sosyal ve kültürel


IN: bu ayın in'i FLASHFORWARD dizisi…lost’tan sonra bu dizi gündemde…izleyenler güzel olduğunu söylüyor. konusu ilginç. insanlar 2 dakika bayılıyor ve ayıldıktan sonra o süreçte herkesin başına gelenleri anlatıyormuş. merak ediyorum henüz izleyemedim. Dijitürk veriyormuş.
http://www.ekavart.tv/ sanatı buradan takip edebilirsiniz…http://www.vdg.com.tr/magazine_last.asp?m_id=3 inci Aksoy röportajı güzeldi. her kadının bir katviziti olmalı diyor. okuyun derim...
Sinema da 2012 filmi var. Bakalım kıyamet kopacak mı?2 senemiz kaldı.
AVATAR diye sinema tarih yaratacak bir film çekilmiş. animasyon olmayan, ama hem 2 hem 3 boyutlu olarak hazırlanan tek filmmiş. 4 yılda çekilmiş. Yeni bir teknoloji yani. Aralıkta geliyormuş. http://www.hurriyet.com.tr/pazar/13004258.asp
Paşabahçede çocuklar için ahşap tabureler gördüm. Bir dönem çok aramıştım. İnternette bir site bulmuştum fakat epey pahalı gelmişti.
http://www.woodforkids.com/Tr/basamaklar_tr.htm
Paşabahçedekiler hem uygun hem zevkli. Ayrıca duvara yapıştırmak için stikırlar var. çok güzel resimler, kahramanlar…Şirin hoş farklı resimlikler var…Bakmanızı tavsiye ederim.
Herkese iyi bayramlar.... bol gezmeli, keyifli bir tatil diliyorum. Her şey gönlünüzce olsun…
Devamını Okuyun...

çınardan kısa notlar


Ailecek domuz gribi aşısı olduk. Şükür iyiyiz, bir yan etkisini görmedik. Ama ilerde ne olur bilemem…baksanıza kanada’dan geri çekilmiş aşı…hadi hayırlısı.
Çınar bizi oynatıyor. Sıraaaaaaa babada sıraaaaaa annede sıraaaaaa annenede. Kalk, yat, otur, gel, git bütün komutları sıralıyor. Ne derse o. Oyun oynuyor ne yapsın.
Anneannesi bir ara “baban bana kızdı beni pencereden atacak” demezmi? Ben tutarım anneanne. Düşmezsin diyor…alem çokkkk…sonra da babasına kızmazmı “gittttttt” diye bağırıyor…komik çokk.
Bu ara soyunma modası başladıda. Çoraplar fora…çıplaklık in….
Yaklaşık 1 aydır eve gelenlere kapıda ilk sorusu ne getirdin? Bisey istiyom. Zaten bana ve babasına sorup hemen çantamıza yapışıyor arıyor. Ve hergün ben ona küçük çikolata veriyorum. O kadar mutlu oluyor ki anlatamam. Uçuyor, koşuyor, gülüyor. Kıyamıyorum oyuncak gibi bir şey almak da hergün mümkün olmuyor tabii.
Televizyonda babası maç izliyordu. Büyüyünce gol atacağım demez mi? İşine gelince de ben büyüdüm deyip istediğini yapmaya çalışıyor.Çınar bana “tatlım” diyor. Ya bu çocuk nerden öğreniyor bunları. Annecim diyooo ya ben ne yapayım onu sevmelere doyamıyom…
Kokma, üzülme, kızma….deyip duruyor…
Kendi kendine ne zaman oynayacak bizim üstümüzden az da olsa düşecek merak ediyorum?
Çınarın gardrobu…kreşe giderken hergün temiz ve şık olmasına dikkat ediyordum. Öyle güzel kıyafetleri var ki. Kısmetlimi bilmem ama ordan buradan hediye derken bir sürü oluyor. Doğduğundan beri ütüleyip askıya asıyorum. Düzen hastayımda biraz. Fakat kendi gardrobum onunki kadar düzenli değil artık yetişemediğimden. Onunkilerle uğraşmak, yıkamak, ütülemek asmak daha çok hoşuma gidiyor. Bazı şeyleri hiç giyemeden küçülüyor maalesef. Bunu hepiniz yaşıyorsunuzdur.
çınarla ilgili herşeyi koymaya yazmaya çalışıyorum. ilerde baktığında görsün, bilsin diye. hiçbirşey atlamamak için gündemdeki herşeyi siteme koyuyorum. siyaset ve politika dışında herşeyden bahsetmeye çalışıyorum. umarım onunda sizlerinde hoşuna gidiyordur....
Devamını Okuyun...

farklı konulardan

       Bahçeli ev hayalim hiç olmadı. Takiii çınar olana kadar...çınarın yürümeye başlamasıyla böyle bir ihtiyaç hissettim. Çocuklar hasretler koşmaya açık havaya. Özellikle bahar ve yaz aylarında. Yürümeye başladıktan, 1 yaşından sonra böyle koşacak, enerjisini atacak bahçeli bir ev lazım oluyor... Günde 1-2 saat parkla yetinmek durumundalar maalesef. Öyle bahçe yapmak da kolay iş değil. 2 senedir gündemimde ama beceremedim. bir arsamız var orayı yapayımda hafta sonları götürürüm en azından oynar dedim ama yapamadım. yazın şişme havuz koyarım yüzer dedim. güzel bir şey olsun istiyorum.Yoksa birkaç ağaç dikmekten ibaret değil. Her konu gibi o da uzmanlık gerektiriyor bence. üstelik peyzajda master yapmış biri olarak kendime güvenemedim. tabii şehir çocuğuyum. bahçe, böcek, ağaç ne, nasıl yetişir  bilmeyerek yetiştik. şimdiki çocuklar bizdende vahim... 
         Ama bizim ülkemizde tabii her şey gibi onu da herkes bahçe yapmayı biliyor ve yapıyor. Bahçe işte ne varki. 2 ağaç dikeceksin diyorlar. Ama ben peyzaj istiyorum, damla sulama sistemi kurmak istiyorum. ağaçları dikip seneye ölmelerini istemiyorum. Elif şafak geçende bir yazısında “bilmiyorum” diyemiyen bir toplum olduğumuzla ilgili bir yazı yazmıştı bayıldım. Gerçekten herkesin her şey hakkında söyleyecek bir şeyleri vardır. Kimse bilmiyorum demez. Adres sorarsınız bilmese bile bir şeyler söyler. bir okuyun derim...
http://www.yazarx.com/FSanatKultur/elif--afak/09-11-2009/bilmiyorum-diyebilmek/163887.aspx
        Yeni bir sektör doğuyor. Adı da boşanma sektörü. O kadar çok ayrılan varmış ki artık bununla ilgili ne yapabiliriz diye düşünmüşler ve nerdeyse her sektör bir şeyler üretmiş. Ve artık öyle boşanmalar ya da ayrılmalar yaslı, üzüntülü olmayacakmış. Geçende çok güzel hareket bunlarda izlemiştim de güldüm. Abartı diye düşündüm meğerse gerçek oluyormuş. Boşanırken düğün yapıyorlardı. Malları bölüşürken kura çekiyorlardı, göbek atıyorlardı. Çocuğu bile malzeme yapmışlardı. Hiç de uzak değilmiş baksanıza…
http://haber.ekolay.net/Haber/2910/663803/erkek+sac+ektiriyor+kadin+meme+yaptiriyor.aspx
Devamını Okuyun...

Biraz daha gezelim eskişehiri…

ODUNPAZARI EVLERİ
Yenişehir demek gerekiyor. Ya da eskiyi nostalji olarak düşünebiliriz. Eski bir tarihi, kültürü var şehrin. Bu odunpazarı evleri de aynı Safranbolu evleri gibi. tarihi cumbalı evler. Epey büyük bir mahalle. Eskişehirin ilk yerleşim yeriymiş. Restorasyon ediyorlar. Evler çok hoş olmuş…
Pazar sabahı böyle restore edilmiş Osmanlı evine gittik. Tam tarihi bir konak. Açıkbüfe kahvaltı veriyorlar. Ordan kurşunlu külliyesini ve lületaşı müzesini gidip gezdik. Burada lületaşından yapılan aksesuarlardan sergilenmiş. Lületaşı Eskişehir taşı gibi olmuş patent almaya çalışıyorlarmış. Atlıhan el sanatları çarşısı da çok güzeldi.
Eskişehir’in hamamları da meşhurdur. Hafta sonu sırf hamama gidip gelenler var.
KENTPARK
Bizimde bir central parkımız var diyebilirim. Kent park gerçekten çok modern, büyük, insanı dinlendiren bir park olmuş. Her şeyiyle çok beğendim. Kış şehri demeyin, deniz yok demeyin diye plaj ve deniz bile yapmış başkan. Alabildiğine büyük ve yeşildi. İki tarafta su…anlatmakla olmuyor gidip gezmek gerekiyor. Yazın denize girmeye gitmeyi düşünüyorum. Kentpark konakları da çok güzel görünüyordu. Parkla ilgili anlatacak çok şey var. balıklar, Korelilerle ilgili anıtlar, döşemeler, köprüler, cafeler…hepsi bir bütündü..

