Kurabiye çılgınlığı

Görsellik…çok önemli, çok can alıcı değil mi? ne şirin görünüyorlar.
artık o kadar hoş görünümlü kurabiyeler var ki. sanat halini almış neredeyse. yemeğe kıyamıyorsunuz.
hatta kurabiye görünümlü sabunlar var. Birbirine benziyor çok. Aman sakın yanlışlıkla sabunları kurabiye diye yemeyin….sizlere tariflerini de yazmak isterdim. ama marifet üstteki süslemelerde sanırım.
vaktim olsa da böyle şirin kurabiyeler yapsam oğluma...
daha önce de artık kurabiyelerin nikah şekeri olarak dağıtıldığını yazmıştım. bir arkadaşımda görümüştüm. çok hoştu. artık herşey için hediye olarak bile bu şirin ve şık şeyleri götürebiliriz.
bebek şekeri olarak çok hoş bir fikir bence. bu gördüğümüz şekillerin ahşap veya biblo gibi olup bebek şekeri olarak kullanılanları da var...

Devamını Okuyun...

çocuklarımıza sihirli yaklaşımlar

Çocuklarınız için devamlı balık tutmayın, tutmayı da öğretin…
İşte bunun için size sihirli yaklaşımlar:
*Olumsuz yaklaşımlardan kaçının;"sen yaramazsın, hiç bişeyden anlamazsın gibi.”
*Olumlu pekiştireçler kullanın, bu, olumlu davranışları getirir.
*Kişiliğini değil davranışlarını eleştirin.
*Sizden korkmasını değil, ilk önce saygı duymasını sağlayın.
*Devamlı duygularınızı dile getirin:”Bu beni çok mutlu etti, sen böyle konuşunca, sana olan güvenim artıyor şu an çok kızgınım …”
*Hayal dünyaları çok geniştir, o dünyaya girmeye çalışın :”elindeki kaşığı uçak yapıp oynarken, siz de bir kaşık alıp yanında uçmaya çalışın.”
*Yaramazlık yaptığında,”Akşam baban gelsin görürsün,” demek yerine sorunu anında çözmelisiniz. *Yaptığının geri bildirimini anında verin. Akşama kadar o unutacaktır.
*Kendinize bağımlı değil, bağlı olmasını sağlayın.
*İlk önce anlatmasına izin verin, o anlatırken göze girip eleştirmeyin. Konuşması bitince siz sözü alın. Dinlemeyi de sizden öğrenecektir.
*Oyuncaklarını ve eşyalarını başkalarıyla paşlamasını istemeyin, o hazır olunca istediğinde paylaşmalı. Siz evinizi, arabanızı, özel eşyalarınızı paylaşıyor musunuz?
*Çocuğunuza hem dokunun hem gözlerine bakın hem de anlatın. Bu 3 yaklaşımla daha doğru algılayacaktır.
*Doğruda olduğu gibi, hatalarında da yanında olun.
*Çok fazla anlatmaya çalışmayın, bu sağlıklı değil.
*Başının üst kısmını sevin, dokunun. Bu dokunuşlar hiçbir zaman unutulmaz.
*Dokunurken konuşmaya çalışın.
*Davranış, kişinin kendisi değildir. Her davranışından genel bir yargı çıkarmaya çalışmayın. Davranışlar değişebilir.
*Birlikte paylaşımlar gerçekleştirdikten sonra ona sorun:” Şu an ne hissediyorsun?”.
*Arada bir anne ve baba, çocuk ya da çocuklar küçük oyunlar oynayın. Onların anne ve baba olmasını isteyin. Sizde çocuk olun aynaya batkınızı göreceksiniz.
ONLARA SAHİPMİŞİZ GİBİ DEĞİL DESTEKMİŞİZ GİBİ DAVRANALIM….
0-3 YAŞ İNSANIN KİŞİLİĞİNİN ŞEKİLLENDİĞİ DÖNEMMİŞ.
Devamını Okuyun...

Müze özürlüyüz

Adamlar her şeyin müzesini açıyorlar. Çünkü müze diye bir kavramları var. Bizde yok maalesef. Mesela “peynir müzesi”. Ya da “aşktan geriye kalanlar müzesi"
Varmı böyle bir şey. Sevgiliniz ya da eşinizden ayrıldınız, ondan kalan hatıraları bu müzeye bağışlıyorsunuz. Çöpe atmaktansa. Sonsuza dek yaşıyor aşkınız…“Dünyaca ünlü “Museum of Broken Relationships - Aşktan Geriye Kalanlar” müzesini Sevgililer Günü’ne özel 01-14 Şubat tarihleri arasında İstinyePark Ana Aktivite Alanı’nda sergileyecek. Tüm dünyayı dolaşan bu sergi gittiği her ülkeden bağışlar toplayarak aşk hikayelerini ölümsüzleştiriyor” muş. ilginç değilmi?
farklı olsunda. Hani derler ya reklamın iyisi kötüsü olmaz bu da böyle bir şey. Kötü olsun ama tutulsun, akılda kalsın önemli olan bu.
Maalesef resimleri gazetede vardı ama bulamadım. böyle kişisel panolar yapmışlar onların üstüne terlik, kolye vs. asmışlar...
Bende annelere sesleniyorum. Özellikle bizim annelerimize. Gelin bizde çocuklarımızın, torunlarımızın eski giysilerini, özel anılarını müze yapalım. Herkesin annesi bebeklikten bir şeylerini saklamıştır mutlaka. İşte onları. Kimbilir ne güzel, hoş şeyler çıkar. 30-40-50 yıl önceki bebek giysileri. Çoğunluğu el emeği göz nurudur.
ya da bez ya da ahşaptan yapılmış oyuncak bebeklerin olduğu müze açsak. hani bu yöresel bez bebeklerimiz var ya. tüm türkiyede her köşede yapılan.ya da eskiden annelerimiz bezden bebekler yaparmış, şimdiki gibi değilmişki. belki köylerde halen öyle yapanlar vardır. işte o bebekleri toplasak müze yapsak kimbilir ne şirin şeyler çıkar. yöresel kıyafetli çeşit çeşit bebekler.....
Başka her şey olabilir. bu fikirler tutuyor, ülke ülke dolaşıyorlar, para kazanıyorlar. türkiyede bunu birine söylesen güler herhalde. Bende de fikir çok ama uygulayacak ortam yok. farklı müze teklifleriniz varsa yazın ama bilmem duyan olurmu?
Devamını Okuyun...

