sarılık

Yeni doğanlarda sıkça rastlanan ama takip edilmesi gereken, erken tanısı önemli bir hastalık. Bizim ikinci gün başlamıştı. Hastanede olduğumuz için hep kontrol altındaydı. Sürekli ölçüyorlardı kanına bakıyorlardı yükseldi mi diye. Çünkü belli bir seviyenin üstüne çıkmaması gerekiyor değerlerinin. Çıkarsa bebeğin kanını değiştirme durumu söz konusu oluyor oda bebek için çok zor bir süreç.
Bizimki sınıra çıktığında hastaneye getirin mor ışığın altında yatıracağız dediler. zaten hastaneden çıkalı 1 gün olmuştu. 4.gün yine yattık hastaneye. bende başında süt sağıyordum. Arada küvezden çıkarıp içiriyorduk. Çok moralim bozulmuştu o kadar minik ki kıyamıyorsunuz.
Esas beni sarsan sonradan çok acısını çektiğim başlangıçta önemini anlayamadığım bir hastalıktı sarılık. gerçi hastalıkla bire bir bağlantılı değil durum ama belki sarılık olmasaydı böyle olmazdı diye düşünürüm hep.

Benim sütüm halen tam verimli gelmediği için sağarak veriyordum. Doktorda hasta olduğu ve daha fazla güçten düşmemesi için mama takviyesi yapmamız gerektiğini söyledi. Sağdığım sütleri de mamayı da Çınar’a hastanede biberonla verdiler hep. Bende hiç bilmiyorum sakıncası olduğunu. Kaşıkla ya da şırıngayla vermek daha doğruymuş. Sonra eve geldik sütüm olduğu halde Çınar emmiyor. Çünkü biberondaki gibi lakır lakır bolca gelmiyor ya. hele ilk başta az geliyor çekmesi lazım ki çoğalsın gelsin.
Benim bu tembel mi akıllımı desem bilmiyorum rahatına çok düşkün oğlum biberondan istemeye başladı hep. 5 günde alıştı inanabiliyormusunuz? bu kadar kısa zamanda. Ve bu böyle devam etti. Aylarca uğraştık neler yapmadık ama istemedi. Sarılık mı hastane mi bana bunu etti bilemiyorum ama yaklaşık 6 ay sürecek işkenceli günlerimin başlangıcı oldu.
Yani siz siz olun ilk günlerde bebeğinize biberonla bir şey vermeyin sakın alışmasın.
Devamını Okuyun...

fotoğraf ve video

ÖNEMLİ BİR DETAY.....
Anne adayl
arına (hamilelere) duyurulur.
Bu konu benim için çok önemli. İçimde kalan bir şey olduğundan birazda. Bir bu olay bir de Çınar’ın göbek kordonunu çöpe atmıştım ))) çok üzülmüştüm.
Ben bir fotoğraf hastasıyım. En sevdiğim zevk aldığım işlerden biri, hobim fotoğraf çekmek. Sonra onları bastırıp albüme yerleştirmek. Fotoğraflar, anılar geçmiş hayatımız. Geçmişi hatırlamanın en net yolu. Hele de bebeğiniz oluyorsa hayatta bir kere bilemedin iki kere yaşanabilinecek bir şeyse, bence çok mühim.
Şimdi doğum fotoğrafçıları moda. Doğumhaneye girip her detayı anı çekiyorlar. Mantıklı ama. Benim hoşuma gidiyor bu işi yapan profesyonel birileri olması hoş bence. eğer bütçeniz el verirse öneririm.
Yoksa benim gibi hastanede bebeğinizle ilk anlarınızda hiç resminiz olmayabilir. Hep böyle bebeğini ilk kez kucağına alıp poz verirler ya görünce özeniyorum. Birkaç resim çekmişiz, ama ben yalnız, çınar yalnız, farklı farklı. Şöyle kucağımda bir resmi yok. Allahtan doğduğunda küvezdeyken çekmişler oğluşumu. İlk anları var yani. O da olmasa çok üzülürdüm. Tabii video hiç yok.
Bu konuda Amerika'da yaşayan eltim Suzan’a hayranım. o da benim gibi fotoğraf çok seviyor, bol bol çekiyor. ilk kızı Lara'yı süsler, giydirir, çok güzel resimlerini çeker gönderirdi. bizde bol bol bakıp hasret giderirdik, severdik, bayılırdık. Hele ikinci çocuğu Selin’in doğumunda evden çıkarken çektirmeye başlamış eve dönene kadar her anı ayrıntıyı çektirmiş. Bebeğin o ilk doğduğundaki ellerini, yüzünü, her şeyi. Benim çok hoşuma gitmişti. Güzel bir anı.

