iyi bayramlar


Devamını Okuyun...

okul öncesi eğitim

okul öncesinin ne kadar önemli olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.....
Okul öncesi eğitim Türkiye’de 36-72 ay yaş grubundaki çocukları kapsayan, devlet ve özel okul öncesi eğitim kurum, okul ve derslikleri yoluyla sağlanabilen zorunlu olmayan bir eğitimdir. Altyapı ve okul öncesi eğitimi hizmetlerindeki yetersizlikler ve Millî Eğitim Bakanlığının (MEB) öncelikleri doğrultusunda, Türkiye’de odaklanılan yaş grubu 48-72 ay yaş grubudur.Ülke genelindeki devlet ve özel eğitim hizmetleri sayesinde, okul öncesi eğitim hizmetlerinden faydalanan öğrencilerin oranı, aşağıdaki tabloda da görülebileceği gibi, 2008-2009 eğitim yılında %33’e çıkmıştır.
Kültürel bakış açısının yanısıra farkındalık seviyesinin az olması sebebiyle, ailelerin birçoğu okul öncesi eğitimin faydalarını göz ardı etmektedir. Bu ise okul öncesi eğitimde iller arasındaki büyük farlılıkların en önemli nedenlerinden biridir. Diğer bir önemli neden ise; okul öncesi eğitimin ülke geneline yaygınlaştırılması çabalarının önünde bir engel teşkil eden kaynak eksikliğidir. Bazı iller okul öncesi gelişim programlarının desteklenmesi için devlete büyük oranda bağımlı durumdadır.
Çocukların gelişiminde ve sosyalleşmesinde okul öncesi eğitimin artan önemi günümüzde yaygın olarak kabul görmektedir. Çocukların hakları olan iyi beslenme, uygun gelişim, yeterli sağlık bakımı, bilişsel gelişim, yanlış müdahalelerden korunma ve olumlu aile ilişkilerinden faydalanmaları için, hayatlarının ilk yıllarında hem ebeveynleri hem de diğer bakıcılar tarafından iyi bakılmaları gerekmektedir. Sağlıklı koşullar ve iyi beslenme, koruyucu, uyumlu ve teşvik edici ortamlar ile birleştiğinde, erken yaşta öğrenmeyi de destekler ve böylece, çocuğun ilk ve orta öğrenimdeki performansını geliştirip öğrendiklerini daha çok akılda tutmasını sağlar. Bu da ergenlikteki suç potansiyelini azaltarak, onun gelecek hayatı üzerinde etkili olur. Bir insanın zihinsel kapasitesinin %80’i altı yaşından önce oluşmaktadır. Ünlü tıp dergisi “The Lancet”te yakın zamanda yayınlanmış bir makaleye göre, “çocukların erken yaşta gelişimine yeterli yatırımın yapılmaması, insan kaynakları potansiyelinin kaybına ve bir yetişkinin daha az gelir elde etmesine, ve bunların tümü de, o ülkenin milli kalkınması üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.”
Kırsal kesimlerde ve kentsel gecekondu bölgelerinde yaşayan dezavantajlı konumdaki birçok çocuğun nitelikli gündüz bakımı ve okul öncesi eğitimi hizmetlerine erişimi düşüktür. MEB’in mevcut kapasitesi 6 yaş altındaki tüm çocuklar için nitelikli gündüz bakımı ve okul öncesi eğitimi hizmetlerine erişim sağlamada yetersiz kalmaktadır. Bunun sonucunda, okul öncesi eğitime 36-48 aylık çocuklar arasındaki kayıt oranı %4 gibi düşük bir düzeyde kalırken, 48-60 aylık çocukların kayıt oranı %14, 60-72 aylık çocuklar için oran %51 olarak ortaya çıkmaktadır. Son yıllardaki hızlı artışa rağmen, 2009 yılındaki kayıt oranları, %85 olan AB ortalamasıyla karşılaştırıldığında halen çok düşüktür.
Okul öncesi eğitimin çoğu, kamuya bağlı bağımsız anaokulları ve ilköğretim bünyesindeki anasınıflarında yapılmaktadır. Dezavantajlı konumdaki birçok çocuk, genellikle kentlerdeki daha iyi ve daha fazla donanımlı ilköğretim okullarına giden akranları gibi okul öncesi eğitim kurumlarına erişimde güçlük çekmektedir. Bu çocuklar önemli ölçüde sağlıksız koşullar, kötü beslenme, şiddet ve erken çağlarda yetersiz zihinsel uyarılma riskleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Okulda aynı yaş grubundaki diğer çocuklara göre daha düşük bir performans göstermektedirler. Söz konusu çocuklar sadece okulu erken terk etme eğiliminde olmayıp; çocuk işçiliği, erken evlilik ve yasal durumlarla karşılaşma gibi diğer risklere de maruz kalmaktadırlar. Bu sorunların gelecekte ülke kalkınmasının önünde engel oluşturmasını önlemek için dezavantajlı hane halklarının çocuk bakımı kurslarına ve toplum temelli gündüz çocuk bakımı ve okul öncesi eğitimi hizmetlerine erişimini artırmak gereklidir. Çocukları ve ebeveynleri okul öncesi eğitimi hizmetleriyle temasa geçirmek, doğum kaydı eksikliklerinin, sağlık ve beslenme sorunlarının, bilişsel gelişimde gecikmenin ve toplumsal dışlanmanın saptanmasını sağlamak için bir fırsat oluşturacaktır. Ayrıca, gündüz çocuk bakımı ve okul öncesi eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması, dezavantajlı konumdaki kadınların hareket serbestliğini arttıracak, kişisel ve mesleki gelişim için kullanabilecekleri fırsatlarını keşfetmelerini kolaylaştıracak, onları ekonomik olarak güçlendirecek ve böylece yoksulluk döngüsünün kırılmasına yardımcı olacaktır.
Devamını Okuyun...

dev bir çınar ağacı


Kökleri ve belleği toprağın taa en derinlerine kenetlenmiş… O kökler, hiç ama hiç kurumayan bir kaynaktır… Dalları , hep daha uzağa, daha yükseğe, daha ileriye, daha, daha , daha uzayıp gidiyor… Tanrım o ne üretkenliktir! Yaprakları, sezgileriyle, düşünceleriyle, duygularıyla beslenir, çoğaldıkça çoğalır, haşır haşır birbiriyle fısıldaşır ve yaşamın her alanını kaplar…
O dev çınarın altında asla ezilmezsiniz, ancak hayran olursunuz… Onun gölgesinde kendinizi güvende hissedersiniz, rahatlarsınız. Onun gölgesinde dünyayı kavramaya çalışırsınız. Merak etmeye, anlamaya, öğrenmeye, sorularınızı çoğaltmaya , yanıt aramaya ve bütün bunlardan tat almaya başlarsınız…
Devamını Okuyun...

moda blogger

Hayatımda ilk kez sevdiğim birşey yaparken para vermiyorum. Yada şöyle diyebilirim bir bedel ödemeden birşeyden yararlanıyorum, kullanıyorum.
Gerçekten blogları açıp bize bu imkanları sağlayanlara sonsuz teşekkürler…ne güzel artık her şey daha kolay, samimi, özgür, sıcak…bize güzel bir imkan sunulmuş ben ve birçok kişi bundan yararlanabiliyoruz. Gerçekten bu ülkede bedava hizmet almaya hatta hiçbirşey yapmaya alışık değilim…iyi ki internet var. Bloglar var. çok teşekkürler….
Devamını Okuyun...

projeler.....


Benim yazı başlıklarım hiç bitmiyor gitgide artıyor. Ne yapacağım bilmiyorum. Okuduğum, gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım her şeyi paylaşmak istiyorum. Her şeye atlayan meraklı bir yapım var. Bu gidişle işimi bırakıp blog yazarı olacağım….