MİNİK AVRUPA
Öyle eski doku güzel değil ama yine de bir bütünlük var bir doku özelliği hakim şehirde. Bitişik nizam yüksek katlı evler var. ama hep aynı. Perspektifler görülüyor caddelerde. Avrupada böyledir ve hoştur. Yeniyle eski çok uyumsuz değil. Alışveriş merkezleri yapılmış ama kötü görünmüyor. Yeni mimariler de birbirine benziyor öyle farklı, karışık renkli değil. Eski cumbalı ev tarzında. Dış cephesi tuğla giydirme, kaplama binalar bolca var. amerikada bolca kullanılmıştı bu tuğla kaplamalar… çok hoşuma giderdi her zaman.
Zaten başkan ne varsa değerlendirmiş. Belediye başkanının bir özelliği de eski dökülen binaları alıp restore etmek. dünün yaş sebze ve meyve hali - bugünün haller gençlik merkezi olmuş, çok da şık olmuş. Nostalji ve modernizm bir arada. Çiçekler şehri güzelleştiriyor…her yer yeşildi…öyle yoğun bir yapılaşma ve dokunun içine bir şeyler yapmak hiç kolay olmasa gerek. Gördüğünüz resimler kartpostal değil gerçek…
Motorla ya da gondolla porsuk çayında tur atabilirsiniz…
Şehir merkezinde tramvayla dolaşabilirsiniz. Trafiğe kapalı sokak ve caddeleri var. yaya şehri işte. Bisikletle dolaşanlar mı istersiniz…
Maalesef ankarada trafiğe kapalı bir cadde yok. Sakarya caddesini saymazsak tabii. Sakarya bence gezmekten çok alışveriş yeri. Ya da uğrak yeri diyebiliriz. Bir Beyoğlu gibi sosyal ve kültürel hayatın yaşadığı, dükkanların olduğu canlı bir yer yok ankara’da…Üzgünüm yine laf döndü dolaştı ankaraya geldi.
hepiniz güzel mekanlarda yaşamanız dileğiyle...
Devamını Okuyun...

eskişehir

Bu yazımda çok uzun olacak. Çünkü anlatmak, paylaşmak istediğim çok şey var. fakat roman gibi olmaması ve sizi sıkmamak için iki bölümde yazmaya karar verdim.
Hafta sonu ankara’da ne yapayım diye düşünüyorsanız ya da en yakın nereye gidebilirim gezmek için diye soruyorsanız. Size önerim Eskişehir. Beypazarı, amasra’dan sonra Eskişehir. Üstelik eskişehir amasradan daha yakın ve ucuz…süperrr bir şehir… kendinizi avrupa’ya gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Kentparkda dolaşmak, gondolla gezmek, porsuk çayının kenarında cafelerde sahlep içmek bu hissi uyandırıyor. Şehir olmasına bakmayın turizm de çok fazla gelişmiş. Gezilip, görülecek çok yeri var. Ve en güzel tarafı ekonomik olması. Ucuza tatil yapmak, güzel bir hafta sonu geçirmek zor artık.
Ama benim haftasonum süper geçti. Kendimi dinlenmiş hissettim. Şansımıza havada güneşli idi. Eskişehirde çok yakın bir arkadaşımın düğününe gittim. Gitmişken gezdim tabii. 3 yıl önce gitmiştim bu süre zarfında çok gelişmiş, değişmiş. Artık daha sık gitmeyi düşünüyorum. Bu kadar yakın ve güzelken…
Hayatın kolay olduğu bir yaşam sunuyor size şehir. Ucuz, mesafeler yakın, tarihi, mistik, yeşil, modern, her şey iç içe elinin altında, gelişen ve yaşayan bir şehir…Gecede yaşayan her yerin aydınlık olduğu bir yer. Gece yaşayan şehirleri seviyorum. Özellikle kışları. Yani soğuk engel değil bazı şeyler için demek ki. Ankara hayalet şehir gibi oluyor kışları herkes evine gömülüyor. Zaten günışığında işe gidip giriyoruz, karanlıkta geri çıkıyoruz. Hayat nasıl başlayıp bitiyor anlamıyorum. Mesafeler uzak, trafik var insan bir yere gitmek istemiyor. İhtiyaçlarımızı gidermek bile eziyet.
Gece 12’de düğünden çıktık arabayla giderken bir baktım gençler buzpateni yapıyor açıkhavada. Şaşırdım. Ben bunu isveç’de görmüştüm. Türkiyede de görmek çok hoş.
Belediye başkanını kutluyorum gerçekten insan isteyince her şeyi yapabiliyor demekki. Yılmaz Büyükerşen’da öyle işte hayatını anlattığı bir kitap çıkarmıştı alıp okumak istiyorum. Vizyon çok önemli tabii. Hayal etmek ve yapmak büyük başarı bence. Üniversite şehri demek çok gerçekçi değil, bir sürü üniversitenin olduğu fakat bir adım yol alamamış yerleşimler var. Bence halk da çok etkili. Yani istekli, gelişime açık ayak uydurabilen bir topluluksa ve başkanda kararlı ise, halkın desteğini alıyorsa ancak o zaman güzel şeyler çıkabiliyor. Beypazarıda, amasrada böyle olmuştur.
 Adım başı cafe, restoran var. hepsi dolu. Hoş dükkanlar, mekanlar. Merkez yürüme mesafesinde. Her şey elinin altında. Sanırım böyle bir yazıyı daha öncede Alanya için yazmıştım. Biri yaz yerleşimi, Akdeniz iklimi hakim. Diğeri kış yerleşimi, karasal iklim hakim. Yani hep iklimler öne sürülür ya gelişim için. kuzey Avrupa ülkelerine bakın. Norveç, İsveç en gelişmiş, en modern şehirlere sahiptirler. Gençler dışarda. Eğlence ve enerji var…hayat hızlı akıyor…
Gidipte Çibörek yemeden dönülür mü? Eskişehir çibörekçisi meşhur ve güzel. Yemeden dönmeyin…Kalınabilecek yerler: Büyükşehir belediyesinin Konuk evinde kaldık. Ankara’da kahvaltı parasına hem kalıp, hem geziyorsunuz…otel çok şirin butik otel gibiydi. Sıcaktı, temizdi. Çok memnun kaldık tavsiye ederim. herkese açık. Bahçede Atatürk büstü var. o kadar hoş, güzeldi ki. Altında belediye başkanının yaptığı yazıyordu. Şaşırdım. Ne kadar yetenekli, başarılı bir çalışmaydı. Sonradan öğrendim ki belediye başkanı bu konuda uzmanmış, Atatürk heykelleri yapıyormuş. Ayrıca Ali Güven Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Uygulama Oteli varmış kalmak için. Yeni açılmış. Tavsiye ettiler, güzelmiş.http://www.agaotml.k12.tr/otel/lobimiz.php
büyükşehirin sitesini ziyaret edin. http://www.eskisehir-bld.gov.tr/ adresine girip birkaç saniye çıkan resimlere bakın. Anlattıklarımı orada görebilirsiniz.
Devamını Okuyun...

yeni tatil anlayışları

Bebeğinizle ilk tatile gitmekten sakın korkmayın. Bebeğinizin çok küçük olduğunu düşünmeyin. bende çıkarken çok endişeliydim. nasıl yapacağım, ne yedireceğim diye. fakat korktuğum gibi olmadı. Bakın yabancılara yenidoğanlarla yurtdışına çıkıyorlar. Hem de boy boy çocuklarıyla birlikte. Bazı tanıdıklarım çocukları 3 yaşına gelene kadar bir yere gitmiyor. ama bence çok fazla bir erteleme. Nasıl alıştırırsanız öyle gidiyor. Tabii zorlukları var. ama değişik bir ortam kişiyede iyi geliyor. Yoksa çok bunalırsınız. en büyük eziyeti çok fazla yanınızda malzeme götürmeniz. gerekli gereksiz herşeyi 3-5 günlük tatilde olsa lazım olabilir diye taşıyorsunuz. fakat şimdi birçok otel ve tatil köylerinde bebeklere yönelik hizmet veriyorlar. en azından gitmeden önce otelde ne gibi hizmetler olduğunu öğrenin. Mesela bazıları onlara göre yemek hazırlıyor, bakıcılar var, bebek arabaları var. zor değil gerçekten....
benim tatil anlayışımda değişti.çınardan ayrılıp yurtdışına falan gidemiyorum. henüz birkaç günde olsa ondan ayrılmaya hazır değilim. domuz gribi salgını böylesine yoğunken onunla uzaklara gitmek zor. kış tatilleride güzel. kayak yapmak isterim. ben artık öyle eğlence ve deniz ağırlıklı tatiller yerine doğayla baş başa olduğum, bolca uyuyabildiğim, yürüyüşler yapabildiğim, doğal ürünler toplayabilip yiyebileceğim, dinleneceğim tatiller yapmak istiyorum. Eskiden deniz isterdim, hareket isterdim. Tatil anlayışı artık dünyada da türkiyede de değişiyor. Doğa ve tarım turizmleri yayılmaya başladı ve benimde ilgimi çekiyor.


Ayrıca safari turları yeni moda trend. Gidenler bayılıyor. Çok güzel ve farklıymış. Ayşe armanda geçenlerde bir çekim için gittiğini ve çok beğendiğini yazıp anlatmıştı. Benim bir tanıdığımda çok önerdi. Hatta iş dünyasında çok modaymış. İş adamları oralara gidip vahşi doğayı fotoğraflıyorlarmış…sergi bile açanlar oluyormuş.
yurtdışı özel günler turları var birde. almanya'da geçenlerde kutlanan bira festivali gibi. Yani her ülkede kutlanan özel günlere, şenliklere, karnavallara turlar düzenleniyor. bende meraklıyım farklı kültürlere, yaşantı, gelenek ve göreneklere. Artık korunan kültürler, yöresel yemek ve tatlar moda…
ev değişimi yaparak bedava tatilden daha önce bahsetmiştim. Bu da çok cazip. En cazip tarafı bedava olması değil mi?sanırım sadece kalma parasıdır bedava olan...evlerinizi değiş-tokuş yapıyorsunuz…
tabii organik tarım yapan çiftlikleri, ekolojik otelleri, çevreye duyarlı tatil olanaklarını unutmayalım...
herkese bol keyifli tatiller dileğiyle…bayram ve şubat tatili de yaklaşmışken…
Devamını Okuyun...

