100 enerji tasarruflu olsalar, çöp, su vs. geridönüşümü yapılsa, yeşil çatısı da olsa sorunlar bitecek mi? Hadi arabada kullanmayalım ya da en azından hibritleri kullanalım.
Ne kadar sürede açılan ozon tabakası eskiye döner, iklimler düzelir, nesli tükenen canlılar geri gelebilir ki?tabii neresinden başlanırsa ya da ne yapılırsa iyidir diyorum ama öyle bir düzen var ki kaynaklar tükenip birileri para kazanamaz hale gelince bunlara dönüşüm olabilir diye düşünüyorum. Tabii o zaman da yapılacak bir şeyler kalırsa. Yokolmanın telaşına kapılmaya başlamışız. En çok da çocuklarımız için endişeleniyorum. Umarım gerçek ekoların oluştuğu şehirlerde yaşayan, egoların arkada kaldığı günleri biz olmasak da çocuklarımız görür. Ve umarım bu resimlerdeki gibi yemyeşil yaşam alanlarımız olur.
Devamını Okuyun...

Yılbaşlarını seviyorum…


Her yer süslerle doluyor. Cıvıl ,cıvıl avm’ler, bazı sokak ve caddeler. Yılbaşı yeni bir yılın umudu olarak geliyor. Yabancı bir kültür gibi bakılsa da ben o şatafatı, gösterişi seviyorum. Işıl ışıl her yer. Bana pozitif enerji veriyor. Motive ediyor. Yaşadığımı hissediyorum.
Görmek ayrı bir şey. Görsellik hissetmenin nerdeyse tamamı benim için. Dünya zaten görsellik üzerine kurulu değil mi? Ama canlı yaşayarak görmek tabii. Öyle tv’den , gazeteden bakarak değil. Bizzat içinde olarak.
Yurtdışında bu süsleme olayı çok önemseniyor. Ayrı bir sektör olmuş. Biliyorsunuz orda CHRISTMAS tatilleri de var birkaç günden başlayıp 2 haftaya kadar uzayanlar var. Bir alış-veriş çılgınlığı oluyormuş amerika’da. Herkes birbirine hediye alıyormuş. Eltim amerika’da bu dönemin en hareketli alışveriş dönemi olduğunu söylüyor. Ayrıca evleri öyle güzel süslüyorlar ki inanamıyorsunuz. Evler genelde müstakil olduğundan herkes kendi evini süslüyor. Buralarda yeni yılın geldiği hemen her yerden anlaşılıyor. evlerinin dışını o kadar güzel oluyor ki özellikle onları dolaşmaya görmeye gidiliyor. seyretmek ayrı bir zevk tabi.. Hele geceleri bahçeleri rengarenk ışıklar, ağaçlar, süslerle dolu…
İsveç’te de apartmanlarda her dairenin camında yıldız ve kalplar asılıydı. ışık veriyordu. Çok hoştu. Dışarıdan o kadar şık görünüyordu ki. Görsel bir hoşnutluk var yani.
Hepimiz için sağlık diliyorum. Çınar 2009’da çok hasta oldu, umarım 2010 hastalıksız bir yıl olur. Yeni bir yıl yine de hepimizi güzel umutlarla gelsin. Hayat devam ediyor. Ve her şey bizim için. Acıları hatırlatmasın…yeni acılar yaşatmasın…sağlıklı bir yıl olsun..
Devamını Okuyun...

Bebekler öpmez…

Bu kadar güzel mi konuşulur.
“annecim” “babacım” “dedecim" lere başladık.
Seni seviyorum “bende seni seviyom”ya da özledim versiyonu…
Çınarın son moda sözleri de “bebekler yapmaz, etmez, istemez”gibi cümleler. İşine gelmeyen herşeyde hemen böyle diyor. "bebekler öpmezzzzz":))) 
Neler oluyo burada” Bilmiş bilmiş eller belde…kuzenimle konuşuyoruz geldi yanımıza böyle diyor.
Uçağa bindik. Pilot konuşmaya başladı. “Anons yapıyo” dedi şaşırdım.
Ne görse mesela hayvanlar veya resimlerde  “annesiiiii, babasıııııı” yakıştırması yapıyor. 
“burda yatmak istemiyom. Burada yatıcam” . Artık bütün istek ve taleplerini rahatlıkla dile getiriyor.
Her sabah ağlama krizimiz var. “gitme anne” “bende gelicem ise anne”. İlk kez bu sabah “neden işe gitmen gerekiyo? Benimle kalmak istemiyon” demezmi? offf dayanamıyorum öyle tatlı ki. Tabii her sabah üzülerek ayrılıyorum evden.
Çok tatlısın seni yemek istiyorum, öpmek istiyorum diyorum. “bennn tatlı değilimmmm” diye bağrıyor.“öpme anne” “yeme anne” diyor.
Dün kabak oyacağıyla kabak oyuyorum.. masum masum “ne oluyo burada” dedi. Bayılıyorum böyle demesine. Kızınca kaşları da çatıyor şöyle. Her şeyi kendi yapacak.
Kuzenimin doğumgününde daha o üflemeden pastayı üfledi. Mum üflemeye bayılıyoruz.
Portakal sıkarken görüyorsunuz.
Oğlum nasıl güzel mızıka çalıyor. İyi ki almışım çok sevdi. Teyzemin evde piyano çaldı. İnanamıyorum, öyle komikki. Bir çaba içinde ki sormayın, üflemeye çalışıyor, uğraşıyor.
Kısmetli, her yerden hediyeler geliyor. Şimdiki çocuklar böyle işte. oğlumun halası ve teyzesi yok. Yani dayı ve amcaları var. Ama büyük teyzeleri çok Allahtan. hepsi de çok seviyor. Büyük teyzesi ona bornoz almış. Bornozun büyüğünü de kuzenim almış. Birlikte resim çekileceklermiş. Çok tatlı oldular.
Artık söylediklerine yetişemiyorum Çınar'ın. Yazmak da her zaman olmuyor. O yüzden aralarda kağıt kalem bulunca yazabiliyorum yoksa unutuyorum…aklımda kalanlar bunlar.
Çocuklarla ilgili yazı yazmak öyle kolay değil. Araştırmak, okumak, bilmek gerekiyor. o yüzden bu ara hızlıca yazabileceklerime öncelik veriyorum. işte çok yoğunum....
Devamını Okuyun...