Önerim doğum için önceden fotoğraf ve video çekecek birini ayarlamanız. Bu onun işi olacak. Tabii bu kişi eşiniz olmasın lütfen. Eşim bende şoktaydım hiç aklıma gelmedi diyor. Herkeste bir telaş arada atlanıyor yani.
Benim içimde kaldı gerçekten sizin kalmasın......
Devamını Okuyun...

doğum/epidural sezeryan

EVET DÖNÜM NOKTASINA GELDİK...9 AY GEÇMEK BİLMEDİ SANKİ...
Bir mucize gerçekleşiyor.
Çınar’a sezaryen için son haftaya kadar beklemeye doktorumuzla karar vermiştik ve 27 ekim’e hastanede yer ayırtmıştık. Fakat benim bebeğim 1 gün bekleyemedi ve 26’sı sabah sancılarım başladı. Tabii çok yavaş yavaş aralıklı olarak başladı. 1-2 saat sonra suyum geldi. Sabah 4-5 gibi başlamıştı 6 gibi de suyum gelmişti. Doktorumuzu aradık ve hemen hastaneye gidin dedi. Evet doğumum başlamıştı. Yaklaşık 4-5 saat sonra yani sabah 9 gibi doğuma girdim. Hastaneye gittiğimde sancılarım biraz daha artmıştı. Hep aklımda ve içimde kalan daha doğrusu merak ettiğim acaba normal yapsaydım kolay olur muydu? Gerçi bu saatten sonra öyle bir şansım yoktu çünkü doktorumla sezaryende anlaşmıştık normal doğuma girmiyordu. zaten suyunuz gelince bir an önce doğum yapmalısınız. çünkü çocuk açısından susuz kalması riskliymiş.
Epidural sezaryenle doğum yaptım. Belden aşağısını belin arkasından iğne vurarak uyuşturuyorlar, 1-2 denemede olmadı, böyle elektrik çarpıyor gibi garip bir şeydi biraz korkmuştum. İstemedim tamamen bayıltın dedim. Doktorum birde ameliyathanede son kez deneyelim, bu çok daha rahat vazgeçme dedi. Son kez denediklerinde hiç anlamadım hissetmedim tamam oldu dediler. Sonrası zaten çok rahat. Hiçbirşey hissetmiyorsunuz. Gözüm açık bekliyorum bacaklarımın alt kısmında bir sıcaklık var sadece hoş bir şey öylece bekliyorum. Sonra oğlumu gördüm bir doktorun elinde yan tarafta çıkarmışlardı bakıyorlardı. Sonra sarıp bana getirip öptürdüler. Tabii bunları hayal meyal hatırlıyorsunuz çok güzeldi ama narkozun etkisiyle rüya gibi. Sonra beni çıkardılar yukarıya odaya. Sonrada küvezin içinde oğlumu getirdiler. İşin garibi o odadaki ilk anımızı çok anımsayamıyorum. Kalabalıktı tabii böyle şaşkındım. Bitti mi bu kadar mı der gibi.
Ben hemen ilk gün gaz çıkarmıştım çok önemlidir ya sezaryendan sonra beklerler. Hatta kalkıp yürümeye bile başlamıştım. Öyle ağrım sızım olmadı. Dikişlerim falan hiç sorun yaratmadı. Yani çok rahattı. Ben hemen her işi yapmaya başladım hiç öyle yatmadım eve gelince. Tavsiye ederim ama normal doğum artık özendiriliyor. Tabii hiç sorun yoksa cesaretinizde varsa daha doğru. Ama bizim ailede doğumlar hep zor olmuş annemde teyzemde o yüzden ben korktum. Birde çınar için çok uğraştık çok istemiştik birde normal doğumla risk almak istemedik. Açıkçası doktorumuzda bize onu önerdi, öyle yönlendirdi.
Tabii hastanede geçen 2 gün hem güzel hem üzücüydü. Sütüm gelmedi çünkü. Sezaryenla yapınca birkaç gün hatta bir haftaya kadar tam gelmeyebilirmiş süt. Gece gündüz çınarı getirip göğsüme dayıyorlardı. Yok bir şey o da habure emiyor. Çok moralim bozulmuştu. Göğüs uçlarımda yara olmaya başlamıştı.
Sanırsam 10 tane doğurabilirim doğum kolay ama doğum sonrası emzirme döneminde çektiklerimi düşününce 1 tane daha doğuramam diyorum. Gerçekten çocuğa bakması büyütmesi çok daha zor. Hele ilk ayları uykusuzluk yorgunluk göğüslerimdeki acılar dayanılmazdı. Bu konuyu daha sonra hem emzirme hem de lohusalık sendromu depresyonu kısmında anlatacağım.
Devamını Okuyun...

mutluluk, heyecan....

SANKİ HİÇ BİTMEYECEK MUTLULUK…..
Gerçekten doyumsuz bir tüketim toplumuyuz. Şartlar, doğa, teknoloji bunu gerektiriyor sanırım. Çok beğendiğiniz almak istediğiniz bir şeyi aldıktan sonra değerini nasılda kaybediyor. Sahip olmak hevesimizi kırıyor. Bu bir kıyafet, mobilya, aksesuar her şey olabilir. Düşünün şu anda sahip olduğunuz hangi eşyanız sizi heyecanlandırıp mutlu ediyor? Her şeyi tüketiyoruz hiçbirşey de o ilk heyecanı mutluluğu yakalayamıyoruz. Yenisi, yenisi ve hepsinde aynı hüsran… Hep bir arayış içindeyiz. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, koşturuyoruz. Bir kurstan öbürüne gidiyoruz. Bütün hayatımız bu sihirli kelime üzerine dönüyor. Sihirli kelime SAHİP OLMAK….
Hatta eşimizle bile o ilk günlerdeki gibi heyecan, aşk var mı? Artık birbirimizi tanıyoruz, zamanla alışkanlıkta oluyor. Sevgi ve saygımız olmasa etrafımızda çokça görüyoruz bitiyor evlilikler.
Hamile kalıncaya kadar da bir heyecan oluyor. Hele bebeğinizi beklerken neye benzeyecek, nasıl olacak diye düşündükçe heyecanlanıyoruz. Ve sonra dünyaya geliyor.
İşte ilk kez SAHİP OLMAK heyecanızı yok etmiyor. Bebeğiniz mucize gibi her anlamda. Sanki çocuklarımızla yaşadığımız heyecan hiç bitmeyecek gibi. Çünkü her gün değişiyorlar gelişiyorlar. Farklılar bu da bize mutluluk ve heyecan veriyor. Keşfedilmemiş hazine gibiler. Her gün kendileri de bizde yeni marifetlerini keşfediyoruz. Değişik ve farklılar. Belki ilk çocukta böyle oluyordur ilk kez görüp yaşadığımız için çok farklı güzel geliyor bize. Belki ikinci ve daha sonraki çocuklarda yapacaklarını bildiğimiz beklediğimiz için ilki gibi heyecan vermiyor olabilir, bilemiyorum…… Tabii sanırım bu da belli bir yaşa kadardır. Büyüdüklerinde kendi hayatlarını yaşamaya başladıklarında boşluklarını hissedeceğiz.
Öpmeye doyamadığınız tekrar içinize almak istediğiniz başka bir şey olabilir mi? Minik minik elleri, ayakları, ağzı burnu. Neden her şeyin miniği, ufağı çok sevimli olurki)))))
Devamını Okuyun...

BEBEKLER ÇOK ÇABUK BÜYÜYOR...

BEBEĞİNİZ SÜREKLİ GELİŞİYOR
Nasıl hamilelikte hafta hafta gelişimlere ay ay değişimlere bakıyorsak bebek doğduktan sonra da onun için bu takibi yapmaya başlıyoruz. Gerçekten çok çabuk büyüyorlar. 0-6, 6-12, 12-18, 18-24, 24-30 diye dönemsel gelişimleri devam ediyor. Bu ayırımları çok hassasiyetle yapmışlar sanırsam. Fiziksel ve bedensel gelişimlerini göz önüne alarak çıkarmışlar. Ve her 6 ay bitimi bıçak gibi keskin net.yani değişiyor aralardaki farkları çok hissediyorsunuz. Gerçi ay ay bile birçok değişiklik oluyor ama bu altı aylık periyodlarda değişimler daha kökten radikal.
1 yaşına kadar ayda bir doktor muayenesine götürüyorduk. Özellikle ilk aylar çok ihtiyaç hissediyorsunuz. Ama sonraki zamanlar 6 aydan sonra birazda size bağlı. Seyrekleştirebilirsiniz. 1 yaşından sonra 3 ayda bir kontrole götürüyoruz. Tabii bu aralarda hasta olmazsa ya da özel bir durum çıkmazsa. Biz kreşe başladıktan sonra Çınar çok sık hastalanmaya başladı. Zor bir dönem gerçekten tam iyileşti diyoruz bir hafta sonra yeniden burnu akmayla başlıyor. Ve devam ediyor, boğaz kızarıklığı falan. Yazın bu kadar hasta olursa kışı tahmin edemiyorum. Gerçi bu sene yazında iklim değişik biraz. Sabahları ve akşamları gayet serin oluyor. (Konudan konuya atlamadan bebeklerimizin gelişimine devam edeyim)
Birkaç ay ara ile sürekli bir şeyler yapmasını bekliyorsunuz. Çünkü başlıyor ve geliştirip tamamlamasını istiyorsunuz. İlk yaptığımız DİŞ çıkarma. Çınar 6 aylıkken çıkarmıştı. Tabii bu diş çıkarma dönemi öyle bir iki ayda bitmiyor. Nerdeyse 2 yıl boyunca devam ediyor. Sanırım 2 yaşına kadar 20 diş çıkarırlarmış. Hele bu azı dişleri biraz zor çıkar. Önce yerleri şişer, kızarır, kaşınır. Sonra patlar. Azı dişleri yarım yarım yarılarak çıkıyor. Allah gerçekten bebeklere bize göre çok iyi dayanma gücü vermiş. Çınar bu konuda iyiydi. Yani öyle ateşi, ishali falan olmadı. Sadece o dönemler huysuzlanıp, çok mız mız oluyor. Bir de süper bir ağız akıntısı. Ağzımız 3 aydan beri akıyor diş çıkarmadığı dönemde bile aktı. Ve benim en çok kullandığım malzeme önlük oldu. Halen takıyorum. En çok aldığım malzeme diyebilirim. Şimdi kıyafetinin içine takıyorum alttan ıslanmasın diye. ne de olsa büyüdük….)))bu durum herkeste değişebiliyor. Hatta çok ağzı akıyor diye gaytasına bile baktırdık ama bir şey çıkmadı. Yani yapısal biraz. Benim arkadaşlarımda ağzı hiç akmayan bebekler de var…
6 aylık dönemde en önemli şeylerden biri de EK GIDAYA başlamak. Alışacakmı, yiyecekmi derken hepsi geçiveriyor.
Sonra EMEKLEME. Gerçi Çınar pek emeklememişti. Yavaş yavaş ayakta durarak, tutunarak başlayıp düşe kalka yürümeye başlamıştı. Yürürken arada yerde oturarak emekleme hareketleri yapmıştı. Çok komik ve tatlıydı. Poposunun üstünde emekledi biraz.
İlk YÜRÜMEsini hiç unutamam. Ben mutfaktaydım o da arka odadaydı. Orda oynuyormuydu tam hatırlayamıyorum ama kafamı bir çevirdim kolidordan bana doğru geliyor. Hiç unutamam şok geçirmiştim. Çınar çok düşen bir bebekti çünkü 10 aylıkken biraz erken yürümeye başlamıştı.
Tabii bu aralarda ağzından çıkan her kelime kıymetli, sürpriz, seviniyorsunuz. Hele o İLK KELİMELERİ. İlk anne-baba demesi yokmu?
Kendi kendine YEMEK YEMEYE BAŞLAMASI bile önemli bir dönem.yarısını üstüne dökerek hafiften etrafı batırarak..ama olsun hepsinin dönemi var geçiyor.
Derken zamanla kelimeleri söylemeye başlıyor. Şimdi KONUŞMA evresindeyiz, tam söküleceği günü bekliyoruz.
Her aşaması ayrı bir zevk ayrı bir dönem. Çok çabuk geçiyor. Kıymetini bilin sakın atlamayın. Özel durumlar bunlar bir daha yaşanır mı bilinmez?(başka bir çocuk olursa...)

Devamını Okuyun...

IN/OUT

Gazetelerde okuruz (aylıkmı haftalıkmı değişir bu in/out'lar bilmiyorum)
Bende bu yılın IN ve OUT’unu açıklıyorum.
IN / Çoğalmak, her yıl bebek yapmak. En az 2 çocuk
OUT / Tek çocuklu kalmak

DUYURULUR.
Gerçekten işyerinde böyle bir durum sözkonusu, çok güldük bu duruma bende yazayım istedim. Gerçekten etrafımda o kadar çok hamile var ki. hem işyerinde hemde dışarıdaki arkadaşlarımda. işyerinde ben dahil 2007-2008'de arka arkaya sıralanmıştık. hepimizin erkek olmuştu böyle ay farkıyla sıralandı hepsi. şimdi herkes ikincilere dönüyor. Tabii bu sadece bizim işyerinde moda değil. Baksanıza bütün ünlüler, sosyete doğuruyor. Gerçekten hamile kalmak moda in. Gülben Ergen bile 2-3 yıl içinde 3 bebek yapmadımı?

Sanırım bu modaya ben pek uyamayacağım....bunu da takip etmeyelim canım...
Devamını Okuyun...

Ek gıda kuralları

EK GIDA KURALLARI
Gülümseyerek yedirin (yalvaran gözlerle ve kaygıyla bakmadan)
Dik oturtun
Kaşıkla besleyin(meyve suları dahil)
Ek gıdayla birlikte gayta (dışkı)rengi, kokusu ve kıvamı değişir. Gayta daha yeşil, daha koyu kıvamlı ve pis kokulu olabilir.
Kabız olan çocuklara gün kurusu kayısı kullanılır. (4-5 adet gün kurusu kayısı bir su bardağı suyla kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirilir ve rondoda çekilir. Altı aya kadar günde 1-2 çay kaşığı, altı aydan sonra 1-2 tatlı kaşığı meyve ya da yoğurduna karıştırılır.
Ek demir (kan damlası) beş aydan sonra kilo başına bir damla olarak başlanır. İlaç gayta rengini siyaha boyar. Hastaların %70-80’inde kabızlık yapabilir. Az bir kısım hastada dişleri boyayabilir. Bu durumda demir preparatı değiştirilir.
Demir damlası herhangi bir gıdaya karıştırılmadan, herhangi bir öğünden yarım saat önce tek seferde verilir.
Çiğneme fonksiyonu 18 ayda gerçekleşir. Bu döneme kadar pütürlü gıdaların yutulması sırasında sorun yaşanabilir. Bu durum bebeğin katı gıdaları yiyemeyeceğini göstermez. İlk beş ay boyunca anne sütü ya da sıvı mama gibi gıdalarla karşılaşmış bebeğin birden bire pütürlü gıdaları yemeyi tolere etmemesi normaldir. Bu nedenle ilk başlanan ek gıdalar meyve suyu gibi daha homojen gıdalar olup 7-8 aya kadar bebeklerin öğünlerinin hazırlanmasında blender, süzgeç gibi araçların kullanılması gerekebilir.
Doğumda bebeğin beş duyusundan tam gelişmiş olanlar koku alma, işitme ve bir yere kadar da dokunma duygusudur. Tat alma duyusu ve görme ise zaman içinde olgunlaşır. Dokuz ay bitene kadar bebeklerin tat alma duyuları olgunlaşmadığından “tadını alsın” amacıyla verilen ve aslında bebek için zararlı tuzlu ve şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır.
Aylarca anne sütü almış bebeğin ilk başlanan gıdalara tepkili olması normaldir. Bu nedenle ek gıdalar anne sütünden en az 2-2,5 saat sonra verilir.
Ek gıdaları hazırlamak için kullandığımız sebze ve meyvelerin organik tarım ürünleri olması tercih edilir. Piyasada bulunan kavanoz ya da kaşık mamaları rutin olarak kullanılmayıp sadece zor durumlarda (hazırlayacak kimsenin olmaması, malzemenin olmaması, yada ev dışında, yolda olunması vb)kullanılması.
Her yeni ek gıdayla birlikte bebeğin cildi kontrol edilir. Döküntü(kızarık noktalar), kızarık kuruluklar, pullanmalar olası alerjiye işaret edebilir.

9 aydan sonra Beslenme kuralları
Lezzet: Dokuz ayından sonra çocukları lezzetle tanıştırıyoruz. Çünkü tat duyuları olgunlaşıyor. Tuz iyotlu olduğundan ve büyüyen beynin iyot ihtiyacı olduğundan başlanır ve yemek ocaktan inip soğuyunca bir tutam atılır. Tuz mutfağın en serin ve ışık almayan bir yerinde saklanır.
Sofraya aileyle oturma: Bu aydan sonra ebeveynlerin yemekleri acılı ya da salçalı değilse sularına ekmek bandırıp elimizle bebeklere yedirebiliriz. Ayrıca salata sularına batırılmış ekmekleri de yedirebiliriz. Ayrıca bebekleri akşam yemeğinde sofraya bizimle oturtup önlerine bu salataya ve yemeğe batırılmış küçük ekmek parçalarını da koyup iki parmağıyla oynamasına ağzına götürmesine yere atmasına ya da ağzımıza vermesine izin verilir.
Katı-sıvı ayırımı: Dokuz aydan sonra bebeklerin katı-sıvı ayırımları gelişir. Bebek tek tek elle yemekten hoşlanır ama aynı gıdayı yarı sulu yarı sıvı bir yemeği çatalla ezip kaşıkla yedirildiğinde bebek yutamaz. Çünkü onların grisi yoktur. Kısaca pirinci tek tek elle kolayca yiyen bebek, pirinçli rondolanmış bir çorbayı yerken sorun çıkarabilir. Yani sıvılar sıvı katılar katı olarak ve elle yedirilmelidir.
Anne sütüne düşkünlük: Bu aydan sonra bebekler anne sütüne daha da düşkünleşip ek gıdaları yemede sorun çıkarabilir. Gerçekte 9 aydan sonra anne sütünün besin değeri neredeyse yoktur ve anne sütü daha çok bağışıklık destekleyicisi olarak kullanılır. Bu nedenle özellikle gündüz anne sütünden çok ek gıda vermeye özen gösterilmelidir.
Sık yemek istememe: Bu aydan sonra bebekler günde 3-4 öğün yemek isterler. Bazı bebekler 4 saatten erken yemek yemek istemezler. Bu nedenle sabahla öğle arasındaki ara öğün kaldırılarak meyveler yoğurda eklenip verilebilir. Ya da yoğurt öğlen yemeğinin yanında verilip ikindi meyve verilebilir.
Parmak gıdalara düşkünlük: Bebekler elle yedirilen yemekleri kaşıkla yedirilenden daha çok tercih ederler. Hatta kendileri de parmak kullanabildikleri için önlerine konulmuş ve parmaklarıyla kavrayabilecekleri gıdaları severek yerler. Bu nedenle akşam yemeklerinde aile ile sofraya oturup önlerine yassılanmış tavuk budu, balık ya da ızgara köfte konduğunda (kavrayabilecekleri kadar küçük parçalara ayrılmış)severek yerler.
Gıda değişiklikleri: Bu aydan sonra kuzu eti, keçi ya da koyun peyniri serbesttir. Bebekler bamya, pırasa, yeşil soğan, enginar gibi sebzeleri tadabilirler.
Devamını Okuyun...

tatilllll


BATI KARADENİZ
Aklımda hep deniz kenarında bir yazlık mı alsak iyimi olur, kalabalık ailecek gideriz diye geçiriyordum. Fakat bu tatilden sonra vazgeçtim. Yazlık da iş pek bitmiyor ne de olsa ev gibi. Yemek, temizlik işleri…….Öyle olunca da ne oturup bir sohbet edebiliyorsunuz ne de dinlenebiliyorsunuz.

Batı karadeniz tatilimiz en çok Çınara’a yaradı. Bartın-MUGADA’da kaldık. Ama etraftaki Amasra, İnkumu, Güzelcehisar, Bartın gibi yerleri de gezdik. Gerçekten doğa harikası yerler. Mugada’da deniz sıcak, tertemiz kum ve tuzsuzdu. Yani gözlerimiz Akdeniz’deki gibi yanmadı ve Karadenizi’in suyu soğuk olur, havası da yağmurlu olur söylentileri doğru çıkmadı. Tam tersi hava süperdi ne Akdeniz gibi çok sıcaktı ne de soğuk…birgün yağmur yağmadı, rüzgar bile yoktu. yani her şey idealdi. Alanya’lı(eşim) olarak ve sürekli oraya giden biri olarak kıyaslama yaptığımda deniz ve doğasına bayıldım. Trabzonlu olarak da Doğu Karadeniz gibi yağışlı ve arazisi çok dik engebeli değildi.
Fakat gel gelelim turizm kültürüne…eksik olan ve önemli şeylerden biri temizlikti. Bakımsız, her yer çöp doluydu. Gerçekten şaşırdık insanımızın bu kadar pis olabileceğini düşünemezdim. Bu alanlar yabancıların olsa nasıl bakılır, turizme açılır ve süper yerler olurdu. Devlet neden bu bölgelerde güneydeki gibi turizm politikaları izlemiyor anlamış değilim. Her şeyin fazlası var. İklimsel desek burada eko-turizm geliştirilebilir. Doğayla iç içe ekolojik ürünlerin sunulduğu çiftlikler, oteller yapılabilir. Üstelik yazın 2-3 ay güneydeki gibi deniz imkanı da var. Kirlilikle ilgili dönünce gerekli bütün yerlere mail attım. duyarlı olmamız gerektiğini düşünüyorum. O kadar Avrupa Birliği’nden çevreyle ilgili bir sürü projelere destek oluyorlar. Çok duyarlılar bu konularda. Mugada koruma bölgesi sit ilan edilmiş. Korumak bizim memleketimizde el sürmemek,uzak durmak,anlamına mı geliyor anlayamadım. Bazı tarihi evler var ya yanından geçerken korkuyorsun başına yıkılacak diye. doğal haline bırakmak ne kadar doğru bakarsan bağ bakmazsan dağ olur gibi gerekli önlemleri almazsanız, bakmazsanız pislenir, eskir, zamanla yokolur. Neyse tatilde bizi en çok rahatsız eden üzen şey bu oldu o yüzden epey dertlendim sizlere. (Ayrı bir yazımda yapmak istediğim projeler, Avrupa Birliği destekleri konularını yazacağım.)
Yaşadığım ikinci olumsuzluk sivrisineklerdi. Ankara’da böyle bir şey olmadığı için çok zorumuza gitti. Tabii o kadar çöpün pisliğin içinde normal değil mi?en kötüsü Çınar’ çok sevip mahvetmeleri Açıkta kalan tek yeri uyurken yüzüydü ve yüzünün her yerini ısırdılar onunda bünyesi alerjik yüzü koca koca kıpkırmızı oldu. Sinek ilaçları bile fayda etmedi.

Gelelim Çınarın tatiline. Her şeye rağmen sabah ve öğleden sonra denize gittik çok güzeldi. Denize bayıldı terastan deniz görünüyor sürekli orayı gösterip gitmek istiyordu. Yüzmeye başladı oğlum. Kolluklarla, simitle denizden çıkmadı. Kendini atıyor denize sırt üstü bile yatıyor. Büyük adamlar gibi kumda güneşleniyor. Su gerçekten çocuklar için iyi bir terapi. Kumla oynamak, suya girmek. Sizi hiç bunaltmıyor, kendi aleminde ve gayet mutlu oluyor, yoruluyor eve dönünce hemen uyuyuveriyor. Çınar bey hamak da yatarak açık ve temiz havada güzel bol bol uyudu.
Oğlum yüzüyor, futbol oynuyor, buz hokeyi yapıyor….aman allahım şaka gibi.
Son günlerde 2 tane azı dişinin çıkardığından pek keyfi yoktu. Halada huysuzuz.
Bu tatilde güzel bir anı oldu. Zaman nasıl da geçiyor. Nedense tatillerde hep kısa geliyor….
Devamını Okuyun...

21-24.aylar arası gelişim...

ÖZELLİKLERİ
Çok fazlaca bebek, annelik, hamilelik, çocuk gelişimi, bakımı konularında internette siteler ve yazılar var…açıkçası çok merak etmediğim, işin içinden çıkamadığım konular hariç o sitelerden ay ay gelişimini vb diğer konularda girip bakmıyorum. Çünkü her konuda çok farklı yorumlar, görüşler olabiliyor. Doğru bildiğiniz yanlış çıkabiliyor ya da doktorunuzun söylediği. Doktorlar arasında bile görüş farklılıkları olabiliyor. Ben kafamı karıştırmamak için bir konu hakkında çok fazla yazı okumuyorum. Belki de doktoruma güvendiğimden ve ihtiyaç duymadığımdan olabilir. O ne anlatsa söylese ya yaşamışızdır ya da anlattıktan sonra yaşıyoruzdur. Çınar ilk doğduğunda emzirme ile ilgili farklı şeyler kafamı karıştırmıştı, sıkıntı yaşamıştım. En doğrusu birine güvenmek ve çocuğunuzu takip etmek.Mesela bu ay yazdıklarımı aynen Çınar’da görüyorum. Önceden bilmek, nasıl davranacağını kestirmek de çok rahat oluyor.
Bu ay doktorumuz net ve önemli birkaç madde saydı:
1. Titizlik 30 aya kadar temizlik takıntısı oluyor, bunun daha uzun sürmesi sizin davranışlarınıza göre değişiyor. Ne çok titiz ne de rahat olunmaması iyi, her zaman her şeyin orta kararı deniliyor zaten.
2. Korkular Bize göre nedensiz,mantıksız gelen korkular yaşayabilirler. Ben yanındayım, madem korkuyorsun yok ederiz onu gibi telkinlerde bulunun..yüzleştirmeyin korkularıyla
3. Çıplaklık 30 aya kadar soyunmak çok hoşuna gider izin verin.(lütfen cinsel organlarınızı göstermeyin)
4. Anne-baba ayrılık korkusu Anne babadan ayrılma onların sizi terk edip gideceğini sanma korkusu oluyor.Bir yere giderken anlatın, açıklayın gidin. Kaçmayın. Ne kadar ağlarsa ağlasın seni seviyorum, gidip geleceğim, seni alacağım akşama gibi durumu anlatın.
5. Açlık grevi 30 aya kadar nedensiz yemeyebilir, ısrar etmeyin
6. Kabızlık kaka, çiş konularında baskı veya yanlış eğitimler sonucu kakasını tutar, kabızlık yaşayabilir.
Ve bundan sonra Sayıları şekilleri öğreniyoruz , Konuşmamı geliştiriyorum
Alınabilecek oyuncaklar
BENİM kavramının oluştuğu bir dönem
ÇADIR (Her gelen kapısına vurarak, sorarak içeri girsin, orası çocuğun evi-dünyası,özel)
Masa sandalye
Yazı tahtası
Araba (pedallı)
Pano; Üstüne parmak boyalarla ellerinin ayaklarının izlerini çıkar as, kreşte veya evde yaptığı, çizdiği her aktiviteyi as, son çekilen fotoğraflarını as
Evinizin, salonunuzun ortasına bu yukarıdaki materyalleri kurun ve ona dünya yaratın
Sırt çantası
Patates kafa
Olta-balık setleri
İnsan vücudu puzzle
Bowling
Doktor seti(kalbimiz, kanımız vb.)
Delikli ahşaplar
Tırtıllı, oluklu ahşap oyuncaklar

Devamını Okuyun...

tuvalet alışkanlığı

TUVALET ALIŞKANLIĞI
2 yaşına kadar oturmak istemiyorsa teklif etmeyin
Kaka-çiş diyorsa rahatlıkla yap tatlım ben bezini değiştiririm deyin
Ne zaman yaparken haber verir de lazımlığa yada klozete oturmak isterse yaptırın
Kaka ve çiş 3 yaşa kadar
Gece çişi 5 yaşına kadar normalmiş
Hazırsa 2-7 günde geçer
Hazır değilse aylarca sürebilir.
Sadece tuvalet konusunda özendirme yapılabilir. Herşeyde olduğu gibi rol-model olunnn…
Popo deliği konusunda çok hassasız. Anal dönem deniliyormuş. Bu dönemdeki yanlış uygulamalar ilerde çocuğun öfkeli, hata kabul etmeyen, pis, agresif ve pinti olmasına neden olabiliyormuş.

Çınar yaparken söylüyordu bende gel oturalım diyordum, zorla oturtmaya çalışıyordum, zamanı geldi söylediğine göre diye düşünmüştüm ama yanlışmış. Oturmayı da kendi isteyecekmiş, aman dikkat….

Herşeye dikkat ne yapacağımızı şaşırdık yeni nesil anneler.aman öyle olmasın böyle olsun aman yanlış yapmayayım etkilenmesin. bilmiyorum ki bizi öylesine bilinçsiz yetiştirmişler ama normaliz şükür bir eksiğimiz yok. Tabii önemli olan kendine güvenli bireyler yetiştirmek, yeni nesil bizden ilerde olmalı diye düşünüyoruz.işallah bizden iyi olacaklar…biz çok özeniyoruz da Türkiye’de ne kadar böyle kişi var nasıl bir ortamda bulacaklar kendilerini çocuklarımız… bu da başka bir mevzuu. hadi bakalım…
Devamını Okuyun...

Hayatımdaki çocuklar....

TATİL.....
Üzgünüm çünkü yetişemiyorum. Tatildeydik bir hafta. Gazetelerde köşe yazarlarının yerlerine yazarlarya izinli olduğundan bir hafta yazı yazamayacak gibi…..yazmalı mıydım bilemiyorum(bir de espirilerimin yanına gülen yüz koymak istiyorum ama bu blog yazmasının detaylarını kurallarını istediğim şeyleri nasıl yapabileceğimi henüz keşfedemedim. Word’da yapıp getirdiklerim başka karakterde çıkıyor……)
Eve döndük ve bir sürü işşşşş. Kadınsı işler diyeceğim artık. Çünkü hep erkeklere özenmişimdir. Yemek, bulaşık, çamaşır, ütü vs. neden hep kadın işidir????Biz bu saydığımız işleri yaparken tanıdığım erkeklerin çoğu elinde kumanda kanepede tv izliyorlar. Tatil dönüşü biraz eziyetli oluyor bilirsiniz. Valizleri boşalt temizle çamaşırları yıka ütüle.gerçekten zor.
Evde bir yoğunluk işte ayrı. Hani belediyeler ya da resmi dairelerde çalışanlar hep yatar iş yapmazlar zihniyeti vardır ya vallahi kaç senedir belediyede çalışıyorum ve hiç yatamıyorum. Sürekli çalışıyorum işim var ve çok yoğunum. Sanırsam bazıları bütün işleri götürüyor bazıları yatıyor demek daha doğru olacak.(sıkıcı bir konu atlamak istiyorum)
Her şeye rağmen gezmeye devam…Yeni yerler keşfetmeyi, görmeyi, kültürlerini öğrenmeyi çok seviyorum. İşim bu olmalıymış her ne kadar değilse de gezmek hayatımın ana felsefelerinden biri tabii mesleğimin de bunda etkisi var. Şehir plancısı olmak ve kendini geliştirmek istiyorsan öncelikle şehirleri tarihini dokusunu gelişimini bileceksin ne kadar çok yer gezersen o kara çok ufkun genişliyor.sanırım ileriki yaşlarımda (yaşarsam o günleri görürsem) emekliliğimde tüm dünyayı gezeceğim. Çınarı da büyütmüş olurum. Sanırım birçok kişi Acun’un (firarda) yerine olmak isterdi. Hem gez, eğlen hem para kazan, süperrrr…..
Konudan konuya atlıyorum ara verince çok heyecanlandım anlatmak istediğim bir sürü şey var lütfen kusura bakmayın… tatilde yaşadıklarımı bir sonraki yazıda anlatacağım. farklı ve değişikti. Tatildeki en önemli maceram veya anım İlayda oldu. Çok güzel ve tatlı bir kız. Bana “çocuğun varmı” diye sordu ben de çınar benim oğlum dedim.peki “kızın varmı” dedi. Yok dedim. Bir süre sonra annesinin yanında “keşke ben senin kızın sende benim annem olsaydın”demez mi?ÇOCUKLAR işte. Çok saflar içlerinden geleni nasıl doğal ve öylesine söyleyi veriyorlar değil mi?çok duygulandım,aramızda birşeyler oluşuverdi.Bu hayatımdaki 4.özel çocuk.
İlki kuzenim Batuhan’dı. Teyzemin oğlu onada aşıktım bebekken. Çokkk tatlıydı tabii şimdi kocaman bir fırlama oldu. Gençken kendi telaşınızdan mı desem, ortamlardanmı çocuklarla fazla diyaloğunuz olmuyor. Ya da benim için öyleydi belki. İlk kez Batuhan doğduğunda 20 yaşındaydım onun farkına vardım. Çocuklarla bebeklerle çok haşır neşir olmadığım kesin. Zamanla insan değişiyor. O yüzden de bu çocukların bendeki etkileri çok fazla, unutamadıklarımdan yani.

2.si eltimin kızı Lara idi. Oda süperdi, çok özeldi benim için.
3.sü oğlummmm Çınar. Tabii bu benim canımdan bir parça.en güzeli,özeli. aşkların en farklısı.
Ve son olarak İlayda çıktı. Tabii İlayda ile yaşadığım kısa süreli bir duygusallık bağlılık. Onunla daha yakın olmayı çok isterdim. İlk kez bir kızımda olsun istedim. Ama İlayda gibi büyümüş tatlı hazır bir halde yani…..
ÇINAR DOĞDUKTAN sonra tüm çocuklara çok daha sevecen ve sıcak bakmaya başladım.hepsi meleklerrr….çınarın kreşine gidince öyle tatlı ve sevimli geliyor ki hepsi. ayrı ayrı öpmek sarılmak istiyorum her birine. iyi ki varsınız............
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hediye hobi holiday hotel inat instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas magnet maket makyaj masa süslemesi masaj masal mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm wishlist yaşamdan yavaşyaşam yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.