Ankaradaki güzelliklerden….

-->

Kale her geçen gün güzelleşiyor. Sokakları, dükkanları….İlk kez kendimi ankarada tarihin ve nostaljinin içinde hissettim. Hanlardaki cafeler, o şirin dükkanlar, incik boncukçular… eski taş plaklar, afişler kendinizi geçmişte dolaşıyor gibi hissedebilirsiniz….tam da moda vintage iken.…burası tam o tarz eski klasikleri, 60’lı 70’li yıllardan bulabileceğiniz eşyalarla dolu.  Dükkanlar tam bana göre. Beyoğlu pasajlarındaki gibi. Ama bir farkla daha tarih kokuyor, daha otantik…..büyük çerçeveli gözlükler, şapkalar, iğne oyaları, ilginç çantalar, süs eşyaları farklı değişik ne ararsanız var…burası Pirinç Han…
Karşısındaki Eski Ankara cafeye uğramadan gitmeyin. terasından tüm ankarayı izlemeden, güzel mantısı ya da gözlemesini yemeden gitmeyin lütfen. İnsanı mutlu eden bir ortam. O mistik duygu beni mest ediyor. Garip bir huzur duyuyorum böylesi şirin mekanlarda. İstanbul beyoğlunda duyduğum türden. 
Rahmi koç müzesinin, çengel hanın nispeten daha çok bilindiğini düşünüyorum. Gitmeyenlere tavsiye ederim, çok güzel, gezilmeye değer. çocuklara yönelik atölyelerde düzenleniyor burada.

Hamamönü ayrı güzellikte bir yer. bence  büyük bir proje ve başarı…hep yapılması istenen ama bir türlü yapılamayan bir proje. Gördüğümüz tarihi eski binaları restore etseler, turizme kazandırılsa deriz işte onun en güzel örneği. Mehmet Akif Ersoy’un istiklal marşını yazdığı ve daha birçok tarihi olayın ceryan ettiği bir yer hamamönü. ankara’nın içinde böylesi bir alana ihtiyaç vardı. Burada da en çok sevdiğim şey konaklarda yemek yemek, o havayı koklamak. Mesela pastanenin içine giriyorsunuz bahçesinde koca dev gibi ağaçların arasında masalarda oturuyorsunuz. İçerisi eski 60’lı yılların pastaneleri gibi. Farklı tatlar, lezzetler de var. Sanırım farklı şeyler arayışımız, özlemimiz var. Ya da benim gibi melankolik insanların özlemi de diyebiliriz.   

Özetle Ankara  kalesi,  Sulu Han ticaretiyle, Çengel Han sanayi müzesiyle, Pirinç Han ise kültür ve sanat merkezi olarak turizme hayat vermekte, Roma Hamamı, Roma Tiyatrosu, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu Ankara kültür turizmine katkı sağlamaktadır. 49 müze var, bazı müzelerde etkinlikler var. Acaba İstanbul gibi ilgili miyiz, biliyor muyuz, geziyor muyuz buraları? Hafta sonu programlarınızı artık Ankarayı gezmeye görmeye ayırabilirsiniz. Çok yer var.

Ankarada Modernle tarihin buluştuğu bir mekanda  Cermodern. Ben bu ikili kavramı seviyorum. Kamusal alanları restore etmeyi ve sanatsal amaçlarla veya müze olarak kullanmayı. İstanbul da bu örnekler daha çok. Eski bir şapka fabrikası müzeye, tütün fabrikası veya elektrik santrali üniversitelere dönüşüyor. çok farklı ve güzel mimariler ortaya çıkıyor. Otantik ve modern çizgiler birleşiyor.üstelik insanlar bu mekanları tanıyor, tarihi geçmişi hakkında bilgi sahibi oluyor….

Ankaraya gelen tüm misafirlerimi önce kale ve hamamönüne gezdirmeye getiriyorum. Tüm Ankaralılar gitmeli, görmeli, burası cıvıl cıvıl olmalı. Zaten bir giden tekrar gidiyor da. Bilen, öğrenen. Ama işte o ilki tüm Ankaraya yayabilsek. Uzaklara gitmeye gerek yok önce yanıbaşımızdakini görelim, gezelim, bilelim değil mi?







*(blogger olarak gittiğim her yerin fotoğrafını çekmem gerektiğini fark ettim. Anlattığım, gördüğüm kareleri, güzellikleri göstermem gerek ve internet bu konuda yetersiz kalıyor.)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder