İzmir ve civarında tatil….

Urla son zamanlarda dizi için sıkça tercih edilen bir mekan. Açıkçası bende dizilerden hep hayrandım bu bölgeye ve tatilimi orada geçirmeye karar verdim. zaten çeşme-alaçatı-ayayorgi falan epey popüler oldu bu yaz sıkça gazete tv’de yeralıyordu. Kavak yelleri, bitmeyen şarkı, fatmagülün suçu ne çekilen dizilerden bazıları. Fatmagülün suçu ne dizisinin başındaki gösterdiği yerler ne kadar güzel görünüyor cennet gibi. Güzel güzel olmasına da tatil olarak gidip denize de giremediyseniz vakit geçirmeniz buralarda zor, sıkılmanız olası…
Üstelik Çeşme, Alaçatı’da bu yazın populerlerindendi. Hiç sıkılacağım aklıma gelmezdi.O kadar okuyup araştırmama rağmen gittiğimiz her yerde hüsrana uğradık. Tabii sadece ben değil yanımda götürdüğüm 4 kişi daha. gezip görecek pek yer yoktu belki de bilemediğimizden. o yüzden en iyisi turla gitmek belki de. Biraz sıkıcıydı…yapacak pek bir şey bulamadık. sakindi, sanırım sezon bitmişti…hava çok rüzgarlıydı. Sürekli bir rüzgar esinti vardı. Öyle kültür turu yapabileceğiniz mekanların olmaması …deniz-kum-güneş tatili de hava koşullarından olamadığından…pek keyif alamadık. zaten deniz çok soğuk geldi bize giremedik. Gece aya yorgi’ye gittik, kapanmıştı.
Havalar çok iyi giderken nedenini hiç anlayamadığım erken sezon kapanışıydı bu?????henüz eylülün ortası bile olmamıştı. Ben akdeniz’le karıştırdım oralar eylül’de çok şenlik, kalabalık ve güzel olur da…Şöyle Ege’yi yaşarım diye hayal etmiştim. Yunan, Rum şarkıları, efelerin şarkıları, ege mezeleri hayalimdeydi. Fakat gönlüme göre ne yemek, ne ege mezeleri, ne de mekan bulabildim. Kumrusu meşhurmuş onu bile beğenmedim.
Alaçatı gördüğüm en kirli, pis tatil yeriydi. Her yer çöp doluydu…çok şık, şirin konaklar vardı tabii. Belki sezonda çok daha hoş gelebilirdi. Her yerde müzikler çalar diye yazıyordu ama biz göremedik. Üstelik çok pahalı bir yer…belki de beklentinize bağlı ben farklı bir konsept çok şey bekleyerek gitmiştim. Bu kadar popülerse mutlaka çok özel şeyler vardır diye bekliyordum. Sanırım alaçatı’nın bir 10 yılı daha var yeni yeni gelişiyor. Öyle akşamları yapacak pek bir şey yoktu, sıkıcıydı. Hatta gündüzleri de. zaten yavaş yavaş her yer kapanıyordu. 4 gün kaldık ve sıkıldım epey. Denize giremedikten sonra vakit geçirmek zor. Gezilecek ilçeler birbirine yakın birkaç saatte bitiverdi. Bu bölgede gittiğimiz her yerin sadece limanları yani marinaları güzeldi. Marinalar bildiğimiz yatların olduğu, deniz kenarında güzel yerlerdir zaten. Alaçatı’da limana Venedik evleri yapmışlar. Yan tarafı zaten sörf merkezi… ama halen öyle neden abartıldığını anlayabilmiş değilim….ilçenin merkezinde inekler var. Model model…sanatçıların tasarlayıp süslediği…
Çeşme…sanırım sadece beachleri ile gözde. Yoksa Çeşmenin içinde cazip hiçbirşey yok. Marinası yeni yapılmış şık, çok güzel. Bolca mağaza ve özellikle deniz kenarında şık şık cafe ve restoranlar vardı. ama o kadar…
Slowcity başkentimiz Seferihisar…tahminimden büyük bir yerleşim yeri. Ama klasik yeni düzen karışık bir yapılaşma hakim. Bir dokusu, özelliği yok. Özellikle öyle slowcity’lik… Sahili olan Sığacık çok daha güzel…
Urla İslekele’de de yine liman ve balıkçılar güzeldi…… bitmeyen şarkı çekimleri vardı eski, otantik yorgo seferis’in mekanında… http://www.yorgoseferis.com/turk.htm...kışın sitede gösterdiği gibi hoş güzel kalabalık oluyormuş. Şimdi pek sakindi…
İzmir ve civarında kıbrıs’taki gibi şirin, ufak balıkçı lokantaları, hoş Rumlardan kalma evler, konaklar görmek mümkün tabii.
Şirince…ben adını duydum ama gidemedim. Ama gidenler en güzel yerin burası olduğunu söylediler. En azından turistik, gezilecek yerler varmış. Adı gibi şirinmiş. Giderseniz buraya uğrayın derim.
Özetle siz olun Eylül‘de İzmir-Çeşme civarına tatile gitmeyin derim…
Devamını Okuyun...

Sakız ağaçları kampanyası…

Alaçatı’da bolca sakızdan yapılan reçel, kurabiye gibi yiyecekler satılıyor. Hatta belki görmüşsünüzdür çeşme ve civarında falım sakızlarıyla Tema’nın yürüttüğü  sakız ağaçlarını koruyalım kampanyası var.  http://www.falim.com.tr/html/SakizAgaci.aspx
Beni üzen ve rahatsız eden konu ise bu ürünlerin hepsinin Sakız adasından yani Yunanistandan geliyor olması. Ne acı değil mi? Ağaçları koruyalım da hem de faydalansak, üretim yapsak. Kendi ülkemizde yöresel ürünler üretip satamıyoruz. Ve burası tamamen turistik bir yer. Yani sürekli çok fazla turist var. Tam bir ekonomik gelir kalkınma sebebi işte. Hem gelen turiste daha ucuza da satarız… Ve biz yine yurtdışından ürünleri alıp satıyoruz…. sırf korumak değil de koruma-kullanma dengesini kurmak önemli. Üstelik Yunanistan adalardan da bir sürü insan geliyor. Onların zaten ilgisini çekmiyordur. Onlara yönelik farklı şeyler üretmek var…var da var. Yapacak çok şey var…eleştirecek çok şey var…
Ayrıca eleştirdiğim hatta çok şaşırdığım konuda çöpler, pisliklerdi. Nasıl lüks restoranlar, şık pahalı cafeler, butikler, konaklar var çarşısında. Ama her yer o kadar çöp dolu ki, pis ki. Anlamadığım hadi belediye yapmıyor siz yapın evinizin önünü temizleyin değil mi?turist geliyor buraya…sizin ekmek kapınız. Arka sokaklarından hiç bahsetmiyorum… gerçekten hayretler içinde kaldım.
Devamını Okuyun...

keçe çılgınlığı...

Böyle bir başlık atmak uygun oldu. Çünkü gördüklerimden sonra şaşkınlığımı ancak bu ifadeyle anlatabilirdim.Tepe home gittim ve mutfak aksesuar bölümünde keçeden yapılmış çokkkk güzel aksesuarları görünce şaşırdım. Neler yoktu ki… sepet, peçetelik, bardak altlıkları gibi çok renkli ve şık malzemeler…öyle güzel ve süslü görünüyorlar ki…acaba suya, kire dayanıklığı nasıl bilemiyorum. Ama bu kadar mutfak gereci ürettiklerine göre herhalde iyidir. Ben mutfakta böyle rengarenk, şirin ve şık aksesuaraları seviyorum. Tam bana göre.
Keçeyi son zamanlarda çanta satan yerlerde falan görüyordum ya da takıcılarda. Özellikle el işleri yapan, yolda satılan yerlerde… cüzdanlar, çantalar, küpeler, kolyeler, tokalar, şapkalar, anahtarlıklar…süsler…oyuncaklar…..ama bu son gördüklerime çok şaşırdım. Yani keçeden her şey oluyor…
Sanırım yakın zamanda keçe kursları başlar…keçeden aksesuar yapma kursları..rengarenk…
Tamamen sizin yaratıcılığınıza kalan bir konu…
gerçekten ne kadar hoş şeyler yapılıyor bir göz atın derim….çınarın sayesinde mağazada pek fazla duramadığımdan, acele de ne alacağıma karar vermediğimden resimlerini çekip koyamadım. Ama en kısa zamanda gidip alacağım. İnternetten birkaç resim buldum sadece. istediğim gibi olmasa da yine de keçenin güzelliği görülüyor…Zaten yakında zücaciyelerde her yerde görürüz yayılır diye düşünüyorum.
Fiyatları da uygun…çok güzel hediyelik de olabilirler. İyi alışverişler…

Devamını Okuyun...

farklı fikirler...

Benim yapmayı isteyeceğim işlerden biri olabilir.Yaşadığınız şehri gezmek, görmek, her şeyi takip etmek…meraklı ve araştırmacı insanlara göre…ve yine meraklılarına şehirdeki fırsatlardan haber vermek…sonuçta güzel. Ekonomik kampanya, promosyon yapan etkinlikleri insanlara duyurmak faydalandırmak. Gerçi ben şu ana kadar pek yararlanmadım geçen konser bileti alacaktım hemen bitiverdi. Sanırım pek çok kişinin artık bundan haberi var.
Hoş bir fikir bence…bu aralar böyle değişik farklı fikirleri gazetelerin eklerinde özelikle kariyer, ekonomi sayfalarında sıkça okuyorum. Bazıları için ne hoş ya da benimde aklımdan geçmişti diyorum. Yenilikçi, farklı her şey hoşuma gidiyor.
Mesela başka duyduğum bir şey…Tatile eliniz boş gitmek. Valizsiz yani. İnternetten kıyafetlerinizi seçip kiralıyorsunuz ve odanızda hazır bulunuyor gittiğinizde. Giderken de dönerken de valiz derdine son…rahat bir tatil yani. En büyük eziyet değil midir valiz hazırlamak.geldikten sonra da onları döküp yıkamak, ütülemek…sanırım pek çok bayanın pek haz almadığı bir şey. Diğer fikir uçuk gibi görünse de hoş. Keşke olsa…
Kullan at market ismide dikkatimi çekmişti. Artık çalışan bayanlar herşeyin pratiğini istiyorlar. İş çıkaracak, yorucu şeyler uzak olsun…siteye girdim çok farklı olmasa da bir şeyler var. bir gözatın derim....
http://www.kullanatmarket.com/
Devamını Okuyun...

bayramınız kutlu olsun


herkese şeker gibi bir bayram diliyorum. böyle rengarenk...sertabın şarkısı gibi.
böyle güzel bir aydan sonra güzel bir aile kahvaltısıyla bayrama girmek en güzeli. aman siz siz olun şekerlere, tatlılara dikkat. ben çınardan o her gittiğimiz yerde ikram edilen şekerleri nasıl saklayacağım bilemiyorum:)))
ramazan bayramınız kutlu olsun....sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlar yaşamanız dileğiyle...
Devamını Okuyun...

Ankara’nın ramazanda keşmekeşi…..

Burası Konya yolu…öyle uzak şehir dışında bir yol değil…tam şehrin göbeğinde tüm şehir yolların bağlandığı ve konutların kenarında anayol…ve asfalt atılacak krizi ile yaklaşık 1-1,5 aydır trafiğin kitlendiği yol. Ama esas değinmek istediğim şu son 10 gündür yaşanan son kriz. O kadar çok mağdur taraf var ki. Asfalt atılırken bu kadar insanlara eziyet edilir, bu kadar ekonomiye zarar verilir. Maalesef hiçbirşey planlanmamış. Program yapılmamış. Hiçbir önlem alınmadan, trafik ışığı, polis bulunmadan yapılan bu çalışma ilk birkaç gün fiyaskoyla sonuçlanınca trafik polisi son günlerde durmaya başladı… hatta gün içinde saat başı değişen yol güzergahı uygulamalarıyla eğer ordan geçmek zorundaysanız yandınız. Mutlaka gideceğiniz yere geç kaldınız demek. Açık bildiğiniz yol bir saat sonra kapanabiliyor ve bu yolda ne işim var diye ve başlıyorsunuz beklemeye. Arkadaşımın beklemekten balataları gitmiş yaklaşık 800tl’lik masraf çıkmış. Sebebi müthiş uçarak gideceğimiz bir yol asfaltımızın olmaya çalışılması.
Ve ülkemizde kendini akıllı sanıp karşı şeridin yoluna geçip tüm trafiği kitleyen bir sürü …. var.bu trafik manzarasının bir nedeni de bizim insanımız… Zaten trafik polisi olmayınca orta kavşak kilit durumunda. Çünkü herkes öne geçmeye çalışıyor kimse kimseye yol vermiyor ve sonuç arapsaçı. İnsanımız sanıyor ki birkaç arabayı geçince gol atıyor zafer kazanıyor bilmiyor ki karşı şeridi tıkayıp bütün trafiği kaos ortamına çeviren kendileri. Gerçekten bu kadar kendine eziyet eden başka toplum var mıdır? Öylece kavşak da dakikalarca beklendiğine, hiçbir kimsenin kımıldayamadığına şahit oldum. Çünkü bütün araçlar farklı yönde duruyor, hepsi ayrı bir tarafa dönecek komik esasında…ağlanacak halimize güleriz misali.
Resimden anlaşılıyor manzara bir şerid boş orası asfalt atılan şerid. Diğer şeridlerin de sonu görünmüyor nerelere uzanıyor…tabii bu görünen kısmı. bağlantılı tüm yollarda da trafik tıkanmış durumda. mesela dikmen girişi tarafıda ihlaller yüzünden kütlenmişti herkes birbirine korna basıyordu sadece...
Şimdi asfalt mağdurlarına gelelim;
*İftar saatini trafiğin içinde açmak zorunda kalanlar….
*Civarda oturanların saatlerce süren korna seslerine mağruz kalmaları…
*Saatlerce bekleyen arabaların yaktıkları benzinler…ve mağruz kaldıkları araba bozulmaları…
*Çok fazlaca yaşanan trafik kazaları…
*en önemlisi de gidecekleri yerlere yetişemeyen, sabah 8’de trafik de kalıp işe geç kalan, akşam 6’da iftarını evinde açmak isteyen ama açamayan stresli-sinirli insanlar topluluğu….
Bir asfalt ki hayatımızı ters düz yapan….herkesin söylediği bu asfaltın neyi vardı ki gayet iyiydi. Ankara’nın ara sokak ya da başka caddelerini düşünürsek kaymak gibiydi yani…
neyse umarım birkaç sene asfaltsız sessiz, sakin bir yıl geçirmek ümidiyle…
Devamını Okuyun...

zaman...

En sevmediğim şey beklemek. Ve bu ülkede en çok yaşamak zorunda kaldığım şeyde beklemek…öyle boşu boşuna akıp giden zaman…oysa bazen hayatta saniyeler bile o kadar kıymetli ki. O kaybedilen zamanın telafisi yok…paranın bile söz geçiremediği bir mefhum zaman ama her şey gibi o da çok savurgan bir şekilde tüketiliyor…
Zamanın önemini kaybettiği bir ülke…beklemek üzerine kurulan bir sistem. sanırım en savurgan olduğumuz şey zaman. Hoyratça kullandığımız. Hiç hesaplamadan…yurtdışında çok önemli bu mevzuu. Herkes dakik, randevusuna sadık…çünkü insana değer veriliyor. Bence insana verilen değerin bir ölçütü bu bekleme mevzusu ve zamanın kullanımı…
İşin tuhafı randevulu gittiğiniz yerlerde de bekliyorsunuz. Hem de epeyce. Kim sistemi bozup aksatıyor hep merak etmişimdir.
Aklıma gelen ve en çok zamanımızı çalan yerler;
*Ulaşım, trafikde…saatlerce bekleriz…dün şahit oldum yine trafik birbirine girdi, kornalar maşallah hemen başlıyor. Ortak olarak yaptığımız en güzel şey kornaya basmak…lambalarda bir araba öndekine çarpmış. Farı falan kırılmış. İkisinin de umrunda değil. Çözmeye çalışmıyorlar bile polis bekleniyor. Tam da orta yerde. Yandan zorla tek araç geçiyor geçene kadar tekrar ışık yanıyor.
*Hastanelerde saatlerce bekleriz…randevuyla gittiğiniz özel yerlerde bile bekleriz…..
*Görüşmelere gittiğinizde(iş vs.) ….
*Okulda öğretmen gelmedi bekle…
*Bankalarda bekle de bekle….
Sanırım hayatımızın yarısı bir şeyleri beklemekle geçiyor…günümüzün kaç saatini verimli harcıyoruz. Düşünmüyoruz ve düşünmeden yaşıyoruz…
Bana bu yazıyı yazdıran hayatımda ilk defa 1,5 saat beklemem oldu. Nerdeyse bayılacaktım. randevuyla gittiğim yerde üstelik. Üstelik kapı açık sekreterin yanında bekliyorum adam bakıp gördü ama bir önemim yok. Tabii ben sadece silüetim insan değil ya da yetkili biri değilim. işyerindeki bütün personelini teker teker çağırıp günlük iş rutinini görüşüyor duyuyorum da. Ben de erkenden çıkmıştım yola hatta yol çalışmaları var diye panikledim gecikirsem diye. aman 1 dakika bile gecikmeyeyim ayıp olur diye düşünüyordum. Karşı tarafın hassasiyeti süperdi. İşte geldiği yeri sindirememiş biri daha dedim…
bu ülkede kurallara uymaya çalışmak, dürüst olmak, hassas olmak sadece kendine zarar veriyor. Her gün bunu tekrar tekrar anlamaktan da yoruldum…
En çok da bu kadar tüketilip yok olan bir toplumda iki çocuklu anne olmak ne kadar mantıklı diye düşünüyorum. Kişisel kural ve kaidelerin (saygı, sevgi, hoşgörü vb.) olmadığı, insana değer verilmeyen bir toplumda çocuk yetiştirmek en zoru herhalde…
Devamını Okuyun...

bu üç aylar...

Bu üç aylarda bir anlammı var???(sanki ramazana girerken ki üç aylar gibi oldu:)))
Hamilelikte ilk üç ay, lohusalıkta ilk üç ay zor dönem….
sonra 3-6 aylar arası en güzeli…her iki dönemde de rahatsınız.
Sonra yine 6-9 ay arası bir karışıklık dönemi. yavaş yavaş zorlanma. Çok sistematik esasında.
Hamilelikte 6-9. ayda son ayların ağırlığı ve zorlukları var.
Doğduktan sonra 6-9. ay bebeklik döneminde de ek gıdaya geçiş, diş çıkarma gibi zor dönem başlıyor….
neyse ki artık 9 aydan sonra bitiyor her şey…hayat düzene girmeye başlıyor…
Bu anne olma döneminin üç safhasının yani hamilelik, doğum ve lohusalık dönemlerinin hepsini süper rahat geçiren, hiçbir şikayeti olmayan pek duymadım. Mutlaka herkes bir dönem olumsuz şeyler yaşayabiliyor. Uzun ya da kısa. Mesela bir arkadaşım işyerinde hamilelikte kusmaktan 2 ay hastane de yatmak zorunda kaldı ve yaklaşık 10 kilo verdi. Çok zor geçirdi yani. Kimisi doğumda dikişlerinden şikayetçi. Normal doğum yapıp, dikişi olanlardan da kötü anılar duydum. Kimisi de benim gibi lohusalık depresyonu ve emzirme krizi yaşıyor….ama her ne olursa olsun bitiyor unutuluyor. Annelik böyle bir şey işte. Emek, fedakarlık ve sonuç çok güzel bir mutluluk…
Devamını Okuyun...

merak edilenler

Hamilelik sürecinde en merak edilenler:
1. Sağlıklı olacak mı? Büyükler der ya “ayıpsız,kusursuz olsun”…
2. Kime benzeyecek acaba? Nasıl biri olacak?
3. Kendim için ayrıca şunu da merak ediyorum. ilki gibi zor olacakmı?hamilelikteki iğnelerim, ilaçlarım, lohusalık sendromu, emzirme vs…
Ayrıca kafama ilk duyduğumda en çok takılan mevzuu;
Çınarın üstüne gül koklamak nasıl olur? Ona haksızlık olmaz mı? Yeni bir çocuğu onu sevdiğim kadar sevebilir miyim endişesi. İlginç ve farklı hisler…
Bütün hakları ikiye bölünecek…daha iyi bir okul, daha özel bir ilgi vs…
Tabii bunların yanında çınar kardeş istiyor…
tek çocuk sendromu (böyle bir şey varsa tabii),
kalabalık aile olma gibi pozitif tarafları da yok değil yani…
İlk üç ayda olabilecekler ve kendimde hissettiklerim:
1.ilk ay garip durumlar, normal düzeninden farklı bir şeyler olmaya başlıyor…kendini yorgun hissediyorsun, bazen başın dönüyor... 
2. hafif mide bulantıları, sürekli kusacakmış hissi…
3. mide gazı…Sık sık az az yemek en doğrusu…3’lü formül verdi doktor bana…
ÇUBUK KRAKER, TAÇ KRAKER VE SADE SODA….Ayrıca patlamış tuzsuz, yağsız mısırda iyi geliyormuş bulantılara...
5.Sık idrar, sürekli geceleri kalkma.
6.Göğüslerde ağrı, belinizde ağrı…regl olacakmış gibi hassas hallerdeyseniz….ve çok ilginçtir her ay o dönemde aynı şeyi yaşıyorsunuz….
7. Halsizlik, yorgunluk, uyku uyuma isteği…
8. kokuya hassaslık…kötü bir durum…Allahtan ben mutfağa girip, yemek yapabiliyorum…
9. duygusallık…her şeye ağlamak istiyorum. Hele dizi hiç izleyemiyorum. En iyisi “çocuklar duymasın” veya “yahşi cazibe” gibi diziler izlemek…
10. Aşerme, ilk hamileliğimde hiç böyle bir şey yaşamadım. Şimdi hem hafif midem bulanıyor hem de her düşündüğüm aklıma gelen ismini duyduğum şeyleri canım çekiyor. Aşerme buna diyorlar herhalde. Aşerme varsa kız olurmuşşşş bilmem artık???bu söylemlerde hiç bitmiyor değil mi? bu gidişle fazlaca kilo alacağım...
Ufak not: Sakın dişlerinizi ihmal etmeyin. Yoksa benim gibi sıkıntı yaşayabilirsiniz. Her an başınıza böyle özel durumlar gelebilir. Siz siz olun dişleriniz için zamanında dişçiye gidin…
özetle zor fakat hayatınızda bir kaç kere yaşayabileceğiniz bir deneyim hamilelik....
Devamını Okuyun...

doktorların farklı yaklaşımları

Doktordan doktora çok fark var. Devlet hastanesindeki doktorla özelde doktorun yaklaşımı farklı. Teknoloji de farklı. Sanki bana özelle kamuda çalışmak arasındaki fark gibi geliyor. Özelde kendini geliştirme, merak ilgi çok önemlidir. ama kamuda bir hantallık sözkonusudur. Öyle kendini geliştirmeye pek ihtiyaç duymazsın. Tabii bunları çok genellemek istemem arada eminim istisnalar, farklı kişilikler vardır. Ama yinede arge gibi işte, özel işine önem verir, araştırır, öğrenir…kamu da bunlar ikinci plandadır hep…amaç düzeni devam ettirmektir sadece….
Zaten devlet hastanesinde hemşirelerin, yardımcıların, kayıt alan sekreterin vs. yaklaşımlarını anlatmak istemiyorum. Yüzüne bile bakmıyorlar.bir şey sormaya korkuyorsun…
Bu bebeğimde her şey doğal ve ekonomik olsun istiyordum çınardaki kadar özenli ve masraflı olmasın diyordum ama böyle bir ortamda da hiç huzurlu ve mutlu olamayacağıma karar verip özel hastanede fark vererek doktora gitmeye karar verdim. zaten önemli olan benim tatmin olmam, huzurlu ve rahat hissetmem. Yok işte yok devlette. Kendimde devlet kurumda çalıştığım için biliyorum. Özen yok, insana değer vermek yok…bir vurdunduymazlık, bir bıkmışlık, usanmışlık var…maalesef bu böyle. etrafımda çokça gördüğüm. Özeldeki özen, gülümseyen yüzler, ilgi yok…
Neyse aynı hafta içinde iki doktorun farklı yaklaşımlarını size aktaracağım:
1.Devlet hastanesi: 6.haftada, hayırlı olsun…
Özel hastane: Kalp atışları 8.haftada duyulur onu duymadan hayırlı olsun demiyorum.
2.Devlet:Vitamin ve folik asit başlattı.
Özel h.: ikisine de gerek yok.
Folik asidi hamile kalmaya karar veren her bayanın kullanması gerekli. Ama hamile kaldıktan sonra pek önemi yok dedi doktor. Yani öncesinde kullanımı önemli ve etkili…….
3.Devlet h.: Kan tahlili yaptıralım değerlerini bakalım.
Özel h.: yaptırsak ne olacak ki? 16. haftaya kadar hiçbir ilaç vs. veremeyeceğiz. Henüz erken ve gereksiz.
4.Devlet h.: Protein s eksikliği (yani kan pıhtılaşmasına) için hemen ilaç, kan tahlili. Hatta hematolojiye yönlendirme. Eğer sonuçlar ve hematoloji iğne derse iğneye başlanacak.
Özel h.: Çok önemli değil. Zaten Kan pıhtılaşmasında bebe aspiriniyle fragmin iğne kullanmanın sonucunun aynı olduğu araştırmalarda tespit edildi. İğne gereksiz. Sadece aspirinle götürürüz.
Şaşkınım. Farklı yaklaşımlar sözkonusu aynen böyle. ilginçti…
Ama özeldeki doktorun deneyimi, hastaları ve yaklaşımı bana daha doğal, açıklayıcı ve ikna edici geldi. Özeldeki doktorum elevit vitamin ve folik asit bıraktırdı.
Alerjik astımım var. Kullandığım inflaclort burun spreyine devam edebiliyormuşum önemi yokmuş.
16. haftaya kadar hiç bir şeyin önemi yok. Yani yediğin içtiğin yaptığın…. kendiliğinden organlarının oluştuğu dönemmiş…sonra büyürken yediğin içtiğin önemli oluyormuş. Hatta o zaman dişçiye gitme, iğne, saç boyatma gibi şeyler çok etkilemiyormuş bebeği. Ama 16. haftaya kadar her şey yasak. Tam gelişim döneminde. İlaç Sadece parol serbest….
Özetle yapabileceklerin yer değiştiriyorlar…3-4 aydan sonra beslenme, süt içme gibi faktörler çok önem taşıyor…..
Türkiyede bu hamilelik süreci olduğundan çok abartılıyor. Her ay doktorlarda, tahlillerde kalıyoruz. Kuzey de en gelişmiş ülkelerde 3 aylık dönemlerde yani toplam 3 kere giriliyormuş ultrasona. İlk trimestirda, ikinci ve üçüncü de….
vitaminler, folik asitler, takviyeler…hiçbirşey doğal süreçte ilerlemiyor maalesef…ben ilaç mevzusunda yükleme yapanlardan yana değilim. Bebekler de de, hamilelikte de. Olabildiğince doğal atlatılmalı, ilaç son çare olmalı…
Devamını Okuyun...

2. çocuk düşüncesi

Kendimi tekrar annelik fikrine hiç hazır hissetmiyordum.
Çok uzak bir fikir. Yapmışım kapatmışım o defteri. Yeniden başlamak. sıfırdan sarmak. henüz o günleri hiç özlememişken(özellikle lohusalığı), oğlumun keyfini yeni çıkarmaya başlamışken…
Beklenmedik bir anda olunca şok geçiriyorsunuz. Ne de olsa çok ciddi bir karar ve sorumluluk. Yeni bir başlangıç, hayat….bu yüzden biraz kaos ve karışıklık yaşıyorsun…
Oysa ki düşünmeden planlamadan hayatı yaşamak lazım. Her şeyi kontrol altına tutmak, planlamakla olmuyor. Hayat bildiği gibi geliyor. Bazen bırakacaksın akacak…. belki de çok hesap kitap yapmadan detaylı düşünmeden yaşamak lazım…
Alışıyorsunuz tabii. Her şey kabullenmeyle başlıyor. En önemli süreç kabullenmek…Sonrası bir şekilde oluyor.
Bu birkaç haftalık süreçte en çok hoşuma giden şey çınarın “kardeşim kardeşim” diye dolanması. Çok güldürüyor beni. O kadar heyecanlı ki. Kimi görse “annemin karnısında bebek var. Kardeşim var…”ama takılmış plak gibi çok komik…çocuktan al haberi…
çınardan kardeşine;
“o yemek yiyor büyüyecek”
“Kardeşim ağlıyor mu?ağlarsa ben üzülürüm”
“Kardeşime fındık kırıcam.ben ona fındık veriyorum(beni besliyor)”
“Kardeşim küçük ben büyüğüm”
“kardeşime söyle” “kardeşime bişey göstericem” “bak kardeşime ne öğreteceğim. Ona bir şey öğreteyim mi?” deyip hareketler yapıyor, atlıyor, zıplıyor,konuşuyor…
“Çıksın artık…”
“ben kardeşimle oyuncaklarımı paylaşırım. İstediğini veririm…Her şeyi öğretirim ona”
masal okuyor, şarkı söylüyor. Yani biz artık 4 kişilik yaşamaya başladık bile. Tabii umarım onu görünce de böyle hisseder ve bu dediklerini yapar….
Annelik, çocuk çok güzel şeyler tabii…Allah her isteyene çocuk versin, annelik nasip etsin..….
Artık sitemden hem faydalanacağım hem de sıfırdan bir sürü şey paylaşıp sizlere aktaracağım….
(ben resimdeki çantayı bebek gibi hayal ettim...)
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hazan hediye hobi holiday hotel inat indianapolis instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas madalyonet magnet maket makyaj manzara masa süslemesi masaj masal mekan mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia olumlama omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje restoran roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları sonbahar soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm westfield wishlist yaprak yaşamdan yavaşyaşam yedigöller yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.