bebek bakıcısı

İşe başlayacaksanız ya da yanınıza yardımcı alacaksanız en önemli konumuz bebek bakıcıları. Bebeğinize bakıcı şeçme işi biraz şans sanırım. İyi de çıkabilir, kötü de?peki
1.Yatılı bakıcımı, yoksa günlükmü?
2.Türk mü yabancımı?
3.Tanıdık birimi yabancı birimi?
Bakıcı seçerken bence 3 önemli soru. Hepsinin kendi içinde avantaj ve dezavantajları var. yani birinde bir şey olumlu olup diğerinde olumsuz oluyor. Burada kararı kendi hayat şartlarınız ve imkanlarınız ölçüsünde siz vereceksiniz.
tabii en önemli unsur bebeğimizin emin ellerde olmasını bilmek. Yani güven. Gözünüz arkada kalmayacak… Tabii üçüncüsü de ücret. Ama herhalde her şey dört dörtlükde olsa yine de onları bırakıp işe gitmek çok zor değilmi?
1. ve 2. maddeler zaten birbiri ile örtüşüyor. Çünkü yerlilerden pek yatılı kalmak isteyen yok. Normal mesai gibi çalışıp evine dönmek istiyorlar akşamları. Eğer eviniz büyük ve uygunsa, birde daha ekonomik olmasını istiyorsanız ve bebeğinizinde biraz farklı bir dil duymasını herhalde yabancı birine baktırmayı tercih edersiniz. Birde geceleri de sizede yardımcı olması bir avantaj tabii. Yabancı bakıcılarda kültür farklılığın verdiği zorluklarda var tabii. Arkadaşlarımdan biliyorum her şeyi söylemek, istemek gerekiyormuş. Yani kendi kendine pek bir şey yapmıyorlarmış. Makine gibi komutu vericen yoksa olmuyor. Gazetede yabancı bakıcılarla ilgili türlü hikayelerde okumuştum. Çok garip şeylerle karşılaşmanızda mümkün. Tamamen iyi birilerine rastlamanız şans bence.
Ama benim gibi eviniz müsait değilse mecbur yerli biri bulacaksınız. Tanıdık mı yabancı birimi sorusunun cevabını da olumlu olumsuz faktörler şeklinde ele alabiliriz. Tanıdık olması içinizin rahat olması bakımından iyi. Yani en önemli şey olan güven var burada. Ama bir taraftan da tanıdık olmasından dolayı her şeyi söyleyememe, isteyememe durumları oluyor. Beğenmediklerinizi rahat dile getiremiyorsunuz. Tabii birde alışma dönemi var her iki tarafın birbirini tanıyıp alışması. Senin evdeki düzenini ve alışkanlıklarını öğrenmesi gerekiyor.
Yabancı birinde de güven sorunu yaşanabilir. Ama onada her şeyi rahatlıkla söyleyip isteyebilirsiniz. Tabii bu çokmu önemli bilemiyorum. Yani söylemek önemli mi yapılıp yapılmaması önemli. Tamam deyip yapmıyorsa bu daha büyük sorun. Güven çok önemli kesinlikle. Sürekli bakıcı değiştirmek de çocuk için hiç sağlıklı değil biliyorsunuz.
Tabii belki en arzu edileni anneanne ve babaanne gibi 1. derece akrabaların bakmasıdır. Ben annemi zora sokmak istemedim, açıkçası bakmaya müsait sağlığı da yok. Zaten her başımız sıkıştığında ona koşuyoruz. Sürekli bakması hele de bu zamane çocuklarına zor tabii. Yıpratıcı ve yorucu. babaannemiz zaten burada değil. Bununda sakıncaları olduğu yazılıyor ama sanırım yinede en doğrusu. Ben çocuk bakımı konusunda şanslıyım tanıdık bir arkadaşım bakıyor çınara. İçim çok rahat birbirlerini çok seviyorlar.
Sürekli bakıcı haricinde bence önemli bir ihtiyaçta saatlik bakıcılar. Mesela akşama sinemaya gitmek istiyorum. Birkaç saatliğine bebeğimi emin ellere bırakıp şöyle nefes alacağım. Böyle bir hizmet maalesef ülkemizde profesyonel halde sunulmuyor. Oysa ki bu yurtdışında özellikle amerikada çok yaygın. Saatlik ücret karşılığında özellikle okuyan lise ve üniversite kız öğrencilere baktırıyorlar. “babysitter yada Nanny” deniliyor bakanlara. Eltim mahallelerinde tanıdık arkadaşlarının kızlarına baktırıyor mesela. Yani bu iş için iyi örgütlenme şart. İlk önce çevremize, arkadaşlarımıza sorabiliriz tavsiye edebilecekleri, güvenilir müsait biri var mı diye. Hem kız öğrenciler için iyi, maddi gelir sağlar. Hem de bizim için. bakalım bu ne zaman yayılır türkiyede.Tabii bu kadar güvensiz bir ortamda bizim için çok zor. Annem olmasa ne yapardım bilmiyorum. Ama hiç kimsesi yakını olmayan bir sürü insan var. onlar ne yapıyor?
bebek ya da çocuk insanın elini kolunu bağlıyor. hayatınız artık ona endexli. güzel bir düzen kurmanız ve iyi bakıcılara rastlamanız dileğiyle...
Devamını Okuyun...

tv seyrettirme


Çınarla ilgili en büyük sorunlarım tv izlemesi ve tatlıyı çok sevmesi. Bu iki şey, yapılan araştırmalara göre çocuğu saldırgan yapıyormuş. Bu durumda Çınar’ın saldırgan olması kaçınılmaz. Tatlı konusunu daha önce yazmıştım. Şimdi tv izlemekten bahsetmek istiyorum.
Gerçi buraya okuduklarımı, alıntıları yazıyorum da uygulayabiliyor musun derseniz. Elimden geldiğince çalışıyorum. Ama bazı konularda hiç başarılı olduğum söylenemez. Yani ilk yazılarımdan birinde yazmıştım. Her çocuk kendine özel, çocukları bir şeylere uydurmak çok zor. Siz ona göre bir düzen kuracaksınız. Yoksa olmuyor öyle ordan buradan duymayla, okumayla. Tabii doğruları bilipte uygulayamamak da çok üzücü.
Benim en büyük sorunum zaman geçirme. Maalesef yapacak bir şey bulamayıp, sıkıldığımızda tek çaremiz televizyon oluyor. Günde 2-3 saat izliyoruz maalesef. Özellikle sabah 5-6 da kalkınca televizyondan başka alternatif kalmıyor. Bende henüz ayılamadığımdan o izlerken yanında yatıyorum. Çok rahatsız oluyorum zaten öyle bir izliyorki hipnotize olmuş gibi. Dikkatlice oraya bakıyor. Tabiyki hep çizgi film ya da cd izletiyorum ona çok dikkat ediyorum başka bir şey seyretmemesine. Akşamları da 5 saat nasıl geçiyor?(5’den 10’a kadar) Oyun oyna, resim yap nereye kadar. Ayrıca ev işleri de oluyor, yemek yapmak en önemli ve atlanmaması gereken bir durum. Biz kendimiz olsa önemsemeyeceğim de çınar olunca sağlıklı beslensin diye düzgün yemek yapmaya çalışıyorum. Nasıl çözüyorsunuz bu zaman geçirmeyi? Gerçi 2 yaşına kadar dikkat ettik pek izlettirmedik. Ama son birkaç aydır kendi de izlemek istiyor artık.
“ABD'deki bir araştırma, fazla televizyon seyretmenin özellikle bebeklik çağından yeni çıkmış çocuklarda (3 yaş civarı) saldırgan kişilik oluşmasına yol açabileceğini ortaya koydu. Araştırmada, Amerikan Pediyatri Akademisi tarafından 2 yaş ve altındaki çocuklara televizyon seyrettirilmemesi, daha büyüklerin ise günde en fazla iki saat seyretmeleri yönündeki önerisine de işaret edilerek, çocukların kişisel gelişimlerinde yararlı olacak okuma ve oyun oynamak gibi etkinlikler yerine televizyon seyretmelerinin genel olarak kişisel gelişmelerini de olumsuz etkilediği kaydedildi.”
The Journal of Pediatrics’ dergisinde yayımlanana habere göre; “….8-16 aylık bebeklerden bu tarz yayınları izleyenler, izlemeyen akranlarına göre 6-8 kelime daha az bir kelime dağarcığına sahipler. 17-24 aylık bebeklerde ise izleyenler ve izlemeyenler arasında bir fark saptanmamış…..”
Konuşma ve kelime haznesine zararlı diyorlar. Gecikmeye neden olabilirmiş. Çınarda böyle bir sorunumuz olmadı Allahtan. 2 yaşına girmeden başladı konuşmaya. Şimdi 25. ayımızdayız ve her şeyi söylüyor tam konuşuyor yani.
Ayrıca gazetede okuduğum başka bir haberde disney’in 3 yaş altı için çıkardığı eğitici cd’ler mesela Einstein cd’leri geri toplanıyor paraları da iade ediliyormuş. Mahkeme böyle bir karar almış sanki sadece bu firma mı var. 3 yaş altı için eğitici cd diye dünya kadar cd satılıyor. Çınara dahi cd setini almıştık mesela. Hani şu sağ ve sol beyni geliştiren cd’ler. Ve hiç izlemedik, sevmedi. Bir sürü para veripte hiç kullanmadığımız şeydir. Çınarın hiç ilgisini çekmedi açıkçası. gerçi çoğu materyalde 3 yaş ve yukarısı şeklinde uyarı var. ama alınıyor işte. Amerika bu kadar araştırma yapıp yasaklıyor her şeyi de eltimler orda oturuyor ve tv izlettiriyor. En az çınara izlettirdiğim kadar. Ne yapacaksın mecbur kalınca yapıyorsun tabii.
Herkese bol televizyonsuz günler diliyorum…ve hiç tv açmıyoruz deyip de yapabilenleri tebrik ediyorum….
Devamını Okuyun...

Dönemsel farklılıklar


Dönem dönem sürekli değişiyor, ay ay farklılaşıyorlar. Bazı durumları yaşadığı fiziksel şartlardan da kaynaklanabiliyor (diş çıkarma, hastalık vb) bazıları da ay özelliklerinden (dönemsel). aklıma gelen değişkenlik yaşadığım şeyler:
Tv izleyip izlememe: Bazı yerlerde okuyorum anneler hiç izlemiyor ilgisini çekmiyor diyorlar. Bu çocuğa göre değişiyormu bilmiyorum ama çınarında bir dönem hiç ilgisini çekmiyordu televizyon. Ama son birkaç aydır günde birkaç saat izlemek istiyor, açmazsak ağlıyor. (bu konuyu ayrıca yazacağım)
Oyuncaklarıyla oynayıp oynamama: Bu da dönemsel .kimi aylarda oyuncakları yerine evdeki alet-zırzavatlar, tencere-tavalar ilgisini çekiyordu. Kimi aylar oyuncaklarıyla epey oynamıştı. Şimdi de farklı aktiviteler, atlamak, zıplamak daha çok hoşuna gidiyor.
Yemek yiyip yememe: 1 yaşına kadar iyiydi. Ama son 1 yıldır bir yiyor, bir yemiyor. 30 aya kadar doktoru yer-yemez demişti zaten.
Ağzına her şeyi götürmesi: Ne kadar endişeleniyordum. Mikrop kapıyor, ya da ağzına aldığı şey ne kadar sağlıklı (boyası vs.) diye. O da bir süreçmiş. 2 yaşına kadar nerdeyse her ay faklı şeyler yaşamışız... Oyuncak ya da eşyalarını paylaşma: "benim" dönemine girince her şey onun oluyor. Kimseyle paylaşmak istemiyor. Ondan önce böyle bir şeyimiz hiç yoktu. Halen devam ediyor  her şeyi kıymetli şimdilik.
Uyuyup uyumama: bu da yemek yeme gibi. Bazen iyi, bazen kötü. Çınar uykuyu seven bir çocuk. Ama tabii kabuslar, diş çıkarma, ateş, hastalık gibi durumlarda düzenimiz değişiyor. Bir ara geceleri sürekli uyanıyordu neyse ki şimdi iyiyiz.
Sıcakkanlı/soğuk: Bir dönem çok cana yakındı. Herkese gidip sarılıp öpüyordu. Bir dönem çok yabani oldu. yabancı birini görse ağlamaya başlıyordu kaldı ki kucağına gitsin. Böyle bir sıcakkanlı bir soğuk oluyoruz. Şimdi yine sıcak günlerindeyiz. Herkese sarılıyor öpüyor. Çok sevimli tatlı.
Saçları: Çınar saçlı doğmuştu. Ama zamanla özellikle yatarken saçlarının değdiği arka tarafı tamamen döküldü. Sonra yeniden çıktı tabii. Erkek çocuklarında 3-4 yaşına kadar uzun saça bayılıyorum. Çok tatlı oluyorlar. Özellikle saçları düzse. Çınarında uzatmak istedim. Ama her defasında bir şey çıktı ve kestirmek zorunda kaldık. Oğlumun saçları kıvırcık ve kabarık olduğu için şekle de girmiyor. Bonus kafa oluyor. Saç baş birbirine karışıyor. Birkaç kere kestirdik saçını. İlk kez ben kestim. Sonra makbule teyzesi. Sonra bayan kuaförü. Sonra erkek kuaförü. Yaklaşık 4-5 kere kestirmişiz. Uzun saç iyi de yazın terleyince sorun oluyor tabii. Saçları gürleşsin çoğalsın diye sıfıra vurdurmak fikrine pek sıcak bakmıyorum doğrusu.
*Bir dönem süt içirirken kulaklarınla oynardı. Bir dönem ayak parmaklarını ağzına alıp emiyordu. Komik ve güzel anı oldu hepsi. Resimlerine bakınca hatırlıyorum.
çocuklarınızla sürekli değişen yeni keşiflere doğru yol almanız dileğiyle...
Devamını Okuyun...