santral istanbul,enerji müzesi

Okul ortamını seviyorum ve okulda kalmadığıma çok pişmanım. Hayatımdaki pimanlıklarımdan biridir. Daha modern, enerjik, dinamik yaşayan bir ortam. Üretim merkezi zaten. Tam bana göreymiş. Ben de kendimi ileri görüşlü bilirdim. Ama bu iş konusunda önümü görememişim. İtü’de bir hocayla karşılaştım. Bana hikayesini şöyle özetledi. Babam esnaftı, esnaf olmayı düşünüyordum ama onu kaybedince önümde iki seçenek kaldı. Ya öğretim görevlisi ya da memur olacaktım. Memurluk bana göre değil dedim ve doğru kararı verdim dedi. Ben de memur olmayı düşünmemiştim. İnsan mezun olurken çok idealist oluyor. Ayakları yere basmıyor, hayalleri oluyor. Oysa ki iş ortamı, piyasa öyle mi?özelde çalışır ne işler yaparım diyordum öylede başladım ama baktım ki o işler öyle olmuyor burası Türkiye. Neyse velhasıl her şey kader kısmet. Ötesi yok. Plan programla hayatın getirdikleri uymuyor.
Bu konu bilgi üniversitesinden çıktı. Kuzenim orada okuyor. Beni de bu defa Santral kampüsüne götürdü. Eski Silahtarağa Termik Santrali burası. Santral, İstanbul’un elektrik güç kaynağıymış ve 20 yıl önce terk edilmiş. Üniversite böyle yerleri alıp restore edip kullanıyor. Çok beğeniyorum. tarih ve modernizmin iç içe ve öyle hoş olmuş ki.
Kampus içinde iki meşhur restoran-cafe var. Santral tamirhane ve otto. İkisi de çok şık. istanbul'a hitap ediyorlar ve moda yerler...özellikle ottonun müdavimi çok. okuldan çok dışarıdan takılıyorlarmış buraya.
Beni en çok etkileyen bahçesi ve müzesi oldu. Kocaman ağaçlarla dolu. Her yer çim. Baharda ya da yazın çınarı götürüp bırakmak istiyorum koşsun gönlünce.
Ve tabii enerji müzesi. Çok eğlendim keyif aldım. değişik deneyimler yaşıyorsunuz. gidin, deneyin, görün derim. Sergi alanıda vardı ama bende orayı gezecek hal kalmamıştı (konferans çıkışı akşam gittim çok yorgundum)  
Enerji müzesi çocuklar için çok eğitici, öğretici bir yer. Eğer 3-4 yaşından büyük çocuğunuz varsa istanbula gidince ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Çok güzel düşünmüşler. Uygulamalı birçok şeyi görebiliyorsunuz. çocuk atölyeleri var. Çınar büyüyünce hafta sonları götürmeyi düşünüyorum. Programlar çok güzel, çocukların bilim adamı yetişmesi için ideal bir ortam yaratılmış. İlgili sayfaların linkini ekledim.
Daha önce Dolapdere kampüsüne gitmiştim. Oranın da mimarisi süperdi. Eski araba fabrikasıymış burası da. Bir Yeniden İşlevlendirme Örneği diye geçiyor. 2 .binası da Avrupa çelik tasarım ödülü almış. İçi de çok hoş, dekoru. Kırmızı her yer. Geçişler falan. Yurtdışındaki özel birkaç üniversiteye benzettim.böyle dönüşümler ne kadar şık ve heyecan verici değilmi?
Diyeceğim şu ki İstanbul’da imkan çok ama yaralanırsanız tabii. İstanbula bu gidişimde adres İstanbul, enerji müzesi, gerekse Beyoğlu ve sıraselvilerde gittiğim cafe-restoranlar, gerekse laleli taşhan bana kendimi tarihin içinde ya da modern avrupa’da hissettirdi.
Bu kadar yazınca epey gezmiş olduğumu anladım…ve esas gittiğim ve katıldığım ecocity konusuna bir türlü gelemedim. Onu da uzun uzun anlatacağım. Yazacaklarım bitmiyor. Çınara da henüz sıra gelmedi.
Devamını Okuyun...

ailem

Ailecek toplanmak çok hoşuma gidiyor. Dayılar, teyzeler, büyükler, kuzenler…kalabalık çok hoş. İstanbulu bu yüzden de çok seviyorum. Çünkü ailemiz orada bir araya geliyor. Sevdiklerinle birlikte olmak, saatlerce sohbet etmek çok hoş. Gerçi çocukların olduğu yerde artık bu epey zor oluyor. Benim birde fotoğraf hastalığım meşhurdur ailede. Her bir araya geldiğimizde aile fotoğrafı çektirmek için herkesi toplarım. Tabii bir iki senede bir oluyor. Şimdi çınar en küçük ve en gözde çocuk ailede. Hediyeler ona geliyor, telefonlarda bile önce hemen onu soruyorlar. Zaten istanbuldan hiç gelmek istemedi. Kalabalıktan çok hoşlandı bayıldı. Çocuklarla oyun oynayıp durdu. Herkesten ona özel ilgi vardı tabii. Kuzenlerim kocaman oldular. Çınar gibilerdi. Elimde büyüdüler. Şimdi kendi oğlum var. İnsanlar yaşlandığını en çok onların büyüdüğünü görünce anlıyor. Gençken kıymeti pek bilinmiyor ama insanın yaşı ilerledikçe aile kavramı daha bir önem kazanıyor. resimlerdeki şahıslar yıllar geçtikçe değişiyor tabii. Büyükbabam ve babamın yerine çınar ve mert yılmaz geldi. Büyükler gidiyor küçükler geliyor arkadan. Düzen bu işte. Sonra arada kaçaklarda oluyor. Herkesin işi gücü var artık başka şehirlerde olanlar. Yani kolay değil eskisi gibi bir araya gelebilmek. O yüzden de çok önemsiyorum bu toplanmaları. Çınarda tanısın istiyorum akrabalarını. Ayrı şehirlerde olunca görüşmek zor gerçekten. Alanya’ya da bu yüzden sık sık gitmeye çalışıyoruz. herkese ailesiyle mutlu kareler diliyorum...
Devamını Okuyun...

eviniz

Herkesin evi biraz kendini anlatır değil mi? kendinden bir şeyler vardır evinde. bir süs eşyası bile onu tanımaya yetebilir. renkler, doku, koku, havası. Her şeyiyle bir bütündür o ev. Tabii maddi imkanlarda çok önemlidir. Ama tarzınızı her koşulda yaratabilirsiniz. Zaten önemli olan pahalı, gösterişli şeyler değil sizin orada yarattığınız uyum ve ahenktir. Özenle seçilmiştir her şey. Ya da beğenilip alınmıştır. Sizin zevkinizin dünyaya bakışınızın başka bir ifadesidir. Benim için önemlidir. Her aksesuarı tek tek kendim arayıp bulurum. Çok yorulmuştum evimi döşerken. Tabii zamana yetişmek zor. Bazı şeyler demode oldu ama yine de fena sayılmaz. Uydurmaya çalışmışımdır. Özellikle çınarın odasında çok uğraşmıştım.
Ev hayattır. Hayatta sizindir.
Adres istanbulun girişinden bir not:


Devamını Okuyun...

mohini, adres istanbul

Tarih kokan istanbuldan modern istanbula geçiyorum. Adres istanbul. Burayı duymamıştım özellikle de gitmedim. Konferansa katıldığım yerin hemen yanındaydı. Öğle arası da uzun olduğu için bir gezeyim diye girdim iyi ki girmişim. Modern çizgilerin hakim olduğu bir tasarım cenneti. Çok farklı konseptler, özel tasarım mobilya ve aksesuarlar bulmak mümkün. Ben en çok avm’nin dekorasyonunu beğendim. Çok farklı ve etkileyiciydi. Mağaza kavramı az vardı. Hepsi birbiriyle iç içe geçmişti. Birinin içinden öbürüne geçiyorsunuz. Sanki sokakta yürüyor gibisiniz yerlerde taşlar. Görmeniz gerekiyor anlatmam zor.
Çınarda istanbul’dan nasibini alsın diye onu da ilk ve tek çocuk avm’si olan Mohini’ye götürdüm.burası da modern çizgilerin hakim olduğu çocukların sevimli dünyası. Birçok şey var özellikle de doğal ürünlerle yapılmış herşey.çocukla ilgili aklınıza ne gelirse var. oyun merkezleri…ama biraz pahalı olduğunu not olarak koyayım.
www.mohini.com.tr'den daha detaylı programları, aktiviteleri bulabilirsiniz.
Tabii ikea’ya da gittim. Ama orayı gezmek için bir tam gün ayrıman lazım ve dayanıklı olman. Ben sadece ihtiyaçlarım doğrultusunda almak istediklerime odaklanıp, gezip 2 saatte işimi bitirip çıktım. İkea’nın yanına Forum İstanbul açmışlar o yüzden inanılmaz bir trafik vardı. İçeri girip çıkmamızda 2 saate yakın sürdü diyebilirim.
Maalesef gittim yağmur dönene kadar yağmur hatta kar bile yağdı istanbul’da. O yüzden istinye parka gidemedim. İstanbula hava güzelken gitmek lazım. O zaman deniz kenarında çay içmek ayrı bir zevk oluyor. Ya da vapura binip gezmek. Gerçi Beyoğlu her havada her zaman güzel.
Devamını Okuyun...

tekrar istanbul

Güzel istanbulum. Boşuna şarkılar şiirler yazılmamış adına. Ancak onu seven, içinde yaşayan bilir.ama yaşamalı tabii. Evle iş arasına sıkıştırılmış hayatlar, trafiğe mahkum zamanın esiri olan insanlar sevemez istanbulu. Ya da onun heybetinden, ihtişamından ürkenler, uzaktan izleyenler, içine giremeyenler bilemezler o sihri büyüyü.
Beyoğlu’nda gezerken kendimi kaybettim. Kültür, tarih, sanat kokuyordu. Atlas pasajına girdim. Öyle güzel iki dükkana girdim ki kendimi kaybetmişim. Birinde amcamın biri el sanatlarıyla ahşap üstüne çeşitli motiflerde İstanbul simgelerini koyarak lambalar yapıyordu. Anlaşılan o da bir İstanbul sevdalısıydı. Öyle oturup uğraştığına, istanbulu işlediğine göre. Diğeri de değişik süs eşyaları satan bir yerdi. Ama çok şirin şeyler. Ahşap ağırlıklı. Çınara mızıka aldım böyle ayıcıklı desenli. Ve uğur böceği şeklinde araba ya da evde kırıntıları temizlemek için içine çeken bir makine. Süperdi ikisi de. Daha neler neler vardı neyse ki randevum vardı geç kalmamak için çıkmak zorunda kaldım. Ankara’da o sevimlilikte değişik farklı şeyler bulamıyorum ben. Böyle esrarengiz, eksantirik, farklı ambiyanslar olan şeyler görmek istiyorum ama yok. Ya da ben bilmiyorum bilen varsa lütfen söylesin.
Gelelim günlerime…havanın azizliği ve trafik haricinde güzeldi. yoğun ve yorucuydu tabii. İstanbul’da şöyle bir şey oluşmuş tabii görüştüğüm tanıdıklarımdan duyduğum kadarıyla. Herkes oturduğu mühit civarında yaşamayı tercih ediyor. Yani bir boğaza ya da tarih kokan bir yere gideyim gezeyim yok. Taksim, beyoğluna bile gitmiyorlar. Buralara sanırım öğrenci ağırlıkla geliyor. Çalışan kesim için bir yerden bir yere gitmek zor geliyor. Öyle olunca bence istanbulun bir anlamı da olmuyor tabii. Denizi görüp koklayamadıktan sonra, ortaköyde gidip kumpir yemedikten ya da boğazla tura çıkamadıktan sonra…. ya da kanlıcaya yoğurt yemeye gitmedikten sonra bu örnekleme bitmeyecek aklıma bir sürü yer geliyor. İstanbul işte yazılacak çok şey var. Okan bayülgen kızına İstanbul adını koyduya çok hoşuma gitti doğrusu.
Gittiğim konferans yabancı ağırlıklıydı. Ve bizi gala yemeğine lalelide taşhan restorana götürdüler. Binbir gece dizisinde kayınbederin işyeri olan deri mağazalarının olduğu yer. Hep ortada oturup çay içiyorlardı. Laleli’nin Kaderini Değiştiren Tarihi Mekan Taş Hanmış burası. Bende yeni öğrendim. Neyse tam turistik mekandı. Böyle taştan, loş ışıkların arasında dansözlü, sazlı sözlü, Türkleri anlatan bir mekandı. Eğlendik doğrusu. Turistler çok meraklı ve çok komiktiler. Nasıl oynamaya çalışıyorlar dansözle..
devam edeceğim istanbul serüvenime...
Devamını Okuyun...

amazon kadınlar günümüzün girişimci bayanları

evet tarihte amazon şimdiki isimleri girişimci bayanlar diyebiliriz. biraz şekil değiştirse de içerik ve öz aynı.
yani savaşçı, mücadeleci, güçlü kadınlar...Kadınların yapabilecekleri sınırlı değil. Allah özene bezene yaratmış. birkaç işi birarada yapabilme yeteneği vermiş. Her iş mi gelir elimizden. erkekler kızmasın lütfen. ama öyle. istersek fizik gücümüzü geliştirip tam amazonda olabiliriz yani. yeter ki isteyelim. kariyerde yaparız çocukta... Adres istanbul’da duvarda asılı bir yazı çok hoşuma gitti. Aynen koyuyorum.

Türkiye sanayici ve işadamları derneği yani kısaca TÜSİAD. Bayrağı bayandan bir başka bayan devir alacak. Allahtan işadamları derneği diye kadınları ayırmıyorlar. sen erkek değilsin bu derneğin başkanı olamazsın demiyorlar. Ümit BOYNER yeni başkan olacakmış. Tam bu yazıya uyan amazon, girişimci, başarılı ne isterseniz var. Böyle başarılı, ülkemizi çok iyi temsil eden bayanlarımız, annelerimiz çok. Hepsini gönülden kutluyorum onları gördükçe gurur duyup mutlu oluyorum. İyi bir şeylerde oluyor ülkemizde.
ayrıca amazon kadın efsaneleri süper okuyun derim.
http://tholermord.blogcu.com/amazonlarin-efsanesi/1244276
http://www.msxlabs.org/forum/kultur/13942-kadin-savascilar-amazonlar.html
Devamını Okuyun...

uçak yolculuğu

konfor ve rahatından çok zaman kavramı önemli insanlar için icat edilmiş bence. Bugüne kadar çok bindim ama bu sefer ki başkaydı. Çünkü yanımda çınar vardı. Çok önemli bir husustu. Tabii bu bana farklı bir şekilde yansıdı ve uçak yolculuğum yaşadığım stresten dolayı şiddetli başağrısına tutulmamla sonuçlandı.
Canımın içi nasıl mutlu oldu, uçak inmesin deyip durdu. Hep havada kalalımmış. Babasını bile görmek istemedi. İneceğiz baban bekliyor diyorum yok o inmek istemiyor. “istemiyom anne”…
Ne güzel bir dünya değilmi? hiç bir şeyin farkında değiller. Çocuk olmak, çocuksu ego ve kaprislerimin olmasını çok isterdim. Dünya sadece onun etrafında dönüyor. Ama gerçek dünya da maalesef böyle değil.
Uçak gerçekten zaman anlamında bir lüks. Bugüne kadar neden uçakların zenginlere yönelik olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. zamanlarını da parayla satın alıyorlar farkında mısınız? Çünkü zamanları vakitleri çok değerli. Artık zamanın değerli olduğu kavramı globalleşmeyle birlikte önemsenmeye başladı ve ülkemizde de uçak fiyatları biraz düşünce orta hallilerde uçakları kullanabilir hale geldi. Hoş gelişmiş ülkelerde uçak kavramı bizdeki otobüs gibi zaten. Şehirden şehre hep uçakla gidiliyor. yani oralarda zamanın değerli olduğu çoktannn keşfedilmiş. biz herşeyde geç kaldığımız gibi bunda da arkadan takip ediyoruz. 
İstanbul’dan yarım saatte geldik. Biraz gergindim. Çınarda olduğu için sanırım ilk kez uçakta paniğe kapıldım. Hatta panik atak geçirdim diyebilirim. Çınar bana “Kokma anne” deyip elimi tuttu ve ben gözyaşlarımı tutamadım tabii. çocuğunuzu kaybetmeyi bir an bile düşünmek insanı fena yapıyor.
Çocuğunuzla ya da bebeğinizle uçağa binmekten sakın çekinmeyin. İnanın hiçbirşeyin farkında değiller. Çınar gayet mutluydu. Siz de rahat olun tabii…benim gibi olmayın düşünmeyin kötü şeyler......
Devamını Okuyun...

buruk bir hikaye

Ayşe teyze unutmadık seni…
Böyle karamsar bir konu yeni bir yıla yakışmadı ama gerçekler bazen yakışıksız da kalıyor hayatta.İçinizi biraz acıtacak buruk bir hayat hikayesi…
başını ve ortalarını tam bilmiyorum ama sonu biraz acımasız ve şok ediciydi. Biz son zamanlarına yetiştik ve çok kısa süre birlikte olabildik. Güzel, sempatik, neşeli, cıvıl cıvıl, genç bir kız edasındaydı. Hep gülen yüzünü hatırlıyorum.
Ama yılbaşı gecesi herkes için aynı anlamı taşımıyor maalesef. Bazılarına da acılarını hatırlatıyor olabilir. Tıpkı bu olaydaki gibi. Önümüzdeki seneler ne getirecek bilmiyoruz ama umarım böyle talihsiz şeyler kimse yaşamasın.
Geçen yeni yıla güzel girmiştik. Sabaha doğru aldığımız acı bir haberi duyana kadar.
Ayşe teyzeyi buradan anıyorum, ruhu şad olsun…kızın önce kendine, sonra kardeşime sonra da bize emanet. Başak seni çok özlüyor…
Ayşe teyze yeniyıla annesi ve kızıyla girdi. Üç nesil bir arada ve yanlarında damadı geleneksel olarak anneannenin evinde toplanıyorlardı. Bu gelenek bu sene eksik yaşanacak. Bazı şeyleri eksik yaşamak da anlamsızlaştırıyor değilmi? Birinin varlığını ne doldurabilirki?
Güzel ve mutlu bir gecenin ardından herkes evine dağıldı. Ama Ayşe teyze sabaha kalkamadı. Kalp krizi geçirdi ve kaybettik onu. ne acı değil mi? Hayatın anlamsız ve boş olduğunun bir göstergesi. Kızı kardeşimin eşi yani başak gelinimiz.
Kızının ve damadının evine noel ağacı kurmuş, süslemiş. Altına da kuzulu ve aslanlı terlik alıp koymuş ve şöyle not iliştirmiş. “Kuzumu aslanıma emanet ediyorum” Duyunca içim acımıştı. Tüylerim diken diken olmuştu.
Acı değilmi? anneannesi, babaannesi, dedesi yaşıyor. Ama anne baba yok. Herkesin hüzünlü bir tarafı var hayatının… ama bu farklı biraz da talihsiz bir hikaye.
Böyle ani, sarsıcı, kabul edilemez ölümler hayata öfke duyulmasına neden oluyor. Kızıyorsunuz neden ben diye neden benim başıma geldi diye. Haksızlık diyorsunuz. Oysaki çok var ama etrafımızda görmeyince…dizilerin böyle izlenmesinin bir nedeni de insanların böyle şeyleri dizilerde görmesi, kendini yakın hissetmesi belki. Herkes yaşantısından bir şey buluyor dizilerde…gitmek giden için nasıl bilmiyorum ama kalan için zor. Gerçi giden içinde zordur. Hele de arkanda yalnız bir kız çocuğu bırakıyorsan…Kalbi çocuğunda kalıyordur. Gözü arkada…böyle zamanlarda insan sadece çocuğunu düşünüyor. benim aklımın fikrimin çınarda olması gibi. tüm anneler böyledir...
İyi insanların çok yaşamadığı sözüne inananlardanım.
1 yıl olacak gözlerim dolu dolu oluyor… şimdi her yeni yıl bu olayı hatırlayıp içim acıyacakmı? Yeni bir yılın, yeni bir umudun ışığını taşıyamayacakmıyız?
Böyle bir yazıyı yazmak benim içinde zor. Çünkü bazı şeyleri anlatmaya kelimeler yetmez bu da öyle bir durum. Ne denir, nasıl teselli olunur bilemiyorum. bu içimi çok acıtan bir şey olduğu için paylaşarak rahatlarım ümidiyle bu yazıyı yazdım.
Hayat bildiği gibi gelsin ama ne olur yavaş ve ağır ağır vursun…darbe indirmesin…
Devamını Okuyun...

Yazmanın tek bir zamanı var: şu anda, şimdi….

yazmak için beklemeyin…ertelemeyin…eğer seviyorsanız, yazmak istiyorsanız…yazın ve yazdıklarınızı da kendinize saklamayın. Yayınlayın, paylaşın. İnanın daha mutlu olacaksınız. Hem rahatlayacaksınız, hem gurur duyacaksınız, hem de bir şey yapmanın verdiği mutluluğu yaşayacaksınız.
Ben de sitemde daha kısa yazmaya çalışacağım. Çok uzun yazdığımı söyleyenler var. Ben kendimi kaptırıp gidiyorum sanki roman yazıyormuşcasına. Umarım çok sıkıcı olmuyor, okuyabiliyorsunuzdur. bu işte çok yeniyim tabii. Ama çok severek yapıyorum. gördüğüm yaşadığım aklıma gelen her şeyi yazmayı istiyorum.
elif şafağında bu konuda bir yazısı var. Yazar olmak için iki şart varmış. biri hınçla yazmak diğeri aşklaymış. Güzel bir tespit. Birde bunlara yalnızlığı ekleyeceksiniz demiş. İkisinden birine sahip olmak lazımmış. Bende ikisi de var. ama yine de aşkla tutkuyla yazıyorum demek bana daha yakın olur. Ama hınç, hırs, içimdekileri boşaltmak da var tabii. Ama en önemlisi gerçekten yalnızlık. Hiç kimse kimsenin ne yaşadığını, hissettiğini bilemez. Herkes bir şekilde yalnızdır. Kendiyle baş başadır. Kalbinden, aklından geçenleri, duygu ve düşüncelerini sadece kendi bilir, yaşar. Bir başkası anlayamaz. Herkesin anlatamadığı sırları vardır diyor “ezel” dizisinde.
Her şeyin bir yaşı var belki ama yazmanın yok gibi. En azından sınırları yok. Rahatım kimse sen bu konuda eğitimsizsin, yaşın geçmiş, geç kalmışsın, yapamazsın, başaramazsın demiyor. Kimse karışmıyor, kızmıyor. Ayıp, günah değil.
Hayatımın belirli dönemlerinde bazı övgü ve öneriler almıştım sanatla ilgili. Mesela üniversitede okurken iyi kara kalem çalışıyordum hocam bana yeteneklisin, geliştir demişti, kaldı. Birkaç arkadaşım mimiklerimin çok iyi olduğunu, yüzümünde müsait olduğunu iyi oyuncu olabileceğimi söylemişti, kaldı. Kendim fotoğrafçılığı çok seviyordum yapmak istedim, kaldı. Ve yolu yarıladım. Artık geride yarım kalan bir şey bırakmak istemiyorum.Bir blogda yarımlar toplanınca tam etmezmi yazıyordu? etmez, edemez. Yarım olan iki şeyi tek bir hale getirirken yapıştırma izleri kalır, belli olur, güzel durmaz. Tam hali gibi olur mu? İşte bu da öyle bir şey asla tam olamaz, düzgün olamaz, pütürsüz kusursuz olamaz.
En azından yazmayı yarım bırakmak istemiyorum. 35’imde başladım geç sayılır tabii. Ama günlüklerimi, içimdekileri epeydir yazıyorum. Parça parça bir sürü yazım, hikayem var. bence bu işe tamamen kendini vermek gerekiyor. Yoksa böyle aralarda parça parça bölünerek hızlıca yazmak da güzel ama eksik kalıyor bir yanı. Çünkü yazdığım bir şeyi tekrar okuduğumda beğenmiyorum. Cümlelerimi, kelimelerimi, dizilişlerini, sırasını…çok eksik görüyorum. O yüzden sindire sindire üstünden geçerek yazmak istiyorum. Bunun içinde mesai lazım. Günlerce odaya kapanıp yazmak, karakterlerimle konuşmak istiyorum.
Ve zamanım yok, bana zaman yetmiyor.
Para kazanma derdinin olmaması ve istediğin sevdiğin işleri yapmak nasıl bir şey acaba?
Ya da yine şafağın söylediği gibi yazı yazma işi hep yaşlılığa, ileriki yıllara bırakılır. Hep bir hobi ya da olarak kalır. Çünkü sanatsal bir faaliyettir, para kazandırmaz. Ya da yazdıkların beğenilmez diye düşünür, utanırsın. Artık bir sınır bir hat çerçeve istemiyorum hayatımda. Sadece yapmak istiyorum istediklerimi.
15 aralık’ta bloğumun 6. ayı doluyor. Ve 200 yazıyı hedefliyordum. Soru ve cevaplar kısmımı eğer yazabilirsem olacak da. Sayı değilde içerik, okunması önemli tabii farkındayım. Sayı sadece emeğimin göstergesi. Çalışmışım dersime. Umarım yazılarım birilerine faydalı oluyordur.
Devamını Okuyun...

önümüzdeki hafta

• Slowfooda üye oldum. iki tane ilgili site buldum, aşağıya ekledim.
• Hafta sonu iş için istanbula gidiyorum. 1 hafta yokum. Tabii bana da bahane oldu İstanbul sevdalısı, hasret çeken biri olduğumdan. Ne zamandır gidemedim zaten. Çınar büyüsün şu hızlı trende gelsin hafta sonları gidip geleceğim.
• Umarım her şey yolunda gider(havalar ve trafik) biraz özlem gideririm. Üniversiteden arkadaşlarımla da görüşmek istiyorum. Çok heyecanlıyım. Öyle çok şey yapmak istiyorum ki. Nasıl yetişeceğim bilmiyorum. Üstelik 3 gün sabahtan akşama konferansta olacağım. Mohini'ye çınarı götürmek istiyorum.
kendimde şu meşhur istinye parka gitmek.
tabii ikea'ya kesinlikle uğramak...
klasik ortaköy, beyoğlu'na gitmemde lazım çok özledim.
• Beyoğlu şimdi cıvıl cıvıldır. Yeni yıl hazırlıkları vardır. Fransız sokağını seviyorum. Her yerini de diyebiliriz. Ayrı bir koku, doku, tarih var. İnsan kendini tarihin içinde hissediyor. Avrupayı da bu yüzden seviyorum. Tarih kokuyor buram buram. Her yeri korumuşlar, nostaljik…Amerika öyle değil daha modern, yeni…onun da şıklığı güzelliği ayrı tabii.
• Neyse yine kendimi kaptırdım yazıyorum…sizleri güzel resimlerle baş başa bırakıyorum.
hepinizi iyi hafta sonları diliyorum..

Devamını Okuyun...

15.ay soru ve cevapları

1.Televizyon izleyebilir mi?teletubbie zararlımı?cinsiyet ayırımı yokmuş zararlıymış diye duydum.
Çok az izleyebilir. 1-2 saati geçmesin. Oda ara ara yarım saat en fazla.
2-2,5 yaşına kadar teletubbie izlemesinin sakıncası yok.
2.Önerdiğiniz çizgi film var mı?
Hayır. Dahi cd’leri sadece.
3.Ivır zıvır bayılıyor.
Vermeyeceksiniz, almayacaksınız. Koyduğunuz yere bakmak ister, yerini değiştirin, kalmadı deyin.
4.Demir ilacını bırakalımmı?
Bırakalım. Onun yerine çinko ve vitamin verdi.
5.Yemekle oynuyor, yemiyor?
Birlikte yemek zamanı yerseniz oynamaz. Ama o önce yediyse toksa oynaması normal.
6.Ton balığı, Avakado, Çilek, turşu, Krema(çorba içine) kefir, kakaolu puding, hazır meyve suyu verebilir miyim?
Kefir faydalı mutlaka verelim.diğer hepsine evet. Sadece hazır meyve suyu verilecekse milupa’nın organiklerinden alın dedi.

Devamını Okuyun...

18. ay soru ve cevapları

İlk zamanlarki kadar çok sorunuz olmuyor artık. Hem herşeyi sorma ihtiyacınız kalmıyor, hemde büyüdüğü için biraz daha rahatlıyorsunuz. Tabii doktora gidiş periyodunuzda azaldığı için bazı soruların cevabını otomatik olarak görüyorsunuz ve çözmüş oluyorsunuz.
1.Gece yemesine ne kadar devam edeceğim?
Biz 1 yaşından sonra bırakmıştık. Çocuğunuz sabah kadar uyuyabiliyorsa kendi uyanıp istemiyorsa vermeyin.
2.Ağız akması?
Devam ederse gayta testi yapılabilir. Kurt olma ihtimaline karşı. Geniz akıntısından olabilir. Geniz etinden olabilir.
3.Süt verirken içine bal, pekmez koymalımı?
Gece uyurken özellikle koymayalım, çürük yapar. Yatarak süt içmesin. Hatta içerek uyumasın. Uyumadan önce içsin.
4.Ceza verelim mi?
Hayır çok erken. mesela yatağına koyma.
5.Emziğini ısırıyor.
Olabilir. Kopma, yıpranma sözkonusuysa yenisini alın.
6.Kreşe göndereyim mi ?evde çok sıkılıyor.hafta sonları bize eziyet ediyor, mız mız, huysuz, kapris yapıyor.
Yarım gün olabilir. İlk 2 hafta yanında kalınacak.
7.Yalnız oyun oynama, vakit geçirme?
Hayır, erken. Normal oynamaması.
8.Koruyucu soğuk algınlığı ilacı?
ZYRTEC şurup…birkaç damla veribelirsiniz. (bu bilgi net olmamakla birlikte akşama bakacağım. Hatırladığım ilaç buydu ama yinede %100 emin olmam lazım)
9.Normal yatağa geçelimmi?
Erken, hayır.
10.Eli sürekli ağzında?
Normal.
11.El becerisi az, gözlemci?
Her şeyin bir zamanı var. Sakın böyle düşünmeyin. Çünkü zamanı gelince her şeyi yapabiliyor. Benim gibi endişelenmeyin…
Devamını Okuyun...