Parkur spor


Yürümekten sıkılanların sporu.....
sanki rapçilerin sporuymuş gibi geldi. birde uçmak isteyen gençlerin tabii. her ne kadar 7 den 70'e kadar yazılsa da bizlere ne kadar uygun bilemiyorum. gerçekten çok yeni sanki. ben daha önce görmüştüm ama duymamıştım. bana artistik hareketler gibi gelmişti. oysa ki bir spormuş. hemde faydalı ve güzel. pek yaygın değil tabii.  oğluşumun yapmasını isterim.
Koşun, zıplayın...sporun tadı böyle çıkar. Yürümeyi değil koşmayı tercih edenlerdenim.. gerçi bu spor beni biraz aşar diyorum. yapmak isteyenlerde türkiyede nasıl yaparlar bilemem. En azından orta yaşın üstündekilere pek iyi gözle bakılmaz sanırım. Ama gençlere tavsiye edilir.
"Parkur, dünyada ve Türkiye’de hızla yayılan ekstrem sporlardan biri.
Özetle parkur, önüne çıkan engelleri en hızlı ve etkili biçimde aşarak haraket etme sanatıdır. Engelleri aşarken koşma, zıplama, tırmanma ve düşme teknikleri kullanılır. Bu sporu yaparken hiç bir özel teçhizata yada özel bir alana ihtiyacınız yoktur. İhtiyacınız olan tek şey doğal ya da yapay engellerdir. Ama öncelikle kendinizde güç, denge, esneklik, çeviklik ve akıcılık geliştirmeli ve bunlardan yararlanarak ileri görüşlülük, korkusuzluk, kontrol ve sakinlikle birleştirmelisiniz."
Habertürkteki haber:
"Korkusuzca duvarlarda takla atan, üç metreden dizlerini bile kırmadan inen bir adamla parkur sporunun Türkiye’deki temsilcisi Cenk Rb ile Sirkeci’de yürüyüyoruz. Tabii yürümek denirse...
Biz merdivenleri ya da asansörü kullanıyoruz, onlarsa kestirmeden atlayarak iniyor binalardan aşağı. Yolda yürürken de rahat durmuyorlar; önlerine çıkan her engeli üzerinden takla atarak aşıyor, duvarlara zıplıyorlar, en güzeli de onlar için trafik diye bir sorun yok. Şehir keşmekeşinin içinde de yapılabilen, yapıldığında hayatı kolaylaştıran ve iyi bir spor ayakkabı dışında hiçbir ek malzeme gerektirmeyen bu ekstrem sporun adı, Parkur. 1997 yılında Fransız dublör David Bell’in bulduğu bu sporun Türkiye’deki temsilcisi ise bir spor akademisi öğrencisi olan Cenk Çabukkesen."
Devamını buradan okuyabilirsiniz…
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=197759&cat=220&dt=2010/01/02
Devamını Okuyun...

mevlana'dan

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu
ögrendim.
Zamanı ögrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim...
Insanı ögrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.
Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı oldugunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu
ögrendim.
İnsan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim..
Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektigin ögrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli oldugunu öğrendim.
Okumayı ögrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı ögrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektigine aydım.
Düşünmeyi ögrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi ögrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yikarak düşünmek oldugunu ögrendim.
Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el
sürmemek oldugunu ögrendim.
Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin acı oldugunu...
Sonra kararında acının, yemege oldugu kadar hayata da
lezzet kattığını ögrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
mevlana
Devamını Okuyun...

çocuklarımız ne iş yapacak?

bakın bakalım bizim çocuklarımız ne iş yapacak, hangi meslekleri seçeceklermiş...en azından ne meslekler çıkıyor ortaya ona bir göz gezdirin derim...gazeteden alıntıdır:
Günümüzden çok da uzak olmayan bir geçmişte, gençler doktor, öğretmen, avukat olmayı hayal ederlerdi.
Ancak görünen o ki, şimdinin çocuklarının yakın gelecekte seçecekleri meslekler daha alışılmadık, sıradışı konumlarda olabiliyor.
İngiliz Hükümetince yapılan bir araştırmaya göre, 2030 yılının en popüler meslekleri içerisinde "vücut parçası imalatçılığı" da bulunuyor...
Bu işi seçen kişi, hücre ve gen teknolojisindeki ilerlemelerden faydalanarak hasarlı, hastalıklı ve hatta eskimiş organların yerine yenilerini üretecek...
2030 yılında gözde olması beklenen diğer meslekler içerisinde, beynin kapasitesini artırmaya yönelik çalışacak "hafıza artırma cerrahları" ve Ay ve yakın gezegenlerdeki hayatı yaşanılır kılacak "uzay mimarları" da bulunuyor.
Fast Future (hızlı gelecek) danışmanlığın analistlerine göre, bilim ve teknolojide yaşanacak olan gelişmeler 20 yıl içerisinde tamamen hayatımıza girmiş olacak.
Böylece, İngilizler'in yaptırdığı araştırmada popüler olacağı öngörülen meslekler, toplum için vazgeçilmez hale gelecek.
Diğer "gelecek" meslekleri arasında, Facebook ve Twitter gibi sitelerde daha "ilginç" ve "çekici" görünmenizi sağlama konusunda uzmanlaşmış "kişisel markacılar", her şeyin ters gitmesine karşılık, sizi bilgisayar bağımlılığından kurtarmakla yükümlü "sosyal ağ çalışanları", elektronik hayatlarımızı organize edecek sanal karmaşa uzmanları bulunmakta.
Eğer sayılan meslekler size inandırıcı gelmediyse, çok yakın bir gelecekte uzay pilotları, uzay rehberleri ve uzay mimarlarının hayatımıza gireceğine inanabilir misiniz?
Virgin Galactic ve diğer firmaların uzay turizmini bir hayal olmaktan çıkarıp, uygulamaya başladıkları günümüzde, saydığımız mesleklerde profesyonellere şimdiden ihtiyaç duyuluyor.
Araştırmacılara göre, küresel ısınmanın sonuçlarını tersine çevirebilecek iklim değiştirme uzmanları da gelecekte "iyi kazanacak" mesleklerden.
Bütün bunların yanında, yüklü para kazandıracak olanların hafıza genişletme operasyonları, sanal hukuk ve nano-ilaç sektörü olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Tabii ki, günümüzde olduğu gibi, gelecekte de bütün işler bu kadar eğlenceli olmayacak.
Hastalıkların yayılmasını engellemekle görevli karantina uzmanları, bizi siber suçlulara karşı koruyacak, atık veri temizleyicileri de hayatımıza girmiş olacak...
Devamını Okuyun...

Las-vegas

Bütün dünyayı dolaşmanıza gerek yok. Las-Vegas’a gidin tüm dünya başkentleri veya ünlü şehirlerinin minyatürlerini burada görüp tanıyabilirsiniz. Sadece görsel değil, kültür olarakda. Yani mısırda ki piramitleri gezip, oranın yöresel yemeklerini yiyip, kültürlerini de görebiliyorsunuz. Venedik’de gondola binip, Hollanda’nın lale bahçelerinin içinde geziyorsunuz. Ya da Pariste Eyfel kulesinin yanında. Bir resmim var kimseye söylemesem oranın gerçek Paris mi Lasvegasda minyatürümü olduğunu anlayamaz. Ama bir Türkiye'den örnek yoktu. Mesela boğaz ya da Kapadokya gibi. Çok tanıtıcı ve güzel olurdu. Bizim kültürümüz her şeye değer. Bir dansözümüzü koyardık bayılırdı herkes:))
Bu minyatür oteller Antalya var, Mesela ben Hollanda’nın minyatür oteline gitmiştim. Güzeldi gerçekten. Ama Las-vegas’ta işleyiş farklı. Hepsi açık, müze gibi, o otelden öbürüne geçiyorsun ve geziyorsun. Hepsinin içinde kumarhaneler var, eğlenceler var. İstediğine takılıyorsun bedava yani. Oynarsan, yersen, farklı şeyler yaparsan ücretli. Limuzinlerden inen çok uçuk tiplerde görebiliyorsunuz, normal insanlarda.
Las-Vegas ayrı bir dünya. Çölün ortasında neler yapmışlar. Zor değil esasında. Gerçekten. Yatırımcı olacağım neler yapardım. Esasında mantıken bir espirisi yok. Otellerle dolu. Ama her otelin birkaç özelliği, işlevi var. Mesela birinde gündüzse gece gibi ,geceyse gündüz gibi sokakta dolaşıyorsun. 
Gez, gez yoruluyorsun. Yoldan geçerken otellerin önünde yapılan su dansları, ateş vs. gösterilerini izliyorsun. Akşamları özel şovlar oluyor. Biz girmedik, ama güzellermiş. Bir tek eğlence trenine bindik ve uçtuk. Onu unutamıyorum. Kötü bir deneyimdi, ölüyorum sandım. Bir daha deneyemem sanırım.
Özetle burası kumar oynamak için gidilecek bir yer. Gezip görmeye o kadar yola gitmeye değer mi bilmem? Universal studioları gibi ilgi çekici ve eğlenceli değildi. Universal studioları ayrı bir yazıda anlatılacak kadar muhteşem bir eğlence merkezi...
Herkese keyifli iyi gezmeler dileğiyle...
Devamını Okuyun...

zaman akıp gidiyor

Yazacak ne çok şey var. Ve yine söylüyorum zamanım yokkk. ama bu sefer ağlaya ağlaya haykırıyorum. Böyle kendimi kaptırıp koyuversem saatlerce yazsam. Bölünmeden, kesilmeden, parçalanmadan…direk… Bölünmüşlük her şey için kötü bir duygu. Yarım kalmışlık hissi uyandırıyor. Sonra tamamlamaya çalışıyorsun ama yama gibi oluyor işte tam ve güzel olmuyor.
Ne zaman???ne zaman???çınarın neden?i gibi oldu bu. Ne zaman yazmaya zamanım olacak?bu sorunun cevabıda bende biliyorum. Ama çözüm bulamıyorum. Son zamanlarda azaldı yazılarım nedeni malum işte çok yoğunum ve zamanım kalmıyor. Evde benden ilgi bekleyen iki kişi var. Ev işleri cabası. Lütfen nasıl yetiştiğinizi, püf noktalarını bana da anlatın.
Özellikle çocuklarla ilgili konu başlıklarım yazılı, altlarını doldurmamı bekliyor. Maalesef ben araştırmadan, okumadan ya da kendim deneyim sahibi olmadan çok hızlıca geçmek istemiyorum. Doktora soru-cevaplarımı bile tamamlayamadım üstelik. Üzgünüm…
Devamını Okuyun...

istanbul'da organik otel


Henüz Türkiye için böyle bir zihniyetin erken olduğunu düşünüyorum. Hele bu kadar rahat, bolluk ve özgürlüğe alışmışken. Düşünsenize otele gidiyorsunuz size suyu az harcayın, elektriği gereksiz açmayın gibi bir sürü şeyin anlatıldığını…herhalde hemen vazgeçeriz kalmaktan.
Bu tesislerdeki müşterilere doğa koruma bilinci verilmeye çalışılır. Hepsi tesisin çevre yönetmeliğine riayet eder ve müşterilerin buna inanması sağlanır. Organik otelde şu konulara dikkat edilir:
-Sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı/Su ve elektrik tasarrufu, atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri-dönüştürülmesi, atık üretimini azaltıcı uygulamalar vs.
- Ekolojik Ulaşım (Soft mobility)–Araba kiralama gibi uygulamalar yerine toplu taşıt kullanımı ve bisiklet kullanımının teşvik edilmesi, güvenli bisiklet yollarının yapılması vs.
- Gıda güvenliği ve kalitesi–Ekolojik tarımsal ürünler
- Yerel kültüre has yiyeceklerin sunulması ve tanıtılması Tercihen yöre kadınları veya aşçıları tarafından hazırlanan yiyeceklerin haftada bir kez özel menü olarak yer alması vs.
Mesela bazı başlıklardan örnekler vermek isterim:
1. ATIK:Geri dönüşümü olan atıkların (kağıt, cam, teneke, organik (sebze-meyve gibi) atıklar, pillerin) kaynakta ayrıştırılması, depozitolu şişelerin kullanımı, tek kullanımlık malzemeler yerine yeniden kullanılabilir malzemelerin tercih edilmesi, organik atıkların kompost edilerek bahçelerde kullanılması, plastik poşet kullanımını en aza indirilmesi.
2. SU:Bütün tesisler su tasarrufu sağlayan ekipman kullanır ve de müşterilerini akılcı su kullanımına teşvik eder.
3. ENERJİ:Bütün tesisler enerji tasarrufu yapan lambalar kullanır. Müşterilerden az havlu kullanmaları rica edilir, daha az çamaşır ile daha az su, enerji ve deterjan kullanılır. Açık alanlarda elektrik lambaları ihtiyaca göre yanar ve söner.
gibi...bu maddeler böyle devam ediyor....
 istanbul'da sertifikalı olmasa da türkiye'nin ilk organik oteli açılmış. Five Boutique Hotel...kendine göre tabii. daha doğal ve özellikle mutfağı organik sanırım. yoksa yukarıdaki maddelerin kaçını taşımakta bilemiyorum.  
Biz parasını verdiğimiz her şeyi kuralsız sınırsız kullanmak isteyen bir milletiz. Hakkını çıkartmalıyız. O yüzden öyle daralmalara gelemeyiz lütfen. Mümkünse türkiyede organik otel açmasınlar)))
Devamını Okuyun...

pazar kültürü

İstanbul'da pazara gitmeye bayılırdım. hem yiyecek hem giyecek...taki ankara'ya gelene kadar. ankarada yiyecek pazarına gittim şok oldum. pazarda elletmiyorlar bile yiyeceklere. Seçmece yokkk. Hiçbirşey yok zevksiz ve pahalı geldi. Karmakarışık, düzen yok.bir daha gitmedim. istanbul öylemi? Yiyecek pazarlarınıda bayılırdım. zevkti gitmek.  herşey taze, düzenli, ucuz, pırıl pırıl çok zevkli...
İstanbul bu konuda süper...2010 kültür başkentimiz...her gittiğimde pazarada uğramaya çalışırım. yeşilköy pazarına gittim en son. Mağazadan boşuna alışveriş yaptığımı düşünüyorum bazen. Her şey elinizin altında, güzel, şık ve ucuz. Öyle aksesuar, abiye- spor giyim, iç giyim, züccaciye için ayrı ayrı yerlere gitmenize gerek yok. Hepsi bir arada. Marka malların etiketlerini kesip ucuza satanmı istersin yoksa şık şık farklı şeylermi. Seviyorum İstanbul pazarlarını.
ankara'da birara giysi pazarları başlamıştı fena değildi. sonra kaldırdılar. halen bir iki yerde var mesela sıhhiyede ama ufak ve çok çeşit yok. bu aralar Nişantaşı sosyete pazarını çok duyuyorum en kısa zamanda gitmek istiyorum. Giden varsa anlatabilir…
Devamını Okuyun...

Serseri tontişim…

ÇINAR inanılmaz şeyler yapıyor. serserim benimmm...

Arabayla müzik-ritm kursuna götürüyorum. Arkada ayağıyla pencerenin camını açmasınmı?inanabiliyormusunuz?bir soğuk geliyor diyorum. Pencereyi açtım demezmi çınar. koltuğuna bağlı hemde. İnanamadım ben. Arabayı kitliyorum zaten onun tarafında çocuk kilidide var. Koltuğunda diyorum tüm önlemlerimi almış gidiyorum buna rağmen bir şeyler yapabiliyor. Güvenlik anlamında önemli değil belki ama kış ayındayız soğuk çarpacak hasta olacak diye telaşlandım .Durdum kapattım, tekrar açıyor. Kızdım, bu sefer o da bana kızıyor. Anneeeee…anneeee…sussssss diyor.

Kursta da bir saniye zor oturuyoruz. Kendi aleminde, etrafı keşifle meşguldü yine. Gruptaki diğer çocuklarda onu görüp yaptıklarını yapıyorlar. Tabii öğretmeni bu durumdan hiç memnun değil. Ne yapacağız bilmiyorum?
Mısır patlarken illa patlaması görücem diye tutturmuş, makbulede açınca gözünün kenarına gelmiş bir tane. Tabii sıcak sıcak. yara oldu orası. Karıştırma ve merak potansiyeli had safhasında.
Oğlum bir güzel dans ediyor. Berfin ablası onu ayartıyor. O gösteriyor çınarda aynısını yapmaya çalışıyor. çok komik oluyorlar. videosunu koyacağım ama başaramadım.Sizin çocuğunuzda böyle şeyler yapıyormu?
Devamını Okuyun...

evinizde yenilik



Eğer sizinde eviniz yetmiyorsa, kiler gibi bir alana ihtiyaç duyuyorsanız, çok gidip geleninizde yoksa wc’nizi kapatıp kiler haline getirmeyi düşünebilirsiniz. Fena olmadı yani. Özellikle ayakakbıları çıkarınca koyacak yer sorunum oluyordu. Girişteki ayakakbılığım yetmiyordu.

Rafları ikeadan alıp geldim istanbuldan yani. Hem şık hem ekonomik. Yaklaşık 200-250 tl maloldu. En çok istediğim şey ayakkabılarımı şöyle karşıma dizip izlemekti. Manyakmıyım))evet ayakkabı manyağı… ecza dolabınıda mudodan aldım. Çok değişik model ve renkleri mevcut. Çınarın ilaçlarını dizdim. Şimdilik ferah ve rahat görünüyor. Umarım kullanışlı olur. Şunu belirtmeliyim çok kolay bir şey değil. Öyle 3-5 raf takmak demeyin, eşim ve arkadaşları epey uğraştılar. Keşke hazır raf alıp koysaydım dedim. Özellikle eziyeti çok olunca. Birde elektrik gitti kaç saat gelmedi, bekledik. Bu rafların altına takılan konsollar pahalı. En ucuzu rafın fiyatındaydı. İkişer taneden hesaplayınca en çok parayı o tuttu diyebilirim. Yani hazır raflar daha ekonomik bile olabilir. Hepinize evinizde güzel ferah mekanlar diliyorum.


Devamını Okuyun...

biraz da eğlence



(artık siteme haritalarda koymaya başladım. plancı olduğum biraz belli olsun değilmi?yurtdışında nereye gitseniz her yerde haritalar vardır. eğitici, yol gösterici, açıklayıcı olarak broşür şeklinde. önemlidir...)
başlığım:birazda eğlence ama bu eğlence çok uzaklarda. yakınımızda değil malesef!
Türkiye bir sürü konu da özellikle avm'ler konusunda epey bir gelişme gösterdi, yurtdışından alınacak, ısmarlanacak pek birşey bile kalmadı. Her marka, ürün bulabiliyorsunuz. Ama bu eğlence sektörü henüz türkiyeye gelemedi. Disneyland türü, universal studioları gibi...
Universal studio Hollywood hakkında internette tarama yaptım ama hep İngilizce yazılar çıktı. Ben de kendim burayı anlatmaya karar verdim. Amerika gezimizden bahsetmek istiyorum. Epey bir zaman oldu ama unutamadım çok güzeldi.
Burası Hollywood'da film çekimleri için yaratılmış bir film stüdyosu. Birçok sahne, dekor, mekan tanıdık geliyor gezerken. Yıllar önce burayı ziyaret ve eğlence yeri haline getirmişler ve acayip para kazanıyorlar. Adamlar her şeyi olduğu gibi bu alanı da değerlendirip, süper bir para kazanma yolu bulmuşlar. Hayret ediyor, kıskanıyorum hatta.
Hep tanıdık bildik filmleri tekrar canlandırıyorlar burada. Ziyaretçilere bol bol gösteri var. Birinden çıkıp diğerine gidiyorsunuz, çok büyük. Ama mekanlar bire bir aynı olduğu için etkileyici tabii. Showlar, gösteriler bir gün yetmiyor burayı gezmeye. O kadar popüler ki her etkinlik için kuyruğa giriyorsunuz. nasıl kalabalık. Kapıda bilet alıp giriyorsunuz. Kişi başı 50-100 dolar arasıydı. Net hatırlayamıyorum. İstersen 1 saat kal istersen tüm gün. İçerde de ne istersen var. Eğlence, heyecan, görsellik….ben gideli 7 sene oldu ve halen orada gördüklerim türkiyeye gelmedi. Kimbilir şimdi nasıl bir teknoloji gösteriyorlardır. 4 boyutlu shrek’i izlemiştim. Böyle yağmur yağınca ıslanıyor gibi oluyorsunuz ya da böcek ısırınca bacağınızda bir şey geziyormuş gibi, çığlık çığlığa.
Kendinizi bir boyuttan başka boyuta atıyorsunuz. Tam çocuklara göre.
Girdiğimiz filmlerden aklıma gelenler; mumya, water world, king-kong,jaws, jurassic park gibi… aklıma gelmeyen bir sürü filminde ortamını yaratmışlar. Örneğin, geleceğe dönüş filmi için üç boyutlu simülasyon arabasına biniyorsunuz. Sanki uzaya gidiyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Ya da su dünyasının film sahnesini kurmuşlar tiyatro gibi izliyorsunuz. Ya da jawsdaki gibi, gölde gezerken yanında sudan çıkan bir katil köpek balığı üstünüze doğru kanlı ağzıyla geliyor…ya da karanlık tünelden geçerken birden karşınıza kocaman siyah bir goril çıkıyor. karanlık, sesler, efektler süper...başka bir tünelde sular patlıyor, yerler yarılıyor. sanki üstünüze gelecekde boğulacakmış gibi hissediyorsunuz. Heyecan dorukta. mesela jurassic park filmini canlandırmak için nehirde bota biniyorsunuz.gezerken her yerden dinazorlar çıkıyor,  karanlık bir tünele girip sonra bir anda kendinizi tepeden aşağıya uçarken buluyorsunuz. 
ayrıca tüm çizgi film kahramanlarının büyük maketlerine, hediyelik eşyalarının satıldığı şirin dükkanlara rastlarsınız. bu kahramanların kılıklarına girmiş gösteri yapanlarla sık sık konvoy şeklinde yollarda karşılaşırsınız. tam bir şölen, karnaval havası vardır.
Çok zevkli ve farklı anlatarak olmuyor. Ben bunları türkiyede yaşamak istiyorum artık…bu zevki tekrar yaşamak hatta çocuğuma yaşatmak için amerikaya gitmek istemiyorum.
güzel bir anlatım daha buldum. merak edenler onuda okuyabilir. http://www.mezun.com/icerik/columnists/mezun_columnists/articles.cfm?ARTICLE=3635&COLUMNISTID=1574
Devamını Okuyun...

farklı ürünler

Hafta sonu hürriyet çocuk gazetesi vermişti. Çok hoştu. Epey renkliydi, her şeyden yazıyordu hoşuma gitti. http://cocukkulubu.hurriyet.com.tr/index.php bir bakın derim.
Farklı ürünler gördüm gazetelerde, bazıları;
• Yastık çantalar çıkmış…iki işlev bir arada…
• Çanta kiralama modası…eğer sizde birkaç milyarlık marka çantaları alıp partilere gidip gösteriş yapacaksınız yazık olmasın o kadar paraya kiralayın kimse anlamaz nasıl olsa kiralık olduğunu. havanız olur:)))
• Delikli bardak süper…kupanızı başkası kullanmasın istiyorsanız yanınıza altında ya da yanında bir yerinde olan tıpasını alıp gidiyorsunuz böylelikle kullanılamıyor.
• Patlayan takvim. Gün geçtikçe geçen günü patlatmak zevklimi olur acaba?
• Makarna çatalı. Özel çocuklar için üretilmiş. Çubuk makarnayı iyice doluyor, rahat yiyorsunuz.
• Eldiven mıknatıslı. 2 parmak yerinden açılıyor, rahat kullanmamız için. Açılan yerlerde kapanmasın diye mıknatıs konmuş…
*sehpalarınızı istediğiniz resimlerle boyatıp, döşetebiliyorsunuz. değişik bir fikir. yaratıcı kişileri seviyorum. popsehpa.com'a bir bakın derim...
*Çocuğunu bırakma evleri İstanbul’da açılmaya başlamış...sinemaya ve gezmelere gidebilecek yeni bebeği olanlar yani.benim en çok istediğim şeydi bu. Daha önce dile getirmiştim. bırakacak kimse ya da yer yok diye ülkemizde. yeni yeni gelmeye başlamış. Ama tabii bu biraz daha farklı. Benim dediğim evlere kızların gelmesiydi. Yine de güzel. İşallah çoğalır…
Devamını Okuyun...

oğluşummm

Büyümüş oğluşum benim..Neden bu kadar tatlı bilmiyorum. Ama şu dillenmeleri ne hoş bir şeymiş. Öyle tatlı konuşuyor ki, böyle bilmiş bilmiş…bence bir çocuğun en güzel dönemi konuşmaya başlama zamanı. Ne büyük ne küçük artık. Öyle ortada komik komik dolanıyor değişik teleffuzuyla...
Beni kullanıyor artık. Makbule’ye annem böyle yaptı, yap dedi…gibi cümleler kuruyormuş. Hatta bazen beni çekiştirip kızıyormuş bile.
*NEDEN?NEDEN?NEDEN?Hiç sonu gelmeyen neden. Ne cevap versen o yine neden diye devam ediyor…umarım bu neden sorusunu yaşı ilerledikçe fazla sormaz. Yoksa işin içinden çıkılmaz bir hal alır herhalde…
ikili diyaloglarımızdan örnekler sizlere:
*İşe gidicem, ben para kazanıcam. Sen gitme…
-sen büyüyünce gideceksin canım daha küçüksün.
-yemek yedim büyüdüm.
-Oğlum ağzında emziğin varken nasıl işe gideceksin? Büyükler emzik takmaz.
Büyümüşte annesine bakacak. İşallah ilerde de böyle olur:)))
*Sen büyüdün ağbi oldun artık bebek değilsin…yapma…
-Ben ağbi olmak istemiyom…bebek kalmak istiyom…
*Başardımmmm… basket atınca ya da başka oyunlarda yapınca başardım diye bağırıyor…ya da basaracam diye söyleniyor..
*ATEŞŞŞ….Tabanca almak istemiyordum ama bunun bir çözüm olmadığına karar verdim. Erkek genlerindemi var bilmiyorum. Ama tam bir kovboy olduk. Kılıç, tabanca. Evde ne bulsa tabanca yapıp ateşşş diyordu. Ya da uzun ayakkabı çekeceklerimizi de kılıç gibi kullanıyorduk. en sevdiğimiz oyunlar...nerden öğrendi onu da bilmiyorum. muhtemelen çizgi filmlerden. Sonunda ikisinden de almak zorunda kaldım. Tabii bunları yalnız da yapmıyor bizi oynatıyor figüran olarak. Güya ateşşş edince kendi yere düşüyor, yatıyor. Tam bir maskara. Taklitler yapıyor. Maalesef öyle oturup lego, puzzle yapamıyoruz biz…
*Batu ağbiye takılmış durumdayız. Kuzenim istanbul’da. Durup durup ondan bahsediyor. 
"bana kardeş yap ama batu ağbi onu sevsin sen beni sev" dedi.

Ya da paran yok nasıl alacaksın diyorum. Batu ağbisinden para alacakmış…)))
*dedem babamın babası, Babamın annesi de babaannem. Bu denklemi kurması, kavramları yakalaması hoştu. Sanırım burada anneannesi olduğu için babaannesini çok aramıyor, yokluğunu hissetmiyor. Ama dedesinin hissediyor. Kayu çizgi filmde izlerken ya da bahsedince sürekli dedesini soruyor. Nerde dedem?neden yok ???çocuklara bir şeyleri izah etmek gerçekten zor…
*Pazar günü hayvanat bahçesine babasıyla gitti. Daha küçükken götürmüştük ama pek anlamamıştı. Şimdi çok hoşuna gitmiş. Anlatıyor, aslanı gödüm ,maymunu gödüm…
*berfin ablası da yüzünü boyamış. kendine aynada bakıp durdu çok sevmiş. birde kedi taklidi yapıp durdu.
*dayımızın doğum günüydü. mutlu yılla dedi çınar dayısına. üflemeyide ihmal etmedi...hepimize böyle birlikte mutlu yıllar diliyoruz...
*sünger bob'a takıldık kaldık. çok seviyoruz. varsa yoksa onun çizgi filmleri, çıkarmaları, eşyaları.hamburgerci çılgın sünger...
Devamını Okuyun...

sabır ve enerjiiii

ÇOCUK demek bu iki kavram demek. Daha doğrusu iyi anne baba olmak bu iki meziyeti taşımanıza bağlı. Eğer kendinize bu iki konuda güveniyorsanız çocuk size serbesttir demek. başbakanımızın dediği gibi 3-4 ne verdiyse yapın…
Bana gelince. Sabır hiç yok. bir-iki üçde patlıyorum. O kadar sabrım var yani. Oyun oyun nereye kadar. Beş dakika da gazete okumak istiyorum…
Enerji desen o da minumumda. Zamanım mı geçmiş, ben bu çocuk için geçmi kaldım bilmiyorum. İşte harcanmış tükenmiş bir enerjiyle eve geliyorum. Bu durum için doktor takviyesi almaya karar verdim.
Aynı şeyi kırk kere yapacak, tüm gün bir çocuğun peşinden koşup oynayacak enerjim ve sabrım yok maalesef. Çocuğun bitmek tükenmek bilmeyen istekleri. Bir dakika oturamama. Onun senden bir dakika ayrı bir şey yapmaması. İstediklerini yapmayınca da ağlaması, sinirlenip vurması…
Bu durumlarda tek kurtarıcım televizyon. En son olması gereken şey en başta listemin. Tv açılınca bir mola verebiliyoruz ancak…
Gerçekten bir yerlerde birşeyler eksik ama ne???
Peki ben bu çocuğa nasıl yeteceğim, ne vereceğim???kendimi berbat hissetmenin yolu.
Ve sonuç kötü bir hafta sonu geçirme. Hele evdeysek çok zor…Çocuk tatminsiz, anne-baba sinirli. Pazartesi olsa da işe gitsem diyorum bazen. Maalesef böyle. Utanmalımıyım, başarısızmı hissetmeliyim bilmiyorum kötü hissedip üzüldüğüm kesin.
İkinci çocuk nasıl düşünülebilir ki. Birine yetemiyorken…fikri olan varsa yardımcı olsun
Devamını Okuyun...

başarı

Aynı işyerinde çalışmak aynı kulvarda koşmak mı demek? Bence hayır. herkesin hayattan beklentileri farklıdır. Kendine farklı yollar çizmiş olabilir, aynı mekanda aynı işi yapıyor olmak bunu değiştirmez. Bazı mecburiyetler hayatın anlamı olamaz…
Aynı dili konuşmak çok önemli. Nerde olursanız olun kafanızın içindekilerin döküldüğü anlarda karşınızdaki sizi anlıyorsa işte orası sizin için en güzel yer, o kişilerde en değerli arkadaşlarınız oluverir. Bunu bulamadığınız, samimiyetin olmadığı yerler çok sıkıcı olur.

Aynı kulvarda ve eşit şartlarda olmayınca sürekli çatışmak zorunda kalırsınız. Zaten bu eşit şartları kimse kolay kolay yakalayamaz. Zordur, bunu ancak siz çalışarak yapabilirsiniz. Birgün çalışmalarınızın karşılığını alacağınıza dair inancınızı koruyarak….
Birileri araya girip, hedefinizi şaşırtabilir. Bu gibi durumlarda hiç istifinizi bozmadan tüm engelleri aşmaya çalışarak kendi hedefinize doğru yürümeniz gerekiyor. Takılmayacaksınız yani, aynı kulvardaymışsınız gibi yarışa girmeyeceksiniz. Herkes kendi yönünde gidecek.
“Başarı yalan söyleme gereği duymamaktır sözünü hep hatırlayacaksın.” 3 tür insan varmış:
Başarılı olanlar, Başarılıyım diye geçinenler ve Başarılı insanların üzerinden geçinenler… Başarının bedelini bir dönem için ödemeyenler başarısızlığın bedelini bir ömür boyu öderler…
Başarı istediğini elde etmek, mutluluk elde ettiğini sevmek, bilgelik neyi elde etmek istediğini bilmektir. Süperrrrrrrrrrrrrrrr….
evet siz hangisine girdiğinize kendiniz karar verin..
Mümin sekman….herşey seninle başlar….limit sizsiniz….okuduysanız bilirsiniz, güzel kitaplar. Hafta sonu röportajı da güzeldi. Bende onun gibi çalışanın bu dünyada kazanacağına inananlardanım. Şans, tesadüf öyle oturduğun yerde gelip bulmaz kimseyi…
Kigem.com’u ziyaret edin. yazdıklarımdan bazılarını bu röportajdan aldım çok beğendiğimden…
Devamını Okuyun...

Bayan olmak….bir serüven….

Ben bu serüveni kendimce aşağıdaki gibi değerlendirdim:
0-10 yaş çocukluk dönemi(çok bilmişlik, sevimlilik hali)
10-20 yaş ergenlik-genç kızlık dönemi (sorunlar/bunalımlarla geçen günler)
20-35 yaş kadınlık dönemi (ayakların yere bastığı/kariyer dönemi)
30-45 yaş annelik dönemi (yeni bir başlangıç dönemi)
45-55 yaş menopoz dönemi (yeni bir bunalım)(genç kızlık gibi)
55-70 yaş Anneannelik/yaşlılık(her şeyi tamamlamış, çok deneyim sahibi)(çocukluk dönemi gibi)
Hani derler ya bebeklikten başlarsın çan eğrisinde zirve yaparsın sonra tekrar yaşlanmayla bebeklik dönemine geri dönersin…çok doğru…
Hayat böyle bir şey işte. En önemlisi o çan eğrisinin tepesinde uzun süre kalabilmek. İnişe geç geçmek değilmi?
Not: bayanlar; 30 yaşına kadar güvendiğiniz, sizi tanıyan jinekolog, kuaför, dişçi ve terziniz olmalıymış…çok doğru. Ben bunları sürekli değiştirmekten çok şikayetçiyim. Ve halen aradığımı bulamamış durumdayım…
Devamını Okuyun...

sevginin en güzeli

Varlığımın sebebi çınar….ona bakmak, onu büyütmek… sanki onu doğurup bakmak için dünyaya gelmişim…Kendi varlığım anlamsız…tabii bunu çınarın yanında, onu öperken, koklarken, severken hissediyorum.

Herhalde işyerinde de böyle hissetsem işe gelmeme gerek kalmazdı. Ya da bir sürü proje üretip çalışma hevesim olmazdı. Yani hayat ondan uzaktayken çok anlamsız olurdu.
bugüne kadar çınarla bulduğum huzuru hiç birşeyle yakalayamamıştım. onun yanında, onu öpüp koklarken o kadar sınırsız bir huzur duyuyorum ki. Tarifi imkansız.Nasıl bir şey bu. Dünyanın en tanımsız güzel duygusu, ötesi var mı bilmiyorum. Hayat daha bir anlamlı, duygular daha bir çoşkun…her şeyde o var… bir film izlerken oradaki anne babanın çocuklarıyla yaşadıklarını görünce kendimi hep onların yerine koyuyorum.
Annelik böyle bir şey işte. Kendini unutuyorsun çoğu zaman. Ben böyle hissediyorum bütün anneler aynımı onu da bilemiyorum. İyi ki varsın meleğim, güzel tontişim. Seni çok seviyorum.
Devamını Okuyun...