ilginç ve farklı


Mikrodalga vazo
Kent yaşamı her zaman koşuşturmayla geçiyor. Gerek kendimize ayırdığımız zamanın kısıtlılığı gerekse yetiştirmemiz gereken işler bizi kimi zaman bunaltıyor.Tasarımcılar kent insanın zamanını verimli kullanması için çeşitli ürünler geliştiriyorlar. Mikrodalga vazo da bu tasarımlardan biri. Bu şık görünüşlü aygıt aslında bir vazo değil bir fırın.Vakti az olan insanlar için düşünülen bu vazo, masaya gelen yiyecek ve içeçeklerin ısıtılmasına yarıyor.Aletin üzerinde bulunan saat yemeğinizi ne kadar süreyle ısıtacağınızı ayarlamaya yarıyor. Vazonun tepesinde bulunan yaprak biçimli bölümde aslında bir lamba bulunuyor.Bu lamba ısıtma işlemi başladığında yanıyor ve söndüğünde yemeğinizin ısınmış olduğunu anlıyorsunuz. Bu aleti kullanılmadığı zamanlardaysa şık bir vazo gibi iç dekorasyon amacıyla düşünmek mümkün. Hayatın içinde küçük ama hoş bir teknolojik detay olarak düşünebileceğimiz bu ürün, aslında teknolojik gelişmelerin ne denli estetik olarak da kullanılabileceğini de bize gösteriyor.
Kuşlarla uçmak…
600 euroya kazlarla uçuş başlık..nasıl ama ilginç değilmi?moullec adında çılgın bir Fransız çevreci bunu yapan. Hedefi kuşların göç yollarını değiştirip kuşları avrupada’ki daha güvenli bölgelere indirmekmiş. 12 kazıyla gösteri uçuşları yapıyormuş heryerde. 600 euro bağışlarsanız size teşekkür plaketi gönderiyormuş. Bu paralarla da beş yılda 500 kuşa hollandaya uçmasını öğretecekmiş. Kuşları eğitip kendi istediği bölgelere göç yapmasını sağlıyormuş. Henüz türkiyeye gelmemiş. Gelsede bizim gölbaşında nesli tükenen kuşlarımızın ne halde olduğunu görse.. Millet nelerle uğraşıyor….

bu da bilgisayar kasası.... nasıl ama?
farklı web adresleri:
Ünlülerden tebrik var
Gercekten.com ünlülerle hayranlarını internette buluşturan bir site. Genel müdürü Erdal Boşkuş, Gercekten.com'un bir fan sitesi olmadığını anlatıyor: "Hayranı olduğunuz ünlü sitemizde kayıtlıysa seçiyorsunuz, onun sizin için seslendirmesini istediğiniz mesajınızı yazıyorsunuz. Ve hatıra ürününü seçiyorsunuz. Örneğin oğlunuz bir futbolcunun hayranı. O futbolcudan oğlunuzun doğum gününü kutlamasını istiyorsunuz. Ve siteden bir top alıyorsunuz. Bu top ünlü futbolcunun oğlunuz için 'Doğum günü kutlu olsun,' dediği videoyla birlikte geliyor."
Sunumax.com Site içinde yürüyebilen karakterler yaratıyorlar. Yani bunlar bir çeşit canlı reklam. İki kardeş bu siteyi kurmuşlar, oldukça iyi de para kazanıyorlar. Sadık Kocabaşa hizmetlerini şöyle anlatıyor: "Web sayfası olan firmalar, halihazırdaki sayfalarına online temsilci, online satıcı, yardım asistanı ekliyorlar. Migros'ta ürünleri tanıtan Ramazan davulcusu vardı. Seda Sayan bir zayıflama hapını tanıttı... Sabancı.com'da Güler Sabancı dolaşıyor. Televizyonda reklam vermek çok maliyetli. Bu, onlara göre çok ucuz."
Markalara öneriler
Ideshot.com büyük markalarla tüketicileri buluşturan bir site. Metin Kahraman ve Harun Pekşen, tüketicilerin aldıkları ürün ve hizmetlerle ilgili yenilikçi fikir ve önerilerini toplayıp markalara ileten ve bu sayede karşılıklı ileşitimi güçlendirmeyi hedeşeyen bir model kurdular. Kısa bir süre önce hizmet vermeye başlayan ideshot.com, üyelik sistemiyle çalışıyor; üyeler sitedeki markalara önerilerde bulunuyorlar. Örneğin Starbucks'a çok sık gidiyorsunuz ama kâğıt bardaklarından memnun değilsiniz. Bunu siteye yazarak, firmaya iletme şansınız oluyor.
http://www.myheritage.com.tr/.... Soy ağacı programı. Siz çıkardınızmı?
Devamını Okuyun...

rahatlamak için farklı yöntem ve kitaplar

Yazacaklarımın hepsi bizi daha pozitif yapma, hayata olumlu yaklaşıp stresimizi azaltmayı hedeflemiş kitaplar ya da yöntemlerle ilgili.İnsanlığın mutlu olması için yeni kavramlar ortaya çıkıyor hergün. Bazıları eski, mesela yoga ama türkiyede son yıllarda moda oldu, yayılmaya başladı. alernatif tıptan tutunda, bitkisel yada tamamlayıcı tedavilerden, müzikle terapilerden, düşünce gücüyle tedaviye kadar her şey bizim için. Uzakdoğu felsefeleri yoga, meditasyon vb. detokslar, anti aging ve spa’lar neler neler. Günümüz sıkça gündemde olan teknikler bunlar. Nefes terapileri, reiki ve Bioenerji, Nlp, Kuantum gücü, Sofizm gibi kavramlar öne çıkmaya başladı. bunların hepsi tek başına bir konu. ben çıkan yazıları takip edip okuyorum. bazılarını katıldım, bazılarıyla ilgili kitapları okudum. şimdi hepsine tek tek değinmeyeceğim. yoksa çok uzun sürer. zaten merak ettiklerimize internetten ulaşıp,okuyabiliriz.
özellikle kuantum gücü ilgimi çekiyor. bioenerjiyi yapmıştım ama devam ettiremedim. bunları devam ettirip, hayatınızın içine sürekli katmanız gerekiyor. yoksa birkaç kere yapıp bırakmak işe yaramıyor. Benimde okumadığım ve denemediğim az şey kaldı. bunların hepsi iç içe geçmiş, birbirleriyle ilişkili kavramlar. Yogaya kaç senedir gidiyorum. Hocanın iyi olması çok önemli. Yoksa anlamlı olmuyor. Felsefesinden çok ağrı tedavisi, kaslarımı kullanmak adına yapıyorum. Yani bir nevi spor olarak bakıyorum.
Fheng şui ilkeleri vardı bir dönem, evini bile ona göre dekorasyon etmeye başlamıştı insanlar.
Peki hayatta şansa, tesadüfe ya da eksinin eksiyi, artının artıyı çektiğine inanıyor mu sunuz?yoksa çok kaderci misiniz? Ben kararsızım. Düşünce gücüne, pozitif enerjiye inanıyorum. Ama kaderciyim birazda.
Bazı özel şirketler çalışan elemanlarının performanslarını arttırmak amaçlı bu teknikleri kullanıyor.
En çok satan kitaplar listesinde şu anda Olasılıksız var. henüz okuyamadım. geçen senelerde secret vardı. birkaç sene önce %100 düşünce gücü kitabı meşhurdu halada gündemde. Hep aynı tür kitaplar…Her şey seninle başlar, tibetin gençlik pınarı okuduklarım arasında. Eskiden eric from’un “sevmek”gibi kitaplarını, leo buscaglia, doğan cüceloğlu okurdum. Bir zamanlar da onlar modaydı. Kişisel gelişim kitaplarıydı. bu konular hep ilgimi çekti. Psikolog falan olmalıymışım ben.
Siz hangilerini okudunuz, hangi yöntemleri denediniz? Bu hayat şartlarının için de kendimizi rahatlatmak adına her şeyi deniyoruz.
Özetle sizde deneyin. Farklı deneyimler bir şey kaybettirmiyor. Belki biri size çok iyi gelebilir. sonuçta hepsi bizim için…
Devamını Okuyun...

müzikle terapi

Bir sonraki yazımda insanı rahatlatan yöntemlerden bahsediyorum. Bu da bir örnek…
TÜMATA (MÜZİKLE TERAPİ GRUBU)
NOTALARI HİSSET AĞRIYI UNUT!
Türk Müziğiyle Hareket Tedavisi Geleneği ENAD ve TÜMATA işbirliği ile devam ediyor. Müziğin şifa veren gücü binlerce yıl önce keşfedildi. Müzikle terapi, tıbbi tedavilere destek sağlamanın yanısıra dinleyende huzur ve mutluluk gibi duyguların canlanmasına da yol açıyor.
HANGİ MAKAM NEYE İYİ GELİYOR?
Rast: Başa, göze ve kaslara etkisi var. Spastik ve Otistik çocukların tedavisinde destek amacıyla kullanılıyor.
Rehavi: Omuz ve Baş ağrısı olanlara, ruhsal sorun yaşayanlara iyi geliyor.
Hüseyni: Karaciğer, kalp ve mide ile ilgili problem yaşayanlara iyi geliyor.
Nihavent: Dinleyenlerde kuvvet ve barış duygusu uyandırıyor.
Acemaşiran: Gevşemeye yardımcı olur kadınlarda doğumu kolaylaştırır.
Uşşak: Kalp ve tansiyon hastalarını stresten uzaklaştırıyor.
Saba: Cesaret, Kuvvet ve rahatlık hissi uyandırıyor.
Neva: Üzüntüyü gideriyor.
Irak: Korkuları gideriyor. Nevrotik hastaları tedavi edici etkisi var.
Zengüle: Hayal dünyasını geliştiriyor ve uyku veriyor.
daha önce bebeklerle ilgili yazılarımda da müziğin faydalarından bahsetmiştim hep. çınarı halen uyurken müzik açıyorum. üflemeli çalgılar çok dinlendirici. size de çocuğunuzada bol müzikli günler dilerim....
Devamını Okuyun...

ankarada hafta sonu

Hafta sonu oğluşumla bir gün ama iki gece ayrı kalıp kendimi okumaya ve yazmaya verdim. Tabii biraz da alışverişe. İyi geldi arada değişiklik iyi oluyor. İnsanın kendine özel vakit ayırması gerekli. dün ayın 15 idi ve bazı mağazalar 15’lerinde %50’lere varan indirim yapıyor. Bende indirimli ürünlerden birkaç ihtiyacımı alayım diye yola düştüm. Yeni avm’leri yazmıştım gittim gördüm ve gezdim. Ama pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ben yine panorayı tercih ettim. Hem alıştım evimede çok yakın. Her şeyde var. mimariside güzel, ferah.
Ayrıca hafta sonu sitelerde yeni yapılan evlere baktık. Artık sitelerde komple her şeyin sunulduğu yaşam alanları moda. Yani öyle bireysel müteahitin yaptığı konutlar out. Bu sitelerde size her şey sunuluyor. Spor komplekslerinden, sinema salonlarına, güvenlikten, parkına kadar her şeyi düşünmüşler. Tabii hoş güzel ve çok fazlaca var. hummalı bir yapılaşma sözkonusu. Ama fiyatlarını hiç sormayın…bana uçuk geliyorda müşterisi de çok. En ufak ve ucuzu(cephe ve kata görede değişiyor) 300’den başlıyor, 1 trilyona kadar gidiyor. Ortalama bir daire 500 civarı. Bilmiyorum ki ne alıyoruz? paramız olsa bir eve bu kadar paraya değer mi?amerikada bile 100bin dolara bahçeli ev veriyorlar. sonuçta ortalama 150m2 apartman dairesi. “Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş” gibi oldu belki)) güzeller tabii, param çokkkkk olsa almak isterdim tabii. Ama kriz var falan bahane evler şahane.
Alışveriş yaptım. Yine ayakkabıcım Charles-keith ucuzluğundan ucuza ayakkabı ve çanta aldım. Çınara imagiriumdan makas, suda yüzen balıkçı ve tekne ve silinice çıkan su bazlı boya kalemi aldım. Artık evde olduğumuz için oyalanacak bir sürü şey yaratmaya çalışıyorum. Geçende etiketler almıştım yapıştırıp duyordu her yere. Tüneli vardı unutmuşuz anneannesindeydi. Onuda getirdik. Televizyon izlemesinde ne yaparsa yapsın. Birde emziği bıraktığımızdan sürekli atıştıracak bir şey istiyor. Sigara tiryakileri gibi. Sürekli bişey istiyom diyor bu bişeyde çikolata ya da şeker oluyor. Zaten beni en zorlayan iki şeyimiz bu tv ve tatlılar…tabii anneannede bunlar sınırsız her şeye evet deniliyor. Ve beni hiç aramamış haftasonu.
Birkaç haftadır gazetemi değiştirdim. gerçi hafta içi internetten dijital olarak çoğu gazeteye bakıp okuyorum. Ama hafta sonu gibi olmuyor tabii. Hafta sonu gazetenin içine giriyorum bayılıyorum. Keşke şöyle saatlerim bol olsada tüm köşe yazarlarını okuyabilsem. Şimdi hafta sonları habertürk alıyorum ve okuyacak çok şey buluyorum. Dolu dolu. Hürriyette reklam çoktu ve son zamanlarda okuyacak çok şey bulamıyordum. Artık ayşe armanıda internetten takip ediyorum. habertürk’te elif şafağın yazılarını kaçırmıyorum.
Aç sınıfın laneti diye devlet tiyatrolarından bir oyuna gittik. Kötü ve sıkıcıydı maalesef. Her zaman her şey güzel olmuyor. Ama hoşuma gitmeyen şeyler için zaman kaybetmeyide hiç sevmiyorum.
Devamını Okuyun...

zamanla yarışan kadınlar

Son zamanlarda benim de sürekli dilimdeydi. Keşke benden birkaç tane olsa en azından 1 tane daha diyordum. Biri çocuğumla ilgilense diğeri tüm işlerle başa çıkabilir diye hayıflanıyordum. Çünkü çınarı ihmal etmek hiç istemediğim birşey.ama her şeye nasıl yetişebilirim ki?işyerinde bile söyleniyordum benden şöyle birkaç tane olsaydı, klonlasak ne güzel olur diyordum. Bu kadar lafın üstüne bu yazı cuk diye oturdu. Tam beni anlatan bir yazı yazmış elif şafak. Tabii sadece beni değil çoğu çalışan bayanı, bir şeyler yapmak isteyen, araştırıp, okuyan, yazan bayanların hepsinin ortak sorununu. sitemde bugüne kadar yazılarımda bolca bahsettiğim bir konu bu zaten kadın olmak işte... yazıyı aynen koyuyorum:
“Yap-boz 'puzzle' gibi bazı kadınların hayatı. Parçalar bir bütüne tamamlanıyor elbet ama parçalı kalma hali hiç değişmiyor. Bazen kendimi aynı anda havada sekiz top çevirmeye çalışan bir akrobat gibi hissediyorum. Öyle zamanlar oluyor ki toplar uyum içinde dönüyor, muazzam bir dengede, ahenkle. "Vay be," diyorum kendi kendime, "aynı anda ne çok iş yapabiliyorum". Öyle zamanlar oluyor ki bütün toplar sözleşmiş gibi çıkıyor yörüngeden, hepsi paldır küldür kafama iniyor. Hiçbir şey beceremiyorum. Hiçbir şeyi tam yapamıyorum.
Sabahın bir saati evden çıkmışım. Yapacak o kadar çok iş var ki, nereden başlayacağımı kestiremiyorum. Gün yirmi dört saat değil, otuz altı saat olsa keşke. Sakız gibi sündürebilsek ellerimizde. Evin işleri, seyahatler, çocukların koşturmacası, biriken emailler, edilecek telefonlar, imza günleri, okuma etkinlikleri, önceden verilmiş sözler, sorumluluklar, randevular ve özgürce yazı yazmak arasında bölünmüşüm gene. Kendimden en az altı adet klonlamak istiyorum. Sonra her birimizi bir başka yöne gönderirim. Birimiz çocuklara bakarken, birimiz roman yazar; birimiz yurtdışında edebiyat festivallerine katılırken, birimiz süpermarkette domates, portakal seçer. En "sıradan" gibi görünen işleri de, en "sanatsal" gibi görünenleri de yan yana yürütürüz böylelikle. Anneme sitem dolu bir mesaj yolluyorum cep telefonundan, "Altız doğursaydın ya beni!" Kadıncağızdan gelen mesaj şöyle: "Senden altız doğursaydım, altı kat hızlı yaşlanırdım." Ardından bir mesaj da Eyüp'e yolluyorum. "Gene yetişemiyorum hiçbir işe. Altız olsaydım fena mı olurdu?" Eyüp'den gelen cevap iki kelime: "Allah korusun."
Yap-boz 'puzzle' gibi bazı kadınların hayatı. Parçalar bir bütüne tamamlanıyor elbet ama parçalı kalma hali hiç değişmiyor. Bazen kendimi aynı anda havada sekiz top çevirmeye çalışan bir akrobat gibi hissediyorum. Öyle zamanlar oluyor ki toplar uyum içinde dönüyor, muazzam bir dengede, ahenkle. "Vay be," diyorum kendi kendime, "aynı anda ne çok iş yapabiliyorum". Öyle zamanlar oluyor ki bütün toplar sözleşmiş gibi çıkıyor yörüngeden, hepsi paldır küldür kafama iniyor. Hiçbir şey beceremiyorum. Hiçbir şeyi tam yapamıyorum.
Aynı anda birden fazla yere yetişme, birden fazla insan olma hallerini erkekler tam olarak bilmiyor. Kadınlara has bir meziyet bu. Hem meziyet hem eziyet. En çok kadınlar bölünüyor. İş, ev, aile, birey, toplum... arasında. Kadın, çok kazanan bir iş kadını da olsa, daha mütevazı şartlarda yaşayan bir memur da olsa aynı bölünmüşlük duygusunu taşıyor içinde. İşteyken aklımız evde, evdeyken aklımız işte. Sofraya konan yemeğin kalitesinden, dolapta diyet kola olup olmamasından kendimizi sorumlu tutuyoruz. Kadınlık karnelerimiz ellerimizde, habire kendimize not veriyoruz. Üstelik notumuz da kıt. "Evi çekip çevirme: Orta. Temizlik ve Titizlik: Orta. Düzenli ve Planlama Olma: Kırık."
Bütün gün dışarda çalışsak da bu "evcimen sorumluluk duygusu" değişmiyor nedense. Üstelik ev işleri o kadar "görünmez" faaliyetler ki, siz saatlerce çalışıp didinebilirsiniz, her şeye yetişmek için ter dökebilirsiniz, gene de akşam eşinizin gözüne bütün gün hiçbir şey yapmamış gibi görünebilirsiniz. Ne ikramiyesi var ev işlerinin, ne fazla mesaisi. Ne bonus biriktiriyorsunuz, ne bir yere işleniyor fazla puanlarınız. Miles & Miles kartı yok ev kadınlığının. Senelerce durmadan çalışsanız bile, hiçbir yere bedava uçurmuyorlar ödül olsun diye.
Zaman yetmiyor bize. Adeta koşarcasına, bir yangından kendimizi kaçırırcasına, telaşla yaşıyoruz bazen. Aynı anda birden fazla kimliğe bürünüyoruz. Kadınların bir günü erkeklerin üç gününe denk belki de. Biz bir güne üç günün işini sıkıştırıyoruz. Bu yüzden onlardan daha çabuk yaşlanıyoruz. Hiçbir kırışıklık kremi, hiçbir botoks yetmiyor kadınların bölünmüşlüğünü düzeltmeye...
Ahmet Hamdi Tanpmar Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde Doğu ile Batı'nın "eşyaya ve zamana tasarruf etme" tarzlarının farklı olduğunu söyler. Belki de bu hususta sadece Şark ile Garp arasında değil, erkek ile kadın arasında da derin farklar var. Zaman tek bir kelime ama tek bir şekilde yaşanmıyor işte. "Zaman" başka, "vakit" başka, "an" başka, "dem" başka, "dehr" başka. Halbuki biz unutuyoruz bu ayrımları. Zamana odaklanmaktan "an"ı yaşamaya fırsat bulamıyoruz ki. Hayatımız ya geleceği planlamakla geçiyor, ya geçmişi hatırlamakla. En az yaşadığımız hakikat, "şu an"ın hakikatidir aslında. Bir kapısı geçmişe, bir kapısı geleceğe açılan "an"ın ismi ise "dem". İçinde önceki ve sonraki zamanın olasılıklarını taşıyor. Bu yüzden dervişler tekrar eder durmadan, "dem bu demdir dem bu dem... " Peki ya dehr? Kesintisiz bir şekilde uzayıp giden, dolayısıyla dilim dilim ayrılmayan o sonsuz bütünün adıdır dehr. Kimi alimler der ki: "İnsanın zamanına 'zaman' deriz, Tanrının zamanına ise 'dehr'."
Peki ya biz kadınların zamansal bölünmüşlüğüne ne ad vereceğiz? "Dantel Zaman". Çünkü el emeği göz nuru dantel dantel örüyoruz zamanı, arada bazı ilmikleri kaçırsak bile...
çok hoş olmuş. teşekkürler elif şafak.
Devamını Okuyun...

organik gıdalar

Artık hiçbirşeye güvenimiz kalmamış. Organik ürün kullanıyorum diyorum “ne kadar doğru ki acaba onun organik olduğu” sorusuyla sürekli karşılaşıyorum. Kötü bu kadar güvensiz olmak hiçbirşeye inanmamak herkesin kendini kobay gibi görmesi. Domuz giribi aşısında da da böyle olmadımı?kar –zarar hesabı yapmaktansa kesin kötüdür diye kabul etmiyoruz. Organik tarım konusunda bir proje hazırladığım için çok araştırma yapıp, okudum. Bu iş hakikaten ciddiye alınıyor. Alınmak zorunda yoksa başka türlü bizi ciddiye almazlar.
Organik tarım nedir?
Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır.

Bir ürünün organik olup olmadığını nasıl anlarız:
Ürün ambalajındaki logolu etiketleri kontrol ederek, bir ürünün "sertifikalı organik ürün" olduğunu anlayabiliriz."Sertifikalı Organik Ürün" ambalajında iki etiketin bulunması gerekir:
1. Organik Tarım - Türkiye Cumhuriyeti logolu etiket
Türkiye'de satışa sunulan tüm "sertifikalı organik ürünler"in ambalajında, ürünün organik olduğunu gösteren özel bir logolu etiket bulunur.
2. Uluslararası kontrol ve sertifikasyon kuruluşu logolu etiket
Türkiye'de satışa sunulan tüm "organik sertifikalı ürünler"de, üretim aşamalarında kontrol ve sertifikasyonu yapan uluslararası firmanın bilgisi ve logolu etiketi bulunur.
Özetle:Bir ürünün organik olduğunu anlamamız için önce sertifikasını sormamız gerekiyor. Eğer ürün paketli ise paketlerin arkasında genelde sertifika numarası, sertifikayı veren firmanın ismi ve organik tarım damgası olur. Bu şeyler yeşil ve yuvarlak bir kağıtta bulunuyor. Bunu her paketin arkasında olmasına dikkat etmemiz lazım.
Organik Pazar ya da organik marketler var. Buralardan alışveriş yapabilirsiniz. Ankara’da özellikle Ankara üniversitesi ziraat fakültesiyle birlikte çalışan marketler var. üniversite yetiştirip özellikle sebze-meyve-tavuk-et, peynir, yumurta ve süt ürünlerini gönderiyor marketlere. Ankara’da iyi adresler:
Agrofood Arjantin caddesinde bulunuyor. Organik, ilaçlanmayan, suni gübre, tatlandırıcı kullanılmayan, kimyasal koruyucu katılmayan ürünler satıyorlar. Agrofood’da, süt mamulleri, kefir, yoğurt, meyve suyu, zeytinyağı, kayısı kurusu, bulgur, pirinç, reçel, bal ve salça satılıyor. Ziraat Fakültesi ürünleri olan et, tavuk ve yumurta ise dönem dönem bulunuyor.
Çankaya belediyesi’nin ayrancı organik pazarı(her Pazar günü)epeydir var. dün gazetede okudum GDO’lara tepki olarak Yenimahalle belediyesi de organik pazar kurmuş.
Aggroland ben yıllardır buradan alıyorum. Cepa ve çayyolu mesada var.
Elmaciorganik’de oranda yeni açıldı. Burası bana daha yakın çok sevindim. Artık buradan alıyorum.
Devamını Okuyun...

doğada yeni kavramlar

ekolojik hayat...herşey doğal...
Avrupada ve dünyada yeni trendler çıkmaya devam ediyor. Esasında bunlar öyle 1-2 yıllık projeler yeni ortaya çıkan kavramlar değil. Yıllar öncesinde temelleri atılmış bu “küresel ısınma” sorunsalıyla birlikte son yıllarda hızlı bir ivme kazanmış. atak yapan  önemi kavranan konular. Ve yayılmaya, duyulmaya yeni yeni başladı. Avrupada birçok yerde bu konularda epey yol alınmış ve çok tutulmuş durumda.

SLOWCİTY: Yavaş şehir. Ama ismine aldanmayın öyle yavaş değil, planlı programlı gelişen, doğal ögelerin öne çıktığı bir şehir. Buna da katılmak için şartları var tabii. Avrupada yaygın. Öncelikle Slowfood denen akıma üye olmak gerekiyor çünkü ilk başlangıç ayağı hızlı yemek diye adlandırdığımız fastfooda tepki olarak doğmuş. Sonra hayatın her alanına yayılmış bu kavram. gidip görmedim ama çok istiyorum bu ünvanı almış şehirleri görmeyi.
Şehir plancısı olarak yavaş şehir kavramını çok tuttum. Artık sindire sindire doğayı katletmeden yapılaşan şehirler istiyorum. Özellikle Türkiyenin buna çok ihtiyacı var. Her yer dağ taş beton yığını oldu oluyor halen devam. Tabii ekonomik anlamda da çok önemli bir sektör inşaat. Ama mutlaka kimliği ve kendine has özellikleri taşıyan şehirler, mekanlar yaratmalıyız. Her yer birbirinin aynısı olmamalı. Hayatımızın bireysel anlamda ne kadar titizlik ve özen gösterip istiyorsak yaşadığımız mekanlarda da böyle bir özerklik sağlamalıyız.

EKOLOJİK OTEL:Bu da turizm de yeni bir trend. Doğaya dönüş herşeyde var artık. Sadece evler değil tabii artık yaşamın heryerinde ekolojik kavramı gündemde. Yakında böyle otellere gitmeye başlayacağız. Avrupada çok yayılmaya başladı. Ama biz yine geriyiz. Türkiyede böyle bir sertifika alan otel yok. İnternette okuyunca çok ilgimi çekmişti ve bununla ilgili Avrupa birliği fonlarından yararlanmak üzere proje hazırladık. Türkiyede de böyle atılımların artmasını istiyorum. Ah ah neler geçiyor aklımdan imkanlarım olsa neler yaparım. Neyse ekolojik otel olmak için yaklaşık 9 maddeyi yerine getirmeniz gerekiyor. Atık, su, enerji, gıda güvenliği, gastronomi, toplu ve hafif ulaşım, gürültü, doğal ve kültürel miras ve iletişim ana başlıklarının altında yapılması gerekenler var. Büyük oteller için biraz zorlasada butik otellerde çok rahat uygulanabilir.
Ortak ve önemli hususlar:
-Sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı/Su ve elektrik tasarrufu, atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri-dönüştürülmesi, atık üretimini azaltıcı uygulamalar vs.
- Ekolojik Ulaşım (Soft mobility)–Araba kiralama gibi uygulamalar yerine toplu taşıt kullanımı ve bisiklet kullanımının teşvik edilmesi, güvenli bisiklet yollarının yapılması vs.
- Gıda güvenliği ve kalitesi–Ekolojik tarımsal ürünler
- Yerel kültüre has yiyeceklerin sunulması ve tanıtılması (Tercihen yöre kadınları veya aşçıları tarafından hazırlanan yiyeceklerin haftada bir kez özel menü olarak yer alması vs.)
- Yöreye has gıda ve ürünlerin tanıtılması ve yöreden satın alınarak pazarlanması
- Yörenin doğal güzelliklerinin ve kültürel ve tarihi mirasının tanıtılması (Bu konuda bilgilendirici broşürlerin hazırlanması, turların yapılması vs yolu ile)
Bu maddeler çevre konulu tüm projelerin ortak ilkeleri. Yavaş yavaş da olsa bunlara dönüş var. belki çocuklarımız bizden daha doğal bir hayatta yaşayabilirler. En azından torunlarımız…
Devamını Okuyun...

Mutlu olmak zor değil….

Azim Jamal, dünya çapında oldukça rağbet gören bir yönetim danışmanı ve yönetim koçudur. Azim Jamal’in dinamik, ilham verici ve düşünmeye sevk eden konuşmaları 26 ülkede 1 milyondan fazla kişi tarafından dinlenmektedir. Liderliğin gücünü 5 başlık altında toplayan Azim Jamal, bu başlıkları; “Ne kadar çok verirsen o kadar yaratıcı olursun”, “Sana verilen gücü ve yeteneği keşfet”, “Ne kadar yükseği hedeflersen o kadar çok yükselirsin”, “Zor ekonomik şartlara göğüs gererek, dayanma gücüne sahip ol” ve “Kendini yenile, ekonomik yükseliş ve düşüşlerde bile hevesle çalış” şeklinde sıraladı. Bu özelliklere sahip kişilerin her zaman başarı ile yan yana yürüyeceğini belirten Azim Jamal, her şeyin kişinin kendi içindeki gücü fark etmesi ile başladığının altını çizdi.
Azim jamalın “vermenin gücü”kitabını övüyor gazete. “Gündelik hayatta Mevlana ve sufizm” kitabı da varmış.
Yazarın önerilerinden örnekler:
*Farkındalığın hayatta başarmak için en büyük güç olduğunu fark edin. İşte bu benim en önemli felsefem. Herkes içindeki cevherleri keşfedebilse, kendini tanıyabilse, yapabileceklerini bilse her şey çok daha kolay ve güzel olur.
*Farlılıkların yarattığı sinerjinin tadını çıkarın. Bu da hoş değilmi? Maalesef biz bunu yapamayan bir toplumuz. Farklılıklar bize yabancı geliyor, dışlıyoruz, çabuk kabullenemiyoruz. Aileden çıkıp, işde yaşadığımız ortamdan, sosyal ortamlardan ve Türkiye toplumuna kadar büyüyen bir ölçekten bahsediyorum. Ama globalleşen dünyada buna mecburuz.
*20:20:20 ilkesi varmış es geçmeyin diyor. 20 dakika egzersiz, 20 dakika meditasyon, 20 dakika okuma hayatınızı baştan aşağı değiştirebilir.
*Her sorun için en az 21 çözüm vardır ilkesini hiç aklınızdan çıkarmayın diyor. Mesele hangisinin size uygun olduğudur.
Devamını Okuyun...

teknolojik yenilikler

Sitemde böyle şeylerden bahsetmemin bir nedenide oğlumun ilerde bu yıllarda neler yaşanıyordu, konuşuluyordu, dünya, teknoloji biz nerdeydik onu görmesi. Annem bunları 20-30 yıl önce yazmıştı şimdi yaşıyoruz derler belki kimbilir…mesela bizler o kadar kopuk büyümüşüzki yaşananlardan. Ben bebekliğimde çocukluğumda neler yaşanmış neler gündemdeymiş şimdi dönem filmlerini izledikçe öğreniyorum.  mesela hatırla sevgili yada bu kalp seni unuturmu, güz sancısı, devrim arabaları… gibi filmlerde görüyoruz yaşananları. bunlar çok uzak değil 20-30 yıl öncesi. Hepsi ve daha bir çoğu çok güzel… yeni nesil şaşırıyor çünkü gizliydi bunlar sadece o dönem yaşayanlar biliyordu.
Eskiden yokluk varmış. Yağ, ekmek almak için kuyruğa giriliyormuş neler neler. tek hatırladığım bir televizyon ya da çamaşır bulaşık makinesi almanın ne zor olduğu. Şimdi her şey elimizin altında. Yurtdışında ne varsa türkiyede de var. imkansız yok.
geçenlerde tiyatro dersini izlemeye gittim. liseli çocuklara veriyorlardı. zor iş, hele eğitmenin işi çok daha zor. Şimdiki çocuklara Çanakkale destanını ne kadar hissettriebilirsiniz ki. Savaşı görmemiş, açlığı görmemiş çocuklara. o kadar uzak geliyorki. O ruhu anlayabilmeleri, taşıyabilmeleri çok zor değilmi? yaşanmışlık çok önemli. Olanları ancak bir masal hikaye gibi sadece hayal edebiliyorlar. oda nereye kadar tabii....
Neyse konum teknolojiydi. Neler değişiyor, çıkıyor bir bakalım.
*artık albümler usb bellekte çıkmaya ve satılmaya başlandı. Her şey nasılda değişiyor. Teknolojiye yetişememek hoşuma gidiyor. Çünkü hergün yeni bir şey görüyorum ve bu beni motive ediyor. Ya neler yapıyorlar diyorum. Bazen gazetelerde son çıkan farklı teknolojik ürünleri tanıtıyorlar. Neler var neler.
*İphone3g’lerde inanılmaz. Bunu çoğunuz duymuşsunuzdur. Gelişmiş bir internet cihazıda diyorlar. İnternetin yanınızda olması. istediğiniz an maillerinize bakmanız, youtube girmeniz, film ve klip izlemeniz hoş değilmi?çok popüler oldu şimdiden. Bakalım ne zaman ucuzlar alabiliriz?
*10 yıl sonra ofisler ortadan kalkacakmış. Her türlü yüzey bilgisayarmışçasına çalışacakmış. Bilgisayarımız ofisimiz haline gelecek her yerden toplantılara katılacağız. “azınlık raporu” filmi gerçek oluyor diye yazmışlar. Filmde kamuoyuna açık her alanda billboardlar önlerinden geçen kişiyi tanıyor. Ve onların özelliklerine uygun ürünlerin reklamlarını gösteriyorlar. biz bunları yakalayabilirmiyiz bilmiyorum.
yazan şu örnek de ilgimi çekti: dijital gazete ve dergilerin kullanımı ilerde artacak. Böylece her bireyin hangi konulardaki haber ve yazıları takip ettiği ölçülebilecek. Bu haber ve yazılardan birey hakkında pek çok çıkarım yapılabilecek. Reklam veren firmalar gazetenin belli sayısına 4 sütun reklam vereceğine, belli özellikleri olan okuyuculardan 10,000 tanesine diye reklam verecekler. Süperrrrr değilmi?
Bunlar şimdiden konuşulup düşünülüyorsa az kalmış yakında hayatımıza girer diyorum. Artık çocuklarımız birey tanıma yazılımları yaparlar işallah….
Devamını Okuyun...

akıllı evler


Artık ev alırken büyüklüğüne, cephesine bakmak yerine minumum enerjiyle ileri teknoloji ve konfora bakacakmışız. Hoşuma gitti ama biz görürmüyüz bilemem. Özellikle minumum enerji kısmı doğaya dönüşüm konusu çok önemli. Fantezi kısmı şöyle: sabah belli bir saatte müzikle birlikte açılan perdeler, siz daha dişinizi fırçalarken kendi kendine ısınmaya başlayan çay-kahve makinesi vb. İşin özü ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatma, sulama, güvenlik sstemlerinin bilgisayar sistemiyle otomatik olarak ve en az enerjiyle sağlanması. Ayrıca küresel ısınmayla birlikte en az enerji tüketimi yeterli olmuyormuş, akıllı bina aynı zamanda kendi enerjisinide üretiyor. Bunlar hayal değil yurtdışında gitgide artıyor. Türkiyeyede yeni yeni gelmeye başladı. İstanbulda yapılan yeni rezidanslarda var böyle özellikler. İstanbul sapphire bunlardan biriymiş. Yurtdışında kendi enerjisini üreten bir sürü bina olduğunu duymuştum.
Akıllı evleri üç kategoride ele alıyorlarmış:
Kontrol edilebilir: ev içinde teknoloik eşyaların kolaylıkla kontrol edilmesi. Mesela el çırparak televiyonu açıp kapamak gibi.
Programlanabilir: kontrol edilebilir evlerin bir üst modeli. Evdeki sensörler sayesinde ışıklar, televizyon, ısı vb. her şey istediğiniz seviyelerde sürekli kalabiliyor.
Zeki: en gelişmiş model bu. Bu evlerin öğrenme yeteneği var. Bu bana biraz abartı geldi ama olabilir inanıyorum ilerde. Gelişmiş yazılımlarla yapıyorlarmış bunu. Evde yaşayanların alışkanlıklarını veri olarak alıp, onların yerine yapmaya başlaması. Ama olumsuz bir tarafı var. Eğer alışkanlıklarınızda değişiklik yapmak isterseniz o zor işte. Mesela bugün geç kalkmak istediniz ya da ev sıcak geldi…işte bu durumlarda sistemin kafası karışabilir. Sabahları müzik eşliğinde perdelerin açıldığını düşünsenize. Güzel, hoş ama hergün aynı saatte nasıl olur bilemem…
Ayrıca gazetede buna benzer bir tekne üretildiğini okudum. Tekne yüksek enerji verimliliğine sahip olacakmış. Tekne üzerindeki kaplamaların ve güneşliklerin tamamı güneş enerjisini elektrik enerjisine çeviren panellerden oluşup, yılda yaklaşık 500bin kilovat saat enerji üretip depolayacakmış. Bu enerjiyi teknenin aydınlatılması ve açık alanlardaki klima sisteminin gereksinmesi için kullancaklarmış.Ve bu yöntem sayesinde senelik yakıt tasarrufu 100 tonun üzerinde olacakmış. Çok güzel tabii ama biz bu tekneye binebilir miyiz bilmiyorum:)))
Ama inanıyorum çocuklarımız bunları görür ve umarım daha mutlu ve rahat yaşarlar. Her şey onlar için.
Devamını Okuyun...

süperstar

İsmi gibi süper bir starrrr bekliyordum. Biraz hayal kırıklığına uğramadım dersem yalan olur. Nerden başlasam bilmiyorum. Belki de çok fazla beklentiyle gittiğim için böyle oldu. Ben Sezen Aksu’dan bile daha iyi performans bekliyordum. Bir süperlik bir starlık bekledim ama göremedim. Oysa ki bir funda arar bile çok daha güzeldi her anlamda(Hareketliydi yeri gelince dans etti, ettirdi. Gelenlere söyletti şarkıları. ordan oraya koşup seyirciyi çoşturmaya çalıştı. 3 kostüm değiştirdi, çok şıktı) tabiyki son gittiğim konserlerle kıyasladım ama daha öncede birçok konsere gittim ve gerçekten iyilerin içinde bu vasat kaldı.
Konserlerde sahne benim için bir bütün. Yani orkestrası, dekoru, ışık ve görüntüsü, eğlencesi, kostümü, sanatçının konuşması, sıcaklığı her şeyiyle. Bir iki tanesi eksik ya da kötü olunca konserin büyüsü bozuluyor. Ne de olsa eleştirmek çok kolay ve biz çok severiz bu işi. Beğendirmek zor iş. Ama volkan konağa gidipte kötü diyen duymadım. Çünkü adam konuşuyor, güldürüyor, ağlatıyor her şeyi yaşatıyor. volkan konağın dediği gibi sadece müzik değil. Her şey yapıyoruz demişti. tiyatro, standup, müzik, eğlence…..Seyirci biraz içtenlik, samimiyet, sıcaklık bekliyor. Sesini duymak, konuşmanı istiyor. Öylece çıkıp şarkını söyleyip gitmeni değil.
Resim şarkısı çıktığından beri favorim, çok seviyorum ve gitmeyi çok istedim hatta eşime bana doğum günü hediyesi ajda pekkan konserine götürürmüsün dedim. Üstelik çok pahalı olmasına rağmen değer dedik ve gittik. Ama değmedi. Eski şarkıları da olmasaydı…
Kostümü, sahne hakimiyeti kötüydü. Çok kısaydı. Hatalar ve yanlış girişler yaptı. Konuşmadı ya da konuşamadımı desem. Konser ortalarında bir iki laf etti o kadar. Öyle düzgün cümleler kuramadı bile.çok şaşırdım. Diksiyonu çok iyi sanıyordum.
Konseri 1,5 saat sürdü ara vermedi. sürede bana az geldi. Sanki bir acelesi var gibi bazı şarkıları yarım söyledi hızlı hızlı geçiştirdi. Repertuarı biraz karışıktı bir eski bir yeni şarkı söyledi. Bazı yerlerde karıştırdı, durdu, söyledikleri anlaşılmadı. İlk çıktığında müzikte sorunlar çıktı.Hayret ettim doğrusu. Beklide gerekli özeni göstermediğini hissettim.
Sahneye beyazlar içinde şalvar ve üstüne uzun bir hırkayla çıktı. Daha çok günlük bir kıyafeti anımsatıyordu. Hoş ve şıktı ama ben ajda pekkanı yazın gazete ve tv’de gördüğüm haliyle hayal etmiştim. Şöyle bir bacaklarını görelim diye beklerken kollarını bile göremedik. Üstündeki hırkayı konser sonuna kadar çıkarmasını bekledim ama olmadı. Ara vermediğinden kostümünü de değiştirmedi. Ama konser sonuna doğru sahnede saçını açmaya çalıştı epey uğraştı, komikti. Hoş değildi sahnede yapması.Yani değişiklik olarak bizlere saçını açtı.
Dahası yerinde öylece durdu 1,5 saat.hareketli şarkılar söyledi. Başladı bitti hep hareketliydi. hoş fena değildi öyle olması ama birde şarkılara göre biraz daha eğlenseydi şöyle sağa sola gitseydi.öyle robot gibiydi yerinden kımıldamadı nerdeyse. Sonlarına yakın biraz göbek attı gibi. Ama onu bile olduğu yerde yaptı. bilmem belki sosyetik olunca öylece durmak mı gerekiyor. Fazla hareket olayı bozuyor olabilir mi? Allahtan arada arkasında bayan dansçıları çıktıda biraz hareket oldu.
Hiç slow şarkısı yokmuydu hatırlayamadım. Yabancı şarkı hiç söylemedi.
Belkide yaşıyla bağlantılı bir durumdu. Gençken canlı performansını görmediğim için kıyaslayamıyorum. Hep böylemiydi yoksa şimdi mi böyle. Gerçi 1,5 saat hiç ara vermeden söylemesi zor ve yorucuydu ama ara verip söyleyebilirdi.
Her şeye rağmen sesi iyiydi tabiyki. Konserin sonu kurtardı yoksa başları gerçekten kötüydü.
Ajda pekkanı kurtaran durumlar eski şarkıları ve orkestrasıydı. Zaten konserlerde orkestralar süper oluyor, gerçekten en çok enstrümanlara, birbiriyle uyumlarına, tek tek çıkardıkları seslere bayılıyorum. Teknolojide var tabii. Vokal, ekran, ışık, dansçılar, dekor olmasa sanatçıların işi zor bence. Canlı performans kolay değil.
yinede ağzına sağlık. Resim şarkısını üç kere söyledi ve dans ettim, güzeldi. Bir ajda pekkan bir de nebahat çehre. Yaşlarına rağmen süper oldukları kesin…bakalım biz o yaşa gelince nasıl olacağız? Ama sezenimin yerini kimse alamaz bir kez daha anladım. Benim süper starım sezen aksu.
Bu yazımı okuyunca kendimi köşe yazarı, eleştirmen gibi hissettim. Her şeyden yazmak hoşuma gidiyor. Her konudan…
Devamını Okuyun...

şaşırdıklarım

Anne olunca:
1. ilk bir aylık döneme yenidoğan denildiği ve çok önemli olduğunu
2. doğduklarında ağlarken gözyaşlarının akmadığını
3. doğduğunda tırnaklarının uzamış olduğunu
4. gözünün üstünde gül olduğunu(halen var çınarın, kırmızı bir leke)
5. doğum lekeleri olduğunu(çınarın bacağında iki yerde ufak lekesi var)
6. ilk bir hafta içinde kilo kaybettiklerini
7. ilk 48 saat bir şey yemeseler bile rezervli olduklarını (“Miadında yeni doğanların, annenin sütü ilk 48-72 saatte yetersiz bile olsa vücut depoları yeterli olduğundan şekerli su, mama gibi bir desteğe gereksinimleri yoktur.”)
8. Bebeğin doğuma yakın kakasını yapma durumu olduğunu ve bunu yemesinin çok tehlikeli olduğunu. Doğuma doğru ilk dışkısı-Mekonyum aspirasyonu şeklinde geçiyor ismi (bebeğin anne karnında kakasını yemesi). Bir –iki web adresi buldum isterseniz hamileler bu sayfalara bir göz atın.
http://www.gebelik.org/dosyalar/postterm.html
9. sırtüstü yatmasının doğru olduğunu(kusup boğulma ihtimalide olsa. O yüzden mutlaka gazının çıkarılıp yatırılması gerektiği) yüzüstü yatmasının daha riskli olduğunu (nefes alamama ve boğulma ihtimali), en iyisinin hafif yan yatırmak olduğunu
10. başında bir sivrilik olup buna bıngıldak denildiğini ve çok önemli olduğunu
11. göbek kordonunun önemli olduğunu, saklamak gerektiğini
12. Emzirme döneminde en az ilk birkaç ay regl olunmadığını
13. hamileyken göğüs uçlarınızla oynamanın doğumu başlatabildiğini
14. bebeklerin ilk doğduğu zamanlarda uyurken güldükleri ve gözlerini kaydırdıklarını. (Melekler yapıyormuş diyorlar. Gözlerini böyle yarım açıp, havaya doğru bakıyordu, çok garipti. Önce acaba bir gariplik mi var neden böyle yapıyor diye düşünmüştüm. Meğer normalmiş)
15. 3 aydan sonra ağzından sürekli salyasının aktığını (dişten dolayı imiş)
16. ayaklarını ağzına çok rahat sokup yiyebildiklerini
17. bebeklerin belli bir yaşa kadar baş dönmesi yaşamadıklarını(doktoru söylemişti)
18. ilk zamanlar kakasının hiç kokmadığını ama ek gıdayla birlikte çok kötü koktuğunu…
19. doğar doğmaz sarılık olabileceğini
20. ilk 4 ay anne sütü alıyorsa su vermeye gerek olmadığını
21. bebeklerin ayak parmaklarını çoğunlukla içe dönük tuttuğunu
22. 40'ında bebekleri dışarı çıkarmak gerektiğini (arkadaş, komşu vs. götürme.yada benim gibi avm'ye götürme)
23. süt sağma denen bir şey olduğunu…bebeğin için neler neler yapabileceğini….
24. tabii en çok da bu sektördeki ürünlere, her şeyi nasıl düşünmüş olduklarına şaşırmıştım. Ne çok alternatif, marka, çeşit var demiştim.
öğrendim….ilk aklıma gelen ve en çok etkilenip, şaşırıp, unutamadıklarım bunlar…
Devamını Okuyun...

ARŞİV

YAZILAR

10.ay 100esya 14şubat 2 2016trend 23 nisan 40 yaş 5yaş 8mart abiye mağazaları acı adem hastalığı aile aksesuar alanya alışveriş ameliyat amerika amway ankara ankaralıbloggerlar ankaralibloggeranneler anneler günü annelik antalya arkadaş aşk atölye avm azeşya bahçe bebek bebekbezipastası beslenme blog blog etkinlikleri bloggeretkinliği bloggerolmak bolu boyama brunch cadılarbayramı cezaevi cinaragaci cinaragacihediyelik cocukkitaplari cosplay çekiliş çevre çevrehediye çınar çınar ağacı çinar çocuk çocuk cafesi çocuk eğitimi çocuk gelişimi çocuk kitapçısı çocukgiyim çocukkorkusu çocukmodası çocukoyunalanı çocukoyunevi çocuksineması çocuktiyatrosu dekorasyon dekupaj dernek dıy dileklistesi dişbuğdayı diyet doga doğa doğalhayat doğalkozmetik doğum doğum sertifikası doğum sonrası doğumgünü doula dress duvar süsü düğün düğün organizasyonu düğünhediyesi ecocity eğitim eğitimsistemi eğlence ekolojikokuryazarlık el işi elbise elektrik süpürgesi engelli eskişehir evetkinliği fashion fashionmia favoriler festival floransa frenze fuar gamiss gelişim gezi gordionantikkenti güzellik hamilelik hayatın içinden hayatin içinden hazan hediye hobi holiday hotel inat indianapolis instagram insülindirenci istanbul iyilik kaban kadın kadın olmak kadinlargunu kapadokya kıyafet kilo kitap kitubi konser konya kostum kostumluyarisma koşu kralmidas kumaş kültür lansman lasvegas madalyonet magnet maket makyaj manzara masa süslemesi masaj masal mekan mezuniyet minikfenomen minyatürev moda monsterhigh Moskova mutfakeşyaları mutluluk müze nil nurturia olumlama omo oyun oyuncak oyunevi oyunmerkezi ödülceza örgü özgecan özgürbolat partievi pasta-yemek pinterest piskoloji polatlı pril proje restoran roma rosegal sabun safrakesesitasi sağlık sammydress sevgi sinema sokak oyunları sonbahar soru-cevap sosyal sorumluluk spa spor sünnet sünnet düğünü sünnetdüğünü şeker tablo tarih tatil tatilsüsleri tatuta taurusavm tecavüz teknoloji temizlik tosave toyyzshop travel trekking turizm westfield wishlist yaprak yaşamdan yavaşyaşam yedigöller yemek yunanadaları zaful zaful coupon zaful haul zaful review zaman
 

ZİYARETÇİLER

ÇINAR AĞACIM COPYRIGHT©2009-2015. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
BU SİTEDE YAYINLANAN YAZILAR VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.