tüp bebek sonrası

Son zamanlarda tüp bebek yaptıktan sonra o kadar çok hamile kalan duyuyorum ki etrafımda. bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Tüp bebek sonrası hamile kalmak çok mümkün, olası. Nasıl olsa olmuyor deyip korunmadığınız zaman ve tabii bir rahatlamada olduğu için kazayla, sürpriz hamilelikle karşılaşmanız normal...
Yıllarca uğraşıp olmuyor diye tüp bebek yapıp, sonra kendini bırakınca sonuç böyle oluyor. Tabii o kadar zor bir süreçten bir daha geçmemek için de hazır olunmasada doğurmaya karar veriliyor. Tüp bebek sonrası gelene de hayır denir mi? ilk çocuğunuz daha büyümemiş olsa da....Tabii hoş bir sürpriz. Hele de isteyenlere….
Bu hamile kalamamak da çağımızın sorunlarından. Oysa ki çok net, belirli bir şeyde yok ortada. genç, yeni evli bir sürü çift var...Ben hep psikolojik olduğunu düşünüyorum. Kafaya taktıkça olmuyor. Ama rahatlayıp olmuyor diye kendini bırakınca…
Yani diyeceğim şu…olmuyor demeyin… o kadar uğraşmıştık olmadı olmaz düşüncesiyle kendinizi bırakmayın korunun…tabii istemiyorsanız.
ilk duyduğum da yıllar öncesiydi. tüp deyince yandaki resimdeki gibi birşey hayal etmiştim:)))
ama tabii böyle birşey yok.herşey normal sadece döllenme kendiliğinden olmuyor, annenin yumurtaları babanında spermleri alınıp, dışarda yapılıp, rahminize geri konuluyor. sonrası herşey aynı zaten. 
Ayrı bir yazımda tüp bebek konusuna değineceğim. Yaşanan sürece, kullanılan ilaçlara…
Devamını Okuyun...

kitaplarımız

Daha önce müzik ve film cd’lerini yazmıştım. Cd çok fazla almak istemiyorum malum sebepten. Kitap alımını arttırdım bu aralar. birçok kitabı oldu.
Kendimi kaybediyorum kitapçılarda. internette bakarkende. ama canlı canlı incelerken kendimden ayrı geçiyorum. Hepsini almak istiyorum. Zaten bu alma hastalığı çınardan çok bende var. Çocuk sektörü bu kadar mı çekici olur. Her şey zevkli ve çok hoş…Bazen iyi ki kızım yok diyorum onun aksesuarları, detayı çok daha fazla. Oyuncakları bile öyle. Kitapta bile barbienin serilerinin yanında bir sürü yeni kız karakter çıkarmışlar. Erkeklere hitap eden şey daha az..hepsi o kadar güzel ve şirinki. Yaratıcı, sevimli, rengarenk.  Puzzle'lı, yapıştırmalı, çıkartmalı, üç boyutlu, çarklı, sesli, müzikli, oyunlu kitaplar. çeşit çeşit. Görselliği albenisi öyle çok ki.
Allahtan çınarında ilgisini çekmeye başladı. Oku diyor, bakıyor, ilgileniyor.
İlk kitaplarımız:
İlk zamanlarda bez olan, sesli kitaplar almıştım. ceeee serisi çok hoştu.
“İlk sözcüklerim” dokun, hisset, öğren resimli kartlar var çok eğitici. Taşıtlar, hayvanlar bir sürü serisi var.
Yanında sesli olanları her yerde görmüşsünüzdür. Daha ağırlıkla görsel kitaplardı.
Son aldığım kitaplar:
Morpa’dan 4’lü set aldım. “Minik kedi nerede?” “küçük farenin beresi” “harikalar sirki” “en sevdiğim yiyecek” İçinde yapıştırmaları var, seni yönlendirip sorular soruyor, çıkartmaları yapıştırıyor.
Eşleştirme kitapları süperrr…çok faydalı olduğunu da düşünüyorum. Detayları görmesini sağlıyor. Hem de kelime öğreniyor.
“Uyuyamıyor musun küçük ayı?” Cemile ve atakan serisi de diğerlerinden örnekler.
Ayrıca doktorumuzun önerdiklerini yazmıştım. Onları aldım. Özellikle “konuşmamı geliştiriyorum” yapa'nın mutlaka alın derim. Çok eğitici.
Şimdi biraz daha masal, hikaye olanları tercih ediyorum. Okuyorum, hayal gücünü geliştirmek, düşünmesini sağlamak gerekli.
Ayrıca şimdi kelime haznesini arttıracak, nesneler arasında ilişkiler kurabileceği sebzeleri, sayıları, renkleri öğrenebileceği kitaplar almaya çalışıyorum.
Yabancı dile yeni yeni başlayacağım. Birkaç blogda okudum sanki geç kaldım gibi geldi. Gerçi kitaplarda İngilizceleri de yazıyor ama ben pek okumadım kulak dolgunluğu olması için gerekli tabii. Ama İngilizce çizgi film açtığımda çınarın ilgisini hiç çekmiyor.



Doktorun önerdiklerine bir göz atın derim:
http://cinaragacim.blogspot.com/2009/12/24-30-ay-arasi-ozellikleri.html
http://cinaragacim.blogspot.com/2009/11/doktorumuzun-onerdikleri.html
http://www.okuloncesimarket.com/ sitesi de fena değil.
Kipitap.com reklamı zaten aşağıda var. Özellikle büyükşehirde olmayanlara internetten bu sitelerde alışverişi önerebilirim.
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hazan hediye hobi holiday hotel inat indianapolis instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas madalyonet magnet maket makyaj manzara masa süslemesi masaj masal mekan mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia olumlama omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje restoran roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları sonbahar soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm westfield wishlist yaprak yaşamdan yavaşyaşam yedigöller yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.