“Okul öncesi eğitimin güçlendirilmesi” konu başlıklı Avrupa birliği hibe projesi açılmış. Bu benim çok yapmak istediğim bir çalışmaydı. Tek dezavantajı 36-72 ay diye sınırlamışlar. Bense 0-72 ay arasını işlemek istiyordum. Özellikle 0-24 aylık tecrübemi aktarmak tabii.
Bu konuda gerçekten çok geriyiz.6-7 çok geç kampanyalarını çok destekliyorum. Çocuklar zehir gibiler daha 2 yaşında bile her şeyi biliyorlar. Düşünsenize 6 yaşına kadar hiçbirşey öğrenmemelerini,kitap yüzü görmemelerini. Ben buna dayanamıyorum çok üzülüyorum.
Kaç kişi çocuğunu kreşe gönderebiliyor ya da evinde eğitim verebiliyor. Sadece çalışan anneler bu konuda biraz daha şanslı, yani kendin ilgilenemesen bile kreşlerde bir şeyler öğretiyorlar, çocuklar daha sosyal oluyor. Gölbaşının nerdeyse nüfusu 100 bine yakın, Ankaranın metropol ilçesi ve 1-2 tane kreş var, onlarda yeni sayılır. Buradan ankaraya çocuklarını kreşe gönderenler var.
Gerçi benim projede düşündüğüm hedef kitle maddi imkansızlıkları olan, ev hanımı, eğitimsiz bilinçsiz kadınlar. Çocuklarına nasıl yaklaşmalılar, neler yapmaları gerekli konularında bilinçlendirmek. Bunları anlatmak, öğretmek. Tabii sadece sözde kalmayacak bir proje. Ders alıp gitmeyecekler hem çocuklarına daha iyi bakmayı öğrenecekler hem de daha bilinçli yaparlarsa maddi anlamda kendilerine iş imkanı da sağlayacaklar. Çalışan anneler eğer babaanne, anneanne gibi yakın akrabalar yoksa 3-4 yaşına kadar çocuklarını kadınlara baktırıyorlar. Ama artık herkes daha eğitimli, bilgili birilerine emanet etmek istiyor çocuklarını.
İşte bu proje bu açıdan önemli. Hanımlara hem istihdam sağlanacak hem de kendi çocuklarını büyütürken bazı şeylerin farkında olacaklar…çok önemli çokkk
her şey o kadar çok değişmişki. yanlış bilinenler var ki. Anne sütünün öneminden tutunda neler neler…her yerde böyle eğitimler verilip kadınlar, ANNELER bilinçlendirilmeli.
İYİ BİR GELECEK İÇİN..........
Devamını Okuyun...

çınar ağacım

çınarın memleketi alanya gazipaşada bahçeye çınar doğunca ağacını diktirdik. boyu kadardı. ve bir sene sonra gittiğimizde epey büyümüştü. çok güzel bir ağaç, her zaman çok sevmişimdir. her gittiğimizde çınarın ağaçla resmini çekiyorum.işallah oğlumda ağacı ve ismi gibi uzun yıllar, sağlıklı yaşar köklerini salar....








SEN GÜÇLÜ BİR ÇINAR GİBİSİN..
BEN ADIMI SENİN HEYBETİNDEN ALMIŞIM.
ARKAMI NE ZAMAN SANA YASLASAM SANIRIM Kİ DÜNYAYI BİLE FETHEDEBİLİRİM.. ÇÜNKÜ BANA HEP GÜÇ VERİRSİN..




HERKESE İYİ BAYRAMLAR......
Devamını Okuyun...

çınarın odası


Günlüğüme batkımda…çok kararsız kalmışım. Çınara diyorum ki "keşke sen olsan da kendin beğensen odanı. senin istediğin gibi yapsak. Arabalımı, balıklımı, gemilimi???ve daha birçok çeşit var ama hangisi? Ben böyle cıvıl cıvıl renkli olsun istiyorum. Turuncu, sarı, yeşil hangi renk?mobilyanı düz beyaz alıp halıyı perdeyi duvarlarımı renklerdirsem nasıl olur diye soruyorum çınara. epey kafayı takmıştım bu oda işine. mavi istemiyordum ama sonunda yine mavi ağırlıklı oldu. Ve sonunda resimde gördükleriniz çıktı. Düz renk alınca alternatifiniz daha çok oluyor. aksesuarlarla renklendirebiliyorsunuz. İnci tuncel’in tasarım ve renklerini çok beğenmiştim fakat bütçemizi aşıyordu.çok fazla seçenek de Ankara'da bulamamıştım.
Şimdi daha çok seçenek var ve ekonomik. Hamile bir arkadaşım doğacak kızına çok güzel oda hazırlamış hemde çok ekonomik. Halı, perde ve aksesuarları rengarenk ikeadan almış. Mobilyayı da İzmir’den sipariş verdi çok hoş. http://www.littlecolors.net/ adresine bakabilirsiniz.
Yatağın içine bir sürü uyku seti alıp denemişim nasılda değiştirmiş hepsi odayı.
İlkini mother care almıştım fakat boyutları uymadı küçük geldi. Biz çınar’a daha sonra büyüyen yataklardan almıştık da. Çok aradım uyku setini. Sonunda karumda bir çeyiz mağazasında funnababy’in ürünlerini buldum çeşit çoktu ve güzeldi. İsterseniz bir göz atın.
http://www.funnababy.com/
Devamını Okuyun...

bebek şekeri


Artık her şey moda oldu. Yani bebek şekeri nikah şekerinden çok satıyormuş inanabiliyormusunuz? Çınar’ın bebek şekerini kendimiz yaptık. Biraz daha ekonomik olsun diye.Teyzemin ellerine sağlık çok sevimli oldular. Ayrıca doğum odası için kapı çelengi hazırladı. Hepsi çok şirindi. İnternetten birçok bebek şekeri modeli bulmak mümkün. Pastanelerde de var artık.
Yurtdışında eltimler doğumdan önce hoş geldin bebek partisi yapıyorlar. Herkes hediyelerini alıp geliyor, eğleniyorlar. Bu da yavaş yavaş yayılmaya başladı ülkemizde.



Dişbuğdayı şekerini de hazır almıştım. 2 çeşit, hem çikolata hem badem. Hatıra kalsın diye düşünmüştüm. O kadar hoş ve güzel şeyler yapıyorlar ki dayanamıyorsunuz. Çok sevimli hepsi. üstlerindeki bebek figürleri süper...
Bunca şey yapıyoruz , sanki bebeklerimiz anlıyorlar mı? ama resimler videolar çekiyoruz, ilerde görünce hoşlarına gider işallah…..
Devamını Okuyun...

diş buğdayı

Anadolunun birçok yöresinde hala uygulanan eski bir Türk geleneğidir. İlk dişin çıkışını kutlamak için yapılan diş buğdayı, çocuğun dişlerinin daha sağlam ve buğday gibi düzgün olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması dileğiyle aile arasında yapılır. Bebek ilk dişini çıkardığında yakın akraba ve arkadaşlar davet edilerek diş buğdayı hazırlanır. Dişbuğdayı, kaynatılmış buğdayın üzerine şeker, nar, ceviz, meyve şekeri gibi süsler konulmasıyla hazırlanır. İçine boncuk,altın veya yüzük gibi bir şey saklanır. Saklanan eşya kime çıkarsa çocuğa çeşitli armağanlar alır. Diş buğdayı töreni ritm tutup şarkı söylenerek düzenlenen bir eğlenceyle kutlanır. Bu adetin bilinmediği ya da uygulanmadığı yerlerde, genellikle çocuğun dişinin çıktığını ilk görenin çocuğa bir gömlek dikmesi ya da hediye alması adeti vardır. Ve farklı rivayetler….
Oğluşumun alttan ilk iki dişi 5.ayında çıktı. çok tatlı görünüyor. Tabii kutlamamız lazım. Kendinize iş yada eğlence istiyorsanız diş buğdayı günü yapabilirsiniz. Benim çok hoşuma gitmişti. Anlamlıda gelmişti.
Bebeğe hediyeler alındı tabii. Ayrıca bebek.com’a üye olmuştum hediye çekilişlerine katılıyordum ve oğlumun şansına daha doğmadan oyababy’den güzel bir hediye kazandık. Çok hoş değişik özel gün kıyafeti. Bende diş buğdayında giydirmiştim.
http://www.oyababygift.com/
En önemli ikram olan buğdayın yapılışı:

1 kg.’a yakın(gelecek kişi sayısına göre azaltılabilir) diş buğdayı veya değirmenlik buğday diye de geçer, alınır. Düdüklü de pişirilir ve servis edilir. Çok basit. İsterseniz birgün önceden de suya bırakabilirsiniz. Tabii böyle tatsız tuzsuz yenmiyor. Toz şeker, ceviz, çerezleri de ayrı ayrı servis tabaklarına koyup sofraya getiriyorsunuz. İsteyen tuzlu isteyen tatlı yiyebiliyor.
Buğdayları ipe dizdik, başına bağladık. İnternetten okuduklarımı yapmaya çalışmıştım.En önemlisi tabii tepsi içinde gelen meslek seçimi adeti. Bir sürü şey koyuyorsunuz. Mouse, kitap, makas, defter, kalem aklınıza ne gelirse… Çınar kalemi seçti yazar mı olacak acaba? Annesi gibi yazmaya meraklı olur mu acaba? Acaba bu göbek kordonu, diş buğdayı gibi meslek seçimleri ileride hatırlanıyor mudur? Sanırım çınar bu konuda talihsiz. Göbek kordonu çöpe atmıştım. Diş buğdayında da karıştı biraz. Biz yönlendirmiştik almıştı sonra başka şey aldı. Yani henüz tam olarak ne olacağını anlayamadık))))
Ve herkese doğum şekeri gibi diş buğdayı çikolatası hazır aldım ve ikram ettim. Hatıra kalsın diye.Resimler çekildik, çocuklar oynadı. Öyle hoş bir telaştı. Güzel bir anı olarak kaldı.
Devamını Okuyun...

işe başlama ve süt izni

Annelerin karar vermede zorlandıkları bir dönem. Acaba bebeğim ne kadarken işe başlasam, ne kadar ücretsiz izin alsam? Tabii imkanı olanlar için söylüyorum. Özel sektörde çalışanların durumları daha da zor. Böyle seçenekleride yok. Bebeklerini daha minicikken bırakıp işe başlamak zorunda kalıyorlar malesef.
Bizim ülkemizde doğumla ilgili haklarımız çok derler ya hiç doğru gelmiyor bana. hani 8+8 16 hafta izinliyizya çokmuş. Yurtdışında çocuğun hasta olunca bile izinli sayılıyorsun. iyileşene kadar. Çocuklar çok önemli. Çocuğunuz sözkonusu olunca bir sürü hakkınız var. mantıklı ve doğrusu bu. çocuk hasta olunca anne babasından başka kim olabilirki yanında. zaten o hastayken bizim ondan başka birşey düşünecek halimizde kalmıyor açıkçası. Geçenlerde çınar hasta oldu, 2 gün işe gidemedim hastanedeydik zaten. Ve ben panik oldum ne yapacağım diye.
Süt iznine geleceğim. Bu izin çok sürümcemede kalan bir konu. Her yer farklı uyguluyor çünkü. Her ne kadar yasal değil deseler de her kurum kendine göre uygulama yapıyor. Mesela bizim kurumda haftalık bir güne toplanıyor ve 1 gün gelinmiyor tabii bu günde genelde cumaları oluyor.

Ama eşim özel sektörde orda da süt iznini toplu kullandırmışlardı. Yani saat saat hesaplayıp yaklaşık 2 ay tutmuştu. Amaç işe başladıktan sonra bölünmesin, tam kapasite çalışsın.
Ve olması gereken her gün 1,5 saat. Gerçi günümüz koşullarına çok yetersiz. 1,5 saat çok az. büyükşehirlerde işten eve gidemezsin bile. Genelde ya sabahları bir saat geç geliyorlar ya da akşam erken çıkıyorlar sanırım.
Süt izni yasal olarak 1 yıl. Bebek 1 yaşına girene kadar. Bizim işyerinde sözleşmemizde 1,5 yıldı ve çok sevinmiştim. Bir güne toplama işi faydalı oluyor. Her işinizi o güne ayarlıyorsunuz, doktora gitmeler, alışveriş, ev işleri aklınıza ne gelirse. Eğer o gün izinli olmasam sanırım sık sık izin almak durumunda kalacak bölünecektim sürekli.
Benim işyerinde süt sağma durumum olmadı ama yaşayan çok arkadaşım var ve çok zor durumda kalıyorlar. Sağacak mekan yok, sütü saklayacak dolap yok. Tuvalette süt sağmak ne kadar doğru siz karar verin lütfen. Süt izinleri için yeni düzenlemeler şart gerçekten.
Bende 6 ay ücretsiz izin almıştım ve 3 ayını kullanıp erken başladım. Çınar 9. ayına girmişti. İlk zamanlar çok zor gelse de işi, değişik bir ortamı özlediğimi fark ettim. Ne de olsa yıllardır alışmışız çalışmaya evde sürekli aynı şeylerle uğraşmak zor geldi.
Başlama tarihini belirleme kritik bir olay. Belki çocuğunuzu gözlemleyerek de karar verebilirsiniz bu süreye. "anne olunca anladım" diye çok güzel anne-bebek programında doktor "9 aydan sonra özellikle 11 -12. aylarda işe başlamanın çok uygun olmadığını, çocuğun ayrılık korkusu yaşadığı bir döneme girdiğini, her şeyin farkına varıp anladığı bir dönem olduğunu" söylemişti. Bende biraz onu da göz önüne alarak başlamaya karar vermiştim. bir sıkıntıda yaşamadım.

6 aya kadar çok minikler ve anne sütüne, ilgisine muhtaçlar. İmkanınız elveriyorsa en azından 6 ay bebeğinizle birlikte olun derim...
Devamını Okuyun...

ilk doğum günü

NİCE YILLARA ÇINARRR....





















Nerdeyse 2 yaşımıza gireceğiz, ikinci doğumgünümüze az kaldı.bende daha fazla gecikmeden ilk doğumgünü telaşımızı anlatayım istedim.
"Öyle çok abartılı bir şey olmasın. Ne de olsa hatırlamayacak. Ondan çok bizim için özel bir gün. O ailemizin içine katılalı bir yıl oldu ve çok mutluyuz. En iyisi evde, yakın akraba ve arkadaşlarla kutlayalım" dedik ve yola çıktık.
Tabii birkaç hafta önceden, pasta neler yapılacak, kimler çağrılacak, ne ikram edilecek, nasıl süsleyelim???? sorularıya baş başa kalıyorsunuz. İyi ki abartmayıp aile arasında yapacaktık değilmi?
Önce çınara masa hazırlamak için sevimli bir şeyler alayımla başladım. Yani tabak, bardak, masa örtüsü, şapka, peçeteleri vb. birkaç malzemeyi çizgi film kahramanlarından birini aldım. Her yerde bulabilirsiniz bunlardan. Büyük marketlerde, hatta kırtasiyelerde, oyuncakçıda….
tabii olmazsa olmaz balonlar birde. Rengarenk alalım asalım dedik ama bunun yüzünden kriz yaşadık. Önceden alınca sönebilir dediler. Bizde doğum günü alalım dedik. Ve eşim epey dolaştı istediğimiz sayıda renkte bulamadık, 2 kere gitti geldi. Üstelik çok da tuzlu oldu. Sonradan evde balon şişirmek için satılan bir şey gördüm bir dahaki sefere ondan alıp deneyeceğim. Ayrıca şimdi tekrar şişirilebilen balonlar var. Çınara ilk balonunu palyaço şeklinde almıştım sevimli, şirin dikkatini çeker diye. sonra havası indi biraz ve attım. meğerrr onlar tekrar şişiriliyormuş. Yani siz siz olun atmayın çocuklar balondan hiç vazgeçmiyorlar.

kız çocukları için arkadaşım pembe-beyaz ağırlıklı balon almıştı. oda çok hoş oluyor. bir sürü alıp, asınca çok hoş duruyor.
Kimleri çağıracağımı düşünüp, herkese çınarın resminin basılı olduğu doğum günü davetiyesi hazırlayıp, elden verdim tabii. Ayrıca işyerinde bir arkadaşımın desteğiyle şöyle çocuk ş
arkılarıyla bir yılın nasıl geçtiğini gösteren resimlerle birlikte slayt gösterisi gibi bir cd hazırladık. Gelenlerle birlikte izledik, hoştu.
Ve gelelim ç
ınar ağacı yaşpastamıza.Her zaman derler ya gördüğün bildiğin şeyi alacaksın. Yeni bir şey yaptırmak her zaman risklidir. Nasıl olacağını tam bilemezsiniz. Nitekim Çınar’ın pastası da fiyasko olmuştu. Çok kötü görünümlü bir çınar ağacıydı. en iyi pastaneye gittim ve resimler verdim çınar ğacıyla ilgili. Gerçekten şeklini pek iyi yapamamışlardı. Ona da üzülmüştüm ama gerek yokmuş tabii. Yaşarken olayın içindeyken çok büyütüyoruz, abartıyoruz bazen. Sonra da gereksiz olduğunu anlıyoruz.
Ve en önemlisi çınar yeni yaşına hasta olarak girdi ve bütün sene öyle hasta geçti. Hiç keyfi yoktu. Gözleri akıyordu, keyifsizdi, ateşi vardı. Ona rağmen yinede bize biraz gösteri yaptı, oynadı.
Gece acildeydik. 1 yaşına kadar hasta olmayan çınar tam 11 aydır aralıklarla hasta. Hani derler ya yeni bir yıla nasıl girersen öyle geçer. Çınarda da bu yeni yaşına nasıl girdiyse yılı da malesef öyle geçiriyor. Herkese iyi yaşlar, sağlıklı doğum günleri diliyorum….


Devamını Okuyun...

kolik


Kolik, çoğunlukla bebeğin ikinci ya da üçüncü haftasında ortaya çıkıp on ikinci haftasında(3 ay) son bulan, bazen de beşinci ayın sonuna kadar devam eden, kendini şiddetli ağlamalarla belli eden bir huzursuzluk dönemidir. Hemen her bebek bu durumu yaşar. Günde 3 saatten fazla düzenli ağlama nöbetleri (tıbbi bir sorun olmadığı halde) oluyorsa nedeni büyük ihtimalle kolik’tir. Genelde uzun bir günün sonunda başlar, kolik ağrısı çeken bebekler uyaranlara karşı çok hassastır bazı bebekler ciddi şekilde gaz sancısı çeker. Bazı emen bebekler annenin dietinden etkilenerek gaz sancısı çekerler. Gaz sancısı olarak bilinen infantil kolik 3 ayın altındaki bebeklerin % 10-30’unda görülür.
Tabii Çınar’da da 3 ay çektik. Neyse ki uzamadı. Çınarı rahatlatmak için her şeyi denedik. Doğal yazan her şeyi tabi. O ağladıkça dayanamıyorsunuz. My licon adlı gaz damlası çok iyi geldi. Tabii ona gelene kadar epey bir şeyler denedik. Herkeste farklı oluyor birine iyi gelen diğerine gelmeyebiliyor.
Tamamı bitkisel ve doğal ürünlerle bebeğimin artık gazı yok, uykusu ve huzuru çokkk yazıyor üstlerinde. Denediğimiz ürünleri yazıyorum.
My licon damla(amerikan pazarından gidip alıyorduk, eczanelerde yoktu)
Nurse harvey şurup
Metsil damla
Zinco damla
Myo-oil masaj yağı(topuklarına, karnına sürüyorduk)
Elma yağı(topuklarına, karnına sürüyorduk)
Ayrıca bunun için özel cd bile yapmışlar. Orhan Osman’ın özel kolik cd’sini bile almıştık. Farklıydı gerçekten ama çok iyi geldiğini söyleyemem. KOLİK albümü; sürekli ağlayan yenidoğan bebeklerin sakinleşmesi ve uykuya geçmesi için özel müziklerden oluşuyor. İçeriğinde white noise ve diğer özel frekanslar, anne rahim sesleri ve melodilerin birleşiminden oluşan repertuvar yer alıyor.

Devamını Okuyun...

Değişim ve sağlığın önemi

Çocuğunuz hasta olduğunda hayatınızdaki her şey önemini yitiriyor. Tabii kendimiz hasta olunca da durum böyle. Yani sağlık en büyük nimet, ancak kaybedince değerini anlıyoruz. Çınar hasta olmasında ne yaparsa yapsın diyorum ve o hasta olunca kendimi düşünme hakkım olmadığına inanıyorum. Hani sıkça yazıyorum kendimize zaman ayıralım, ihmal etmeyelim diye hepsi anlamını yitiriyor böyle zamanlarda, çünkü sadece ve sadece oğluma odaklanıyorum onu düşünüyorum o sağlıklı iyi olsun ben mutlu olurum yeter diyorum.
Evet maalesef insanoğlu değişken, kolay kolay hoşnut olmuyor, unutuyor söylediklerini. Çınar iyileştiği zaman muhtemelen yine kendime dönüp ne yapsam, ne etsem diye hayıflanmaya başlayacağım. Sanırım böyle geçecek bir ömür. Sizi bilmiyorum ama ben böyleyim.
Yıllar geçtikçe farklılaşıyorum değişiyorum. Zevklerim, beğenilerim, korkularım, endişelerim, hayata bakışım, önem verdiğim değerler, isteklerim her şeyimle.
Yaş ilerledikçe ilk önce sağlık diyorum tabii gerisi boş. Ama gençken kişi böyle düşünemiyor, çılgın ve deli cesareti oluyor. Her şeyi yapabilirim gibi bir güce sahip oluyor. Her şeyi istiyor, farklı bir yönden hayata bakıyor, algılıyor.
Oysa şimdi ayaklarım yere daha sağlam basıyor, cesaretim azalmış, korku ve endişelerim artmış. Tabii çocuk olunca onunla da ilgilide bu kaygılarınız. Sadece yaş değil yani. Bire bir örtüşüyor bu yaşadıklarım çınarla. Yani çocuğunuz olunca hayata daha temkinli yaklaşıyorsunuz. Öyle çılgın cesaretler sorumsuzluklar yapamam artık…
Her yaşın, dönemin farklı güzelliği var.
Şimdi çınar var ve hayatım onunla çok daha güzel….
Devamını Okuyun...

alıntılar

sizlere çok özel bulduğum çok beğendiğim yazılardan alıntılar yapıyorum yazıyorum. atatürk'ün o güzel sözlerini zaten biliyoruz diye yazmadım ama resmini sitemde görmek beni mutlu eder diye koymak istedim. tabii birde ilke deyince aklıma ilk o geldiği için.

müjdat gezen'in bu yazısına da bayıldım...
İlkelerin olacak
Seni satın alamayacaklar
Aptalların uydurduğu atasözlerine inanmayacaksın
“paranın satın alamayacağı şey yoktur”
“herkesin fiyatı vardır gibi….”
Sözlere kanmayacaksın
Onurunla, kimliğinle ve beyninle akıllı yaşayacaksın…
Üreteceksin, seveceksin, sevileceksin
İnançlarının arkasında duracaksın
Sevgilerin karşılıksız
Yardımların gizli olacak…
Seni, attan ottan ayıran özelliğinin farkına varacaksın!
Çünkü sen insansın
Ve bunu yakaladığın gün
Bembeyaz yaşayacaksın….

Devamını Okuyun...

ankara'dan güzel haberler

ramazan bitiyor bayram geliyor. ismi de çok güzel şeker bayramı. yani herkes şeker yesin ağzı tatlansın, şeker gibi tatlı bir bayram olsun değilmi?
sonra okullar açılıyor ve kış geliyor...neyse kış olunca evcimen oluyoruz ve tabii dizikolik. ankara'da canlanıyor, herkes tatilden dönüyor. tiyatro, sinema dönemi başlıyor. etkinlikler, konserler....
3 ekim sezen aksu
10 ekim nilüfer
17 ekim funda arar
18 ekim volkan konak konserleri var. Anadolu gösteri kongre merkezinde. üçüde çok güzel izlenmeye değer. en ucuzu funda arar. en pahalı tabii sezen aksu. ona değer gerçi. ben 4 kere gittim hepsi birbirinden güzeldi. volkan konaktada sezen aksuda da ayrıca stand up izleyip eğleniyorsunuz. volkan konak'ı merak ediyorum çok eğlenceliymiş gerçekten.
istanbul'dan geldiğimden beri hep üzülüyordum Ankara'da neden konserler yok, mekan yapmıyorlar diye. koca bir yaz. hele açıkhavada konser izlemek ayrı bir zevk. halen de bir harbiye açık hava, kuruçeşme arena, rumeli hisarı gibi mekanlarımız yok anlamıyorum .burda da kaç milyon kişi yaşıyor potansiyel var. ne yapsalar ankara'da kaldırıyor, yani giden çok olur. neyseki en azından Anadolu gösteri merkezi açıldı. malesef Ankara'ya herşey geç ve sonradan geliyor. istanbul'u geriden takip ediyoruz.avm'lerde de birden patlama oldu son birkaç sene de arttı sayıları.
iyi seyirler ankaralılar.
Devamını Okuyun...

çok hoşşş

Asıl eksiklik eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. Önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik. Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi. Biraz büyüdükten sonra kendimizi bildiğimiz anda içimizi kemiren kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik. Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık: "Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz". Peki neye sahip olmamız gerekiyor? çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek. Büyüdükçe Bir şey degişmedi. Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu: "Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu igrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. İşe girince geçecek. Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik. Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıstık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti değiştirdik. Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık. Geçmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi hala orada duruyordu. Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik. "Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız. Beklemeye başladık. Derken biri çıktı karşımıza. aşık olduk. Ve anında başka biri olduk. Daha güçlü daha guzel daha akıllı biri. Hesap cüzdanları kartvizitler hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı. Sevgilimizin gözlerinde daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük. Sevgilimizin gözlerinde Tanrı' yı gördük. Işığı gördük. "Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk". Sonra bir gün daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi. Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi. Ya da daha kötüsü başka birine aşık oldu ama söylemedi. Telefonu açmamasından elimizi tutmamasından sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık bir terslik olduğunu. Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi bizdik. Fark etmez. Sonuçta aşk bitti. Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük. Yıllarca uğraştık eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik her yere baktık. Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı. İçimize bakmadık. Eksik parçayI dışarda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik. Birilerini sevdik birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik. Şaşıracak bir şey yok tabi ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık? Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık? Asıl eksiklik eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. "Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor herkes sevgisine şart koyuyor sinir koyuyor. Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor. Her şey bir oluyor. İste o zaman perde aralanıyor. Acı diniyor. İste o zaman başka `bir`i bir araya gelerek hesabın kitabın korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine gerçek bir sevgi yaratılabiliyor. Sonsuz Sevgilerimle..... CAN DÜNDAR
Devamını Okuyun...

lohusalık depresyonu

Süt sağma makinesinin sesini aylar sonra duydum ve hiç özlemediğimi tekrar fark ettim. Hayatta en sevmediğim ses diyebilirim. En zor gelen ve sonlara attığım yazım bu. Çünkü gerçekten oğlumla güzel günlerime gem vuran, aramıza giren kara günler…siyah süt mü desem, depresyon mu, lohusalık sendromu mu bilmiyorum. Ama hepsi aynı, kötü bir şeyi anlatıyor. Sürekli ağlıyordum. Artık uykusuzluktan mı, yorgunluktan mı yoksa emziremediğimden mi, sürekli süt sağdığımdan mı bilemiyorum. Üstelik 4 kez lohusalık ateşi oldum. Yani 40 derece ateşle bayılıp hastaneye acile kaldırıldım. Çok ağır geçti. Oğluma süt bile veremedim antibiyotik kullandığımdan. Daha neler neler…
Çok zor bir dönem. Ne yapacağını bilmiyorsun, başka bir dünya, eski hayatından çok farklı ve sürekli aylarca gece gündüz aynı şeyleri yapıyorsun. Bilmiyorum hormonlarım alt üst olmuştu belki de. Kendime gelemiyordum. Elif Şafak’ın kitabı da tam o dönemde çıktı ve hızla okudum süt sağarken tabii.boş bir zamanım olması mümkün mü?olsa uyurdum herhalde.en çok ne zaman bitecek? bitiyor mu? bitince nasıl oluyor? onu merak etmiştim kitapta. düşünsenize isteyerek yapıyorsunuz, doğsun diye acele ediyorsunuz. çok farklı güzel hayaller kuruyorsunuz. ama karşılaştığınız manzara çok kötü. yani bebeğiniz emmiyor, ağlıyor, gazı var. birşey yapamıyorsunuz. madem bakamayacaktım neden yaptım diyecek kadar ilerliyor düşünceler....
Hani her şey kontrolünüzden çıkmıştır ya öyle bir durum. Ben kendimi de evi de Çınar’ıda kontrol edemiyordum. Her şey benim iradem dışında oluyordu. Ağlamak istemiyordum ama ağlıyordum, tutamıyordum. Her şeyde böyleydi. Çınar’ı emzirmek istiyorum uğraşıyorum olmuyor. Sanki her şey kötü gidiyor ve hep öyle gidecek. Oysa bebeğim oğlum olmuş ne güzel diyemedim yani.
Çınar emmediği için 6 ay boyunca gece gündüz demeden 2-3 saat arayla süt sağdım. Kafaya koymuştum 6 ay verecektim anne sütü. Hatta daha uzun veremediğim için çok üzülmüştüm ama depresyondan ve süt sağma işkencesindende kurtulmam lazımdı. oğluma ve aileme mutlu ve sağlıklı daha fazla faydam olacağına karar vermiştim.
Sürekli biberonları yıka, hijyen sağlamaya çalış. İçime sinmiyor. Direk göğsümden alsa çok farklı olur diyorum. İlk başta tek makinayla sağarken işi kolaylaştırmak için ikincisini bile aldım. Tam gaz işlevimi görüyordum))))
Süt gerçek bir mucize. tahmin edemezdim birgün göğüslerimin bu kadar önemli olacağını. Göğsünüzden süt geliyor, şakır şakır akıyor. Çınarın emmemesi büyük talihsizlikti benim için.
Çınar emsin diye neler denedik neler? Uçlar taktım olmadı. fön makinesi çalıştırıyordum ağlamasın diye. Etkili de oluyordu ama biberon ona çok daha kolay gelmişti sanırım. Zorla ağlaya ağlaya veriyordum onu da 2-3 ay zorladım.
Göğüslerimin yara olması ayrı bir derdimdi. Sürekli kanıyordu, yara haldeydi. Ve ben yinede yılmadım o kadar işkenceye rağmen. Öyle bir acı ki tarifsiz bir tek çekenler bilir. Tabii bu yaralar iltihapa dönüşüp bende ateş yapıyordu. Gerçekten her şeyde üst üste ve olumsuz gitti.
En başta da dediğim gibi belki de bir daha yaşayamayacağınız bebeğinizin ilk 6 ayının hayatınızın en zor dönemi olması, tadını çıkartamamanız kötü bir talihsizlikti.
Devamını Okuyun...

biz neden hayata bir yıl mola veremiyoruz???

“İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde, ABD ve Avustralya’da, insanların sıklıkla hak olarak kullandığı bir uygulama var. Hayatlarında bir sayfayı kapatıp diğerini açmadan önce bir yıl mola alıyorlar. Gap Year (Boş Yıl) deniyor buna. Liseyi bitirip üniversiteye başlarken, iş hayatına atılmadan önce, evlenmeden önce, kariyer değiştirmeden önce başka şeyler denemek, başka hayatlara bakmak, yeni şeyler öğrenmek, bir yerlerde gönüllü olarak çalışarak kefaretlerini ödemek için ortadan kayboluyorlar
Tam olarak bir yıl sürmesi gerekmiyor elbette ama bir ay izin kullanıp dönmek gibi bir şey de değil. O kadar çok insan -biz şuna gap year değil de hayat molası diyelim- bu tip seyahatlere çıkıyor ki, bugün kocaman bir sektör halinde. Bu konuda yardımcı olan pek çok şirket, acente var. Seyahat dergileri her sene mutlaka bu konuya sayfalarını ayırıyor, en popüler rotaları duyuruyor.”
yazıyor.
Çok hoşuma gitti. Kendim yapamadım ama en azından Çınar’ın yapması için elimden geleni yapacağım. Bunu gazetede okudum. Ardından tv de benzer bir konuda film izledim. Çok farklı geldi. İnsanlar hayatlarındaki monotonluğu gidermek için neler yapıyor bakın.
Film de başka ülkelerden insanlar internet üzerinden anlaşıp 1-2 haftalığına evlerini değiş-tokuş yapıyorlar. Düşünsenize 2 hafta ya da 1 ay yurtdışında bir başkasının evinde gidip kaldığınızı. Film çok hoştu çok beğendim. Yeni bir hayata yelken açıyorsun her değişiklikte yeni ortamları, hayatları doğuruyor.
Başka bir filmde de hareketli yaşamak adına neler yapmıyorlardı ki. Heyecan adrenalin diye diye. Ormanda hızlı bisiklet sürmeden tutun, sörf, dağa tırmanma, paintball, rafting aklınıza ne gelirse……

biraz geç kaldık sanırım böyle işler için...her ne kadar yaş önemli değil, ruhunun hissettiği yaşdasın deselerde gençlikteki gibi sorumsuz, rahat olabiliyor muyuz?evlilik, annelik, iş ve ev hayatı insanın omzuna bir sürü sorumluluk yüklüyor.öyle çılgınca düşünmeden tartmadan her istediğini yapamıyorsun.sezen aksu takvim şarkısında ne güzel söylemişşşş....
Yıllar mı hızlandı yoksa
Ne çabuk geçiyor bu uzun günler geceler
Daha dün gibi derler ya hani
Meğer herkes kurarmış böyle cümleler
Vakit geçmek bilmezdi oysa
Hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler
Akarken birikti derler ya
Kasam boş kalbim kırık elde yine hüzünler
Devamını Okuyun...

bir yenilik daha


Karafırın kendinizin ya da sevdiklerinizin fotoğraflarını çikolata üstüne anında basıp veriyormuş. Çikolata modelini siz seçiyorsunuz. Resminizi de veriyorsunuz. Ve fotoğraflı çikolatanız hazır. Hergün yeni şeyler çıkıyor….

Jaime Hayo’nun uzaylı görünümlü vazoları da değişik.ilginç bir tasarım….
Devamını Okuyun...

hamilelikte beslenme ve diyet

Çok önemli atlanmaması gerekli bir konu. Kesinlikle çok dikkat edin…
hamilelikte diyetmi olur hiç demeyin. mecbur kalınca yapıyorsunuz.
karnınızda bebeğinizi beslemek dışarı çıktıktan sonradan çok daha kolay. Çınar ilk 1 yıl hiç hasta olmadı çünkü doğduğunda ve ilk yıl beslenmemiz iyiydi, kuvvetli ve güçlüydü. Ama gelelim ikinci seneye. Her şeyi seçmeye yememeye başladı. O kadar özenle ona yemekler yapıyorum uğraşıyorum ve yemiyor. ve sürekli hastayız. Çok üzülüyorum.
Hamileyken kalsiyum almak çok önemli. Süt, ayran, yoğurt ve peyniri ihmal etmeyeceksiniz. Önemli olan dengeli her şeyden yiyerek beslenmek. Balık çok önemli. Haftada iki kere mutlaka yemeye çalışın. Tabii su, su ve su. Gerçi normal hayatımızda da bundan çok farklı beslenmemiz gerekiyor. Sürekli söylenen şeyler. Ama hamileyken biraz daha özen gösterip yapmaya çalışıyoruz
.
beslenme konusunda öyle uzun uzun yazmayacağım. Çünkü internette çok fazla yazı bulunabilir. Kendi doktorunuzun da önerileri vardır.

Ben hamilelik şekeri çıkınca nasıl bir diyet yapmalıyız ondan bahsetmek istiyorum. 15 günde bir kontrole gidip, tartılıyordum. Diyetisyene gidenler bilir. Her şeyin grup değişimleri vardır. Yani meyve değişimi, karbonhidrat değişimi gibi. Mesela;
1 dilim ekmek
=2-3 yemek kaşığı pilav ya da makarna
=4 yemek kaşığı kurubaklagil
=1/3 simit
=1/4 yufka’dır.

meyvelerde değişim;
1 küçük boy elma=12 adet çile=1/2 büyük boy muz=1 ince dilim kavun=4 adet kayısı gibi….
İsterseniz bu listeleri uzun uzun ekleyebilirim.
Benim diyetim şu şekildeydi:(tabii herkesin kendine özel diyet listesi olmalı, gerçi bu diyet öyle zayıflamak amaçlı değil. Sadece dengeli beslenip kilonu kontrol altında tutmak için.yani uygulamak isterseniz yine de lütfen doktorunuza danışın)
Sabah 9.00-

1 su bardağı süt
2 parça peynir(100 gram)
2 tatlı kaşığı pekmez
Bol domates/salatalık(1 tatlı kaşığı zeytinyağ)
2 dilim ekmek(50 gram)
Ara 11.00-

1 adet meyve
11.30-

1 su bardağı ayran
Mini sandviç
Öğlen 13.00-

1 kase çorba
120 gram et,tavuk, balık (buğulama, haşlama ya da ızgara olacak)
1 kase yoğurt
Bol salata(1 tatlı kaşığı zeytinyağ)
2 dilim ekmek
Ara 15.00-

1 adet meyve
17.00

1 su bardağı ayran, 1 adet meyve
Akşam 19.00-

1 kase çorba
Bol sebze yemeği
½ kase yoğurt
Bol salata(yağsız)
2 dilim ekmek
Ara 21.00-

1 adet meyve
23.00-

1 su bardağı süt
Haftada 3 kere 1 adet yumurta yenmelidir.(1 parça peynirin yerine geçmektedir.)
1 avuç içi fındık, badem, ceviz yenebilir.
Görüldüğü gibi tatlı yok. Olsa bile sütlü tatlıları tercih edin. Ve çorba, yoğurt, ayran ve süt ağırlıklı bir menüydü. Yaklaşık 2 ay bu şekilde beslendim.

Devamını Okuyun...

yenidoğan

Yenidoğan bebeklerin yaklaşık ilk bir ay geçirdiği döneme deniliyor.
Evet ufacık bir şeyle evinizde baş başasınız. Neler öğreniyorsunuz neler…ne acemilik düşünüyorum da…her şeyi gözünüzde büyütüp, korkuyorsunuz. Acaba ben bu bebeğe bakamayacak mıyım, neden yaptım o zaman olmuştum ben. üstelik o kadar heyecanla ve istekle beklerken. Bir de sürekli mucize olduğunu düşünüyorsunuz, inanamıyorsunuz. farklı duygu ve düşüncelerle geçen ilk bir ay...
Mesela gözünün üstünde gül olduğunu ilk kez duymuştum.o da ne demiştim. Böyle bir kırmızılık. Halen var. Sonra vücüdun da lekeler. Çınarın bacaklarında iki tane var. Bazıları geçebiliyormuş bazıları kalıcı. Tırnakları uzun uzun. Yüzünü çizmesin diye eldiven giydirmiştik ama doktoru yanlış buldu. ellerini tanımalıymış giydirmeyin demişti.
Uyurken gülmesi çok hoştu. komik ve tatlı görünüyordu. Böyle gülerlermiş. Bende bir anormallik sanmıştım.
Burnu o kadar basıktı ve çirkindi ki sanki hep öyle kalacakmış gibi geldi. Zamanla nasıl değiştiğine inanamamıştım.
Görmezler, başlarını tutamazlar, seslere çok duyarlıdırlar, gece-gündüz farkını bilmezler…böyle böyle bir sürü şey. Günlüklerime bakmam lazım, o günlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bir bakmışsınız ki aylar geçmiş. Her şey hayal meyal….
Hastaneden çıkarken doğum kilosunda azalma oluyor ilk bir haftadan sonra tekrar eski kilosuna dönüyor.
İlk bir haftada göbeği düşüyor. Sonra ilk banyosunu yaptırıyorsunuz. Ama her şeyden korkuyorsunuz. Bir yerine bir şey olacak diye.
Bir de kalça ultrasonu ve işitme testi istemişti doktorumuz. Yeni doğum yapan arkadaşlara kolay gelsin…
Devamını Okuyun...

yeni moda dövme yaptırma

Çocuğumun ismini vücuduma kazıttım........
Evet benimde hoşuma gitmedi değil yani. Hayattaki en önemli varlığımızı vücudumuzda sonsuzlaştırmak sevgimizi göstermenin bir yolu olabilir. Ünlülerin çoğu yaptırıyormuş…..Doğum tarihini, doduğundaki ayak izini(bu çok hoşuma gitti düşünsenize büyüdükçe yaptırdığınız dövmeyle kıyaslar ne kadar minik olduğunu hatırlarsınız), isminin anlamını değişik dilde veya desende ya da ismini, resmini….kısaca aklınıza gelen istediğiniz her şey olabilir bu dövme. Önemli olan çocuğunuzdan bir simge olup onu hatırlatsın.
Devamını Okuyun...

ankaradaki blog yazarları

ankara'daki blog yazarlarını keşfettim. hepside çok güzel. okunması gereken çok yazı var. ama ne zaman okuyup ne zaman yazacağımı şaşırdım. keşke daha fazla zamanımız olsa. ama yinede hepimizi tebrik ediyorum. çocuklarımızla, işlerimizle birlikte yinede özverili olup yazmaya çalışıyoruz. dikkatimi çeken bir konu hep bayan yazarlarımız?acaba erkeklerin yazacak konularımı yok, yada paylaşmakmı istemiyorlar, yoksa tembellermi hangisi merak ediyorum. vakit bulamıyorlardır ya da))))hepsini siteme ekleyeceğim.neyse birgün buluşalım hanımlar,anneler.ankaradaki blog yazarları bayanlar.görüşmek üzere.......
Devamını Okuyun...

farklı ve doğal projeler

Gazete ve dergileri okudukça, internette dolaştıkça çok farklı konularla karşılaşıyorum. Gerçekten çok hoş çalışmalar ve doğaya dönüş var….değişik ve farklı fikirler, tasarımlar, meslekler.....
MASAL KÖYÜ
Dünya’ nın ekolojik platforma dogru gittigi günümüzde, Istanbul' un yanı basında ‘’Yalova’’merkeze 8 km mesafedeki safran köyünde, dogayla iç içe… Yapıların tamamen dogal malzemelerden modern dokunuslara dönüstügü; dogal taslar, agaçlar kerpiç vs. Herkesin özledigi sessiz, huzur dolu bir yasam platformudur. Köy yasamının modernize edilip sizlere sunulacagı masallardaki gibi hissedebileceginiz bir yasam!Dayanıklı ve saglıklı evlerden olusan ‘MASAL KÖYÜ’nde neler yok ki! Degirmeni, fırını, sebze ve meyve bahçeleri, yoga ve meditasyon alanları, hobby atölyesi, köy kahvesi, çocuk parkı, yüzme havuzu, spor sahası, göleti, küçük ırm agı, egzotik hayvanları, atları, inekleri vs. Dahası bünyesinde ekmegini, balını, sütünü, peynirini vs. üretebilen tamamen organik bir yasam köyü… Köyleri ve köy yasamını özlüyor ve seviyorsanız tam size göre bir yer. Artık TÜRKİYE’ninde stresten ve sesten uzak, organik, mutlu yasamların ve komsulukların oldugu bir masal köyü var . Teknolojiyi sadece burada kullanın gerisi hersey ama her sey dogal… deniliyor. gerçekten çok hoş değilmi?kim istemezki böyle bir köyde yaşamak.
http://www.masalkoyu.com/
TATUTA
Alternatif tatil peşindekiler tarım turizmine katılıyor…..Alışılmışın dışında bir tatil yapmak isteyenler ekolojik çiftlik ziyaretleri ile Türkiye'nin 32 noktasındaki çiftliklerden birinde erik topluyor, toprak çapalıyor, süt sağıyor. Is yapmak istemeyenler ise çiftlik evlerinde konaklayıp dogal hayata tanık oluyor.TaTuTa, uzun adıyla “Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi, Gönüllü Bilgi ve Tecrübe Takası” Projesi, tatili deniz kıyısında güneşlenerek geçirmek yerine çiftlik yaşamını tercih edenler için yeni bir olanak. Projesine katılan ziyaretçiler, Ekolojik Çiftlik Ziyaretleri rehberinden ya da projenin internet sitesinden seçtikleri çiftliklerde gönüllü çalışarak veya çiftliğe belli bir katkı payı ödeyerek konuk olarak ekolojik tarıma ve kırsal kalkınmaya katkı sağlıyorlar.Projeye özellikle metropollerde yaşayanlar ilgi gösteriyor. Kent yaşamının getirdiği sıkıntılardan uzaklaşmaya çalışan tatilciler doğayla başbaşa kalabilme fırsatını bu projeyle yakalıyor…
http://www.bugday.org/
AISHA Doğal bakım ürünleri.....
Çok geniş ürün içeriğiyle, gerçek bir bakım ve güzellik mabedi olduğu söyleniyor. Aisha markasının kurucusu ve yaratıcısı ise aslında çok televizyondan tanıdığımız bir isim olan Ayşe Tolga.
Ne kadar hoş istediğiniz zaman birşeyler yaratmak mümkün demekki. Anne ve bebek ürünleri de mevcut. ben kullanmadım ama merak ediyorum. artık doğal olan herşeye merak saldım, sürekli takip ediyorum.
felsefesi "Kendimizi ve dünyamızı onaralım ve iyileştirelim."
http://www.aisha.com.tr/


Devamını Okuyun...

hamilelik ve yaşanan sorunlar

Heyecanlı bir bekleyiş….
Nasıl olacak, kime benzeyecek, doğum zormu olacak kolaymı? Her ultrasona gidip gördüğünüzde heyecanlanıyorsunuz, mutlu oluyorsunuz. hatta evine ultrason makinesi almak isteyecek kadar.sürekli onu görmek izlemek istiyorsunuz. Çok farklı hoş duygular…
Bu dönemde özellikle son aylarda evde olmak çok keyifli oluyor. Hem dinleniyorsun hem de yavaş yavaş hazırlık yapıyorsun. Benim en keyif aldığım şey klasik müzik eşliğinde anne-bebek dergilerini ve bebek bakımı kitapları okumaktı. İnternetten de mobilyası, halısı, perdesi gibi bebek odalarına bakıp, ay ay hafta hafta hamilelik gelişimlerini takip ediyordum. Alışveriş yaparak zaman nasıl geçtiğini de anlamıyorsunuz. Zaten odasının hazırlıkları epey uzun sürüyor. En zor kısmı seçim aşaması. Hangi renk, nasıl olsa, perdesi halısı uyumları falan detaylı ve uğraştırıcı bir iş. Ama z evkli ve heyecanlıda. Tabii bunların hepsini size hazır sunan yerlerde var. Siz isteklerinizi söylüyorsunuz hiç gezmeden uğraşmadan size seçenekleri sunuyorlar ve yapmanız gereken sadece seçmek. maddi imkanlarınız varsa hayat daha kolay belki ama kendi uğraşınızdan aldığınız zevkte ayrı sanırım.
Ne kadar çok şey okursanız okuyun yaşamadan bazı şeyleri öğrenmek pek kolay olmuyor. Yazılanlar üstünüze tam oturmayabiliyor. O yüzden kendinizi her şeye karşı hazırlamalısınız. Lohusalık sendromunda bu durumu daha detaylı anlatacağım…
Bu dönemde karşılaşabileceğiniz sıkıntılardan bazıları:
Kan pıhtılaşması:
Benim hamileleğim epey zor geçti. Çünkü ilk başta yediğim iğneler haricinde 8 ay boyunca kendime iğne vurmak zorunda kaldım. İlk hamileliğimde bebeğimi kaybedince detaylı testler yaptırdık ve kan pıhtılaşması sorunu ile karşılaştım. Yani bebeğiniz kanınız yeterince sulu olmadığı ve hızlı akmadığı için beslenemiyor. Bu da malum sonuca neden oluyor. Bu yüzden kanımı sulandırıcı her gün kendime iğne yapmak zorunda kaldım. Aynı insülin hastalarının iğneleri gibi. Küçükken en çok korktuğum şey iğneydi bırakın kendim vurmayı bakmaya dayanamazdım. Daha hamileyken çocuğunuz için nelere katlanmaya başlıyorsunuz bir düşünün.... ve bu böyle yaşadığımız müddetçe devam ediyor. annelerimiz sağolsun.
Gaz sıkıştırması:
Birgün bir sancı ama duramıyorum yerimde. Doktorumu aradık erken doğummu acaba deyip beni hemen hastaneye gönderdi ve nst çektirdi, bir sürü başka testler. Ama hiçbirşey çıkmadı. O kadar şiddetli ve farklı ağrıydı ki meğerse gaz sancısıymış. İnanın doğumum başladığında o kadar olmamıştı.
Kabızlık:
Sanırım hamilelikte en zorlandığım şey buydu. Gerçekten normal hayatımda da sıkıntılı olduğumdan hamilelikte ölmüştüm. O kadar da yediklerime içtiklerime dikkat etmeme rağmen. Bebeğiniz düşecekmiş sanıp çok da zorlamak da istemiyorsunuz. En iyi tedavisi sıcak suya oturmak. Ayrıca doktorunuz yan etkisi olmayan doğal ilaçlarda önerebilir.
Reflü:
Benim çok yaşadığım bir sıkıntı değildi. Zaten bunların birkaçı sizde oluyor. Hepsi birden olsa mahvolurduk herhalde. Ama hamileyken yaşanan sıkıntılardan biri. Reflü teşhisini Çınara koymuştu doktor yeni doğduğunda. İnanabiliyormusunuz 3 aylık bebeğe reflü demek. Reflü mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Bu geriye kaçan sıvı hastaların bir kısmında yemek borusuna zarar verebilmektedir. Ayrı bir yazıda isterseniz bu konuyu detaylı anlatabilirim.
Kramp:
Evet benim en çok yaşadığım ve rahatsız olduğum durumlardan biride kramplardı.Sabaha doğru bağırarak uyanırdım. Bacaklarıma sürekli kramplar girerdi. Ve çok zor geçerdi. Çok ağrırdı. Doktorum zararı olmayan hatta normal zamanda da herkesin takviye olarak alabileceği MAGNESIUM Diasporal toz verdi. Bende kullandım iyi gelmişti.
Nst(Non stres test):
Sanırım son 2-3 ayım nst makinasında geçti. Son ay yapılması lazım ama ben Çınar’ın hareketlerini pek hissedemediğim için epey sık gitmiştim. 7. aydan itibaren 15 de bir daha sonra haftada bir ve son günlerde gün aşırı gitmeye başlamıştım. Maalesef çınarın tekmelerini hiç hissedemeyip o zevkten de mahrum kalmıştım. İç karnımmı genişti bilemiyorum????NST'de amaç bebeğin hareketleri ile birlikte kalp atım hızındaki artışın saptanmasıdır. Sırtüstü yatıp karnınızı açıyorsunuz, bir şeyler bağlıyorlar ve bebeğinizin kalp atış sesini dinliyorsunuz. Her seferinde stres oluyordum ta ki Çınarın kalbinin sesini duyuncaya kadar.
Şeker ve Diyet:
Hamileyken 24. ve 28. haftalar arasında şeker testi yaptırmanız gerekiyor. Hamilelik şeker hastalığını taklit edebilen bir durumdur. Ayrıca hamile kadınların bazılarınde gebeliğin seyri sırasında diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan bu durum gebelikten sonra normale dönebileceği gibi kalıcı da olabilir. Gebelik sırasında ortaya çıkan şeker hastalığına gestasyonel diyabet adı verilir. Ve ben de çıktı maalesef. Sonra diyetisyene gittim. Kilo kontrolü altına girip diyet yaptım.Sanırım bende de çıkmayan pek birşey yoktu. Nerdeyse her şeyi yaşamışım zor bir dönemdi..
Gelecek konu HAMİLELİKTE BESLENME ve diyet listesi……
Devamını Okuyun...

alışverişle ilgili kısa notlar-markalar

Biraz da alışveriş’ten güzel şeylerden bahsedeyim istedim. Çünkü hayatımızın en çok içinde bu var… İKEA Ankara’da açılsın. Gerçekten çok ekonomik ve modern buluyorum. Üstelik kaliteli ve doğal ürünleri. İsveç markası olması benim için yeterli sayılır. Çünkü İsveç’e gittim ve gördüm. Ve imkanım olsa orada yaşamak isterdim. İnsana bu kadar değer veren, herkesin eşit olduğu bir ülke daha varmı bilmiyorum. Her şey çok güzel korunmuş hem doğal hem modern. İkea’ya sempatimde bundan olabilir. Çocuklarla ilgili oyuncak, masa sandalye vb. çoğu ürünü ahşaptan ve diğer mağazalardan ucuz.öneririm.Kaliteli giyinmeyi bütçem el verdiğince seviyorum. Ama bunun ilk ve en önemli kuralı indirimlerde alışveriş yapmak. Yoksa markaları sezon başında almam bütçemi çok aşar. Ve bu kural tüm ailemiz için geçerli. Nasıl oluyor da o kadar çok indirim yapıyorlar anlayamıyorum.Bildik markaları almanın şu avantajları var. Hem tasarımları hem de kaliteleri daha önceden giydiğim bildiğim için iyi oluyor. Böylelikle dolaşıp uğraşıp ucuz ve kaliteli şeyler aramıyorum. Büyük şehirlerde alışveriş zor. Sevdiğiniz bir şey Ankara’nın bir ucunda başka şey başka ucunda. Hal böyle olunca uğraşmamak için bazı mağazalara abone oluyorsunuz.Çınarın markası Mother Care. İndirim zamanı uygun oluyor kaliteside güzel.Ayakkabıda Papqa ve Nike tercihimiz.Benim de yeni ayakkabıcım Charles-keith. ben 30-40 tl’ye abiye ayakkabı, çizme, bot aldım. Gerçekten hem çok şık hem de kaliteli. Modellerinden de rahatlığındanda çok memnun kaldım.Pijamada Etham’ı öneririm.Her ayın 15’inde bu bahsettiğim 3 mağazada özel indirimler oluyor.Tasarımlarını sevdiğim bana hitap eden giyim markaları da Park Bravo ve İpekyol. Koton da da indirim süper…özellikle outlet avm’lerde daha uygun oluyorlar…Gerçekten indirim zamanlarını kaçırmayın. Seneye yatırım yapın. Tabii sadece ihtiyaçlarınızı alın lütfen……Ama sizi bu markalarla bağlamak istemem. Birçok kaliteli, iyi marka var. Hepsine bakılabilir. Ama dediğim gibi ben ağırlıkla bunlara takıldım çünkü zamanım ve enerjim yok öyle saatlerce dolaşacak arayacak. Artık zaman çok değerli…Ayrıca güzel Karadeniz yemekleri ve farklı şeyler yemek isterseniz hijyenikliği süper olan Verçenik’i öneririm. Gölbaşında haymana yolu üzerinde. İsmi rizeden bir yaylanın adıymış. ...hem ekonomikte.Eat Enjoy’a gitmiştik ramazan öncesi. Çukurambarda açılmış, mekanda yemeklerde güzel beğendim. Sadece azıcık pahalı ))))sezen aksu'nun yürüyorum düş bahçelerimde son cd'sinden kaçak ve kurşuni renkler şarkılarını dinleyin lütfen. süperrr, doyamıyorum.biraz hüzünlü ama.elif şafağın aşk kitabını okuyorum. henüz bitirmediğim için yorum yapamıyorum...rekor kırmış ve yazara inanılmaz paralar kazandırmış...yeni sanatçılardan favorim de sıla...sesi ve tarzı çok güzel...
Devamını Okuyun...

arayışlar......

Dışarıdan bakıldığında her şeye sahibiz ve çok mutlu olmamız gerekiyor. Ama maalesef öyle olmuyor. İyi bir evlilik, iş, eğitim, araba, çocuk vs. mutlu olmaya yetmiyor. Sanırım bizim gibi mükemmeliyetçi insanların ve çağın sorunlarından biri. Tatminsizlik, mutlu olamama, arayış…hep bir şeyler yapma, üretme, farklılık, değişiklik isteği. Bir taraftan da bunların verdiği düşünme ve koşturmaların ardından bize kalan yorgunluk var tabii. Anne olmak çok güzel, harika ve anlamlı. Ama düşünüyorum da kendimizi de yaşamalıyız. Sanırım sadece çocukları için yaşayıp kendini bırakan bayanlardan olamayacağım hiçbir zaman. Çünkü çocuğunuz bir süre sonra büyünce sizi bırakıp gidecek o zaman geçen zamana hayıflanmak istemiyorum. Ev işleriyle uğraşmayı sevmiyorum. İstiyorum ki üreteyim faydalı olayım kendimi o zaman daha mutlu hissediyorum. Belki de blog yazarlığıda buradan çıktı. Böyle kendini çocuklarına adamış sonra da hayıflanan çokça da insan var çevremde. Mutlaka sevdiğimiz bir şeyler yapıp kendimize vakit ayırmalıyız. O zaman hem kendimiz daha sağlıklı oluruz hem de çocuğumuza ve etrafımıza daha pozitif olabiliriz.
Sanırım toplumda tatmin olan az meslek gurubu var. Bunların en başında da sanatla ilgilenenler geliyor. Hep röportajlarda okuyoruz. Bir daha dünyaya gelsem yine sanatçı olmak isterdim, çok seviyorum işimi diye. İşte bende böyle diyebileceğim bir iş istiyorum. Sanki ne olduğunu henüz bilemediğim bir işim olsa da beni hayata bağlasa, bana enerji verse, çalıştıkça çalışasım gelse diye düşünüyorum. Ben kendimi bir işkolik olarak tanımlayabilirim. Ne yaparsam yapayım en iyisini yapmaya çalışırım. Mesleğimide seviyorum. Şehir plancısı en azından ismi çok güzel. Keşke imkanımız olsa da böyle güzel tasarımlar yapıp bizler şehirleri planlasak. Maalesef Türkiyede şartlar zor böyle bir imkan vermiyor. İşimi yurtdışında yapmayı isterdim. Oralarda çok önem verilen değerli bir meslekmiş. Okulda eğitim alırken çok daha zevkliydi. Nispeten özel sektörde öyle. En azından tasarım yapıp üretiyorduk.
Bugüne kadar da birçok sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak çalıştım projeler ürettim. Ama henüz işte bu benim işim, sürekli bunu yapmalıyım, çok mutluyum diyebileceğim bir şey çıkmadı. Arkadaşımla geçen gün konuşurken büyükşehirin bize sunduğu bir azizlikmi acaba dedik. Doğru düzgün oturup muhabbet edemiyorsun, aynı şehirde arkadaşlarınla bile görüşemiyorsun. Bu da bizi zamanla yabancılaştırıp, yalnızlığa sürüklüyor. Ve tabii sıkılmamıza, farklı arayışlara girmemize neden oluyor olabilirmi????
Böyle bir arayış içindeyken acaba şimdi de tiyatro kursuna mı gitsem birde onumu denesem diye düşünüyorum. Ankara’da da Panora avm’de Müjdat gezen sanat merkezi açıldı. Çok güzel bölümler var. Özellikle oyuncu yetiştiren actor studio ilgimi çekti. Amerika’da olan ve eğitim veren bir bölümmüş. ilgilenenlere duyurulur.
http://www.msmankara.com/
“Mesleğim beni tatmin etmiyor” ya da “yanlış mesleği seçmişim severek çalışmıyorum” diyenlerdenseniz bize göre bir site buldum. Sizde girip bir dolaşın. hoşşşş. belki de buraya gidip her şeyi denemeliyim aradığım her neyse??? bulana kadar….)))))
http://hayalimdekiis.com/
Devamını Okuyun...

doğumdan sonra farklılaşan bedenimiz

Herkes farklı şeylerden şikayetçi kimileri güneş lekelerinden, kimileri çatlaklarından, kimileri göğüslerinin sarkmasından, kimileri fazla kilolarından…. Evet doğumdan sonra biraz erozyona uğramış olsak da her şeye değer tabii.
Sanırım saydıklarımdan en kolayı zayıflamak yani çaresi var yöntemi belli. Ama çatlak, sarkma ve lekeler zor gerçekten. Yani öyle kolay kolay geçmiyorlar. Ben yaklaşık 2 yıldır lekelerle mücadele ediyorum. Doğumdan sonra yüzümde yanaklarımın iki yanında lekeler oluştu. Bir sürü krem denedim ama şimdiye kadar bir sonuç alamadım. Özel leke maskeleri yaptım. O tariflerden iki tanesini yazıyorum. Gerçi ben bu konuda biraz tembelim. Yani bu tarz şeyleri biraz düzenli uygulamak lazım. Ben pek öyle yapamadım belki yapsaydım faydası olurdu.
Sizlerin faydasını gördüğünüz özel yöntemler varsa paylaşırsanız sevinirim.

CİLT LEKESİ MASKE TARİFLERİ:
1. 5 adet çileği rendeleyin 1 tatlı kaşığı taze limon suyu ile karıştırın. Temiz cildinize gözaltlarınıza gelmeyecek şekilde uygulayın. 15 dak. Bekletin ve ılık suyla yıkayın. Her hafta düzenli uygulayın. 6 hafta sonra yokoluyorlar.
2. Birkaç tane havucu rendeleyerek suyunu çıkarın. Havucun suyuna sırasıyla biraz killi toprak daha sonra merhem kıvamına gelecek kadar zeytinyağ karıştırıp yoğurun. Bu merhemi günde bir defa lekeli cilde sürün.
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hediye hobi holiday hotel inat indianapolis instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas magnet maket makyaj masa süslemesi masaj masal mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia olumlama omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm westfield wishlist yaşamdan yavaşyaşam yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.