kısa kısa

Alışverişten önerilerim:
-Mark&spencer’dan termal pantolon ve bluzları tavsiye ederim. 2 senedir kullanıyorum. Süper gece yatarken sıcak tutuyor. Terletmiyor da.
-Paşabahçeden Süt dişi saklama kabı aldım. Hoş değilmi? üstünde öyle yazıyordu ilginç geldi. gerçi süt dişimizin çıkmasına daha zaman var ama dayanamadım.
-Anneniz uzaktaysa ve siz pastalarını, dolma ve böreklerini özlediyseniz önerim patileye uğramanız. çok şirin ve ev yemeklerinin leziz tadlarını tadabileceğiniz bir mekan. Yöresel tadlarda ürünlerde mevcut. Mutlaka yolunuz düşerse Zirvekenttin orada uğrayın derim.
-Çocuk çantası ve şemsiyesi almayı düşünüyorsanız orijinal çizgi film kahramanlarının mağazası türkiyede sadece panorada olan comics&cartoons store'da  bulabilirsiniz. çok farklı, değişik oyuncak, aksesuarlarda var.ben gezerken bayılıyorum mağazayı...ahhh çocuk olmak var. çınar sayesinde tekrar yaşıyorum zaten.
web sitesi önerilerim:
Nurturia. Çocuk yetiştirirken yardım al, yardım et, paylaş sitesi…
“Çocuğunu yetiştirirken karşılaştığın problemlerle daha önce karşılaşmış anne ve babalarla buluş.Çocuk yetiştirme ile ilgili ortak ilgi alanlarına sahip insanlarla gruplar kur.Tüm ailen ve arkadaşlarının çocuğunla ilgili buluşma noktası.Dedesi fotoğraflarına baksın, teyzesi gününü takip etsin, dayısı yorum yazsın. Ailedeki diğer çocuklar da burada”şeklinde özetliyor kendini site.
çok güzel bir site daha..çocuk etkinlik rehberi.
http://www.cicicee.com/
***küçük bir not: rayting olayını çok inandırıcı bulmazdım. kimlerde var ki bu makine derdim. hiç etrafımda duymamış, görmemiştim. taa ki annemde görünceye kadar. Evet anket yapıp teklif etmişler annemde kabul etmiş. Ve koymuşlar makineyi. Uzun bir süredir var. Yani söyleyeceğim rayting gerçek arkadaşlar. Ölçülüyor izlediklerimiz ciddi ciddi ve halkın içinden kişilerle...
Devamını Okuyun...

Ne kadar anlamlı

Kocaman, sıcacık bir aile…her şeye rağmen…bazen hayatta her şey madde olarak değerini yitirir de ruhumuz, sevgimiz, duygularımız konuşur sadece. İşte burada da öyle.
İşallah herkes bu resimdeki gibi ailecek herşeye rağmen mutlu, gülümseyen, umutlu, birbirine bağlı, birlikte çekirdek ya da büyük fark etmez ailece bir sene geçirir. Ne hoş değil mi?
zengin parasıyla fakirde ailesiyle, çocuklarıyla oynarmış misali…gerçek mutluluk bu işte. Her şeye rağmen gülümseyebilmek, o sıcaklık süperrr…

tabii böyle mutluluk mu olur donarak diyebiliriz. Kimbilir belki olmuştur. bizim yaşayamadığımız duygular bunlar. para geldi her şey bozuldu. Alışkanlıklar, yaşam tarzımız böyle oluştu, başkasıyla yaşamayı görmedik, bilmiyoruz. Biz bu kareye göre rahat ve konfor içinde yetiştik , büyüdük. artık istesek de öyle ortamlarda mutlu olamayız. bilemiyorum belki eskiden gerçekten vardı böyle mutluluklar.
Neyse daha umutlu olalım. Her dönemin farklı güzellikleri var. Her şey daha da güzel olacak. Hepimizin pırıl pırıl çocukları var. Onlarla dünya güzelleşecek.
Devamını Okuyun...

2010

Hoşgeldinnnnn 2010. Umutluyum çok. Uzun bir aradan sonra bu yıl çok eğlenerek girdim yeniyıla. Umarım devamı da sağlıklı, eğlenceli gelir, geçer… güzel bir sene olur.
hafta sonumuz hareketli geçti. Cumartesi yakın bir arkadaşımızın oğlu özgürün 5. yaş doğumgününü kutlamaya gittik. Tabii çınar’da doğum günü pastası üfledi. En sevdiği şey oldu bu aralar pasta üflemek. Sonra özgür bize Michael jakcson taklidi yaptı çok hoştu. Ama daha da hoşu çınarın onu taklit etmesiydi. Çok güldük eğlendik. Çocukların olduğu yerde dedikodu olmuyor, bol bol eğlence oluyor. Güzel vakit geçiyor.
Bu aralar tv’de bol bol Jackson taklitleri var. kör öldü badem gözlü oldu. Zaten inanılmaz paralar kazanmış eski cd, videoları.
Çınarda süper taklitler yapıyor, mimikleri çok komik.
Pazar günüde kız arkadaşımız duruyla görüştük. Uzun zaman aradan sonra. Çınar Duru’ya hiç kıyamadı ne vurdu ne ittirdi. Başkası olacak elinden oyuncağını alacak mümkünmü çınarda öyle duracak. Aşk işte. Duru elindeki oyuncaklarını alıp gidiyordu çınarda ağlaya ağlaya bana gelip aldı diyordu. İnanamadım. Durunun da duru bir güzelliği var hani. Çalımı o biçim. Hiç oğluma yüz vermedi. Küçükken yapışıyordu öpüyordu ama. Çınar’a eve gelince duruya aşıkmı oldun oğlum diye sordum. Çünkü duru, babası deyip bir şeyler anlatıyordu. “Duyuya aaasık oldum” demezmi?
önemli bir gün 3 ocak 2010. çınar henüz 2 yaşında ve aşık oldum dedi.
Bu harika bir uyku çekerken…
Bu aşkımızın resmidir.

Bu da babaannemin gönderdiği montla resmim…poz verdim nasılım ama???




özgürün doğumgününden…
365 avm’de yedi cüceleri izlerken…çok şirinlerdi….
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hediye hobi holiday hotel inat indianapolis instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas magnet maket makyaj masa süslemesi masaj masal mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia olumlama omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm westfield wishlist yaşamdan yavaşyaşam yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.