Ankara'dan Antalya'ya...

             20 yıllık Ankara serüvenim sona erdi. Zaman gerçekten acımasız. Yıllar su gibi geçmiş gerçekten. Artık yeni başlangıçlara geçme zamanıydı. Hayatın belli dönemlerinde böyle radikal kararlar vermek gerekir bazen. Tabii zor bir karar, hayatını değiştirip bilmediğin yabancı bir yere gidip herşeye sıfırdan başlamak. Ama inanın istedikten sonra olabiliyor, çok da düşünmemek lazım, biraz gözü karartıp karar verdikten sonra dönmemek üzere, arkaya bakmamak üzere ilerlemek şart. Yoksa bir kaç kere vazmı geçsem ya da yanlış mı yaptım dediğiniz oluyor.  O, bu, şu derken epey zorlayıcı bir süreç tabii. Özellikle de belli bir yaştan sonra iki çocuğunla yeni bir maceraya atılıyor gibi görünse de en büyük amacım yaşam kalitemizi yükseltmek ve deniz kenarında yaşama hayalimi uygulamaktı. Ve zorlu bir dönemden sonra herşey halolup yoluna girince çok doğru bir karar olduğunu anladım.

               Gitme kararını verdikten sonra nasıl ilerlediğimi anlatayım biraz. İlk başladığım yer tabii  işim ve sonra çocuklarımın okulları oldu. İşi halettikten sonra Antalya'ya okullara bakmaya geldim. Gittim gezdim aradım sordum. Epey bir kulis yaptıktan sonra okullara karar verdim. Sıra okula en yakın yerde ev tutmaktaydı. Onu da çok aradım. İşler yolunda gitmezse mesela ev bulamazsanız insanın morali bozuluyor, zor bir dönem oluyor doğrusu. Ama artık dönüşü yoktu:)) Evi de buldum ve çok şükrettim. Tabii onunla igili yapılması gerekli bir sürü prosedür vardı. onları yapıp, çocukları kayıt ettirdikten sonra hemen Ankara'ya dönüp evi toplamaya başladım. Oldum olası taşınmayı hiç sevmemişimdir. Benim için çok zor hatta travmatik bir olaya dönüşen süreç diyebilirim. Zorlu diğer kısım da çocukların Ankaradan ayrılışı ve yeni evlerini görmeleriydi. Beğenip beğenmemeleri. İlk okul günümüz. Herşey bir soru işareti ilk günlerde oluyor tabii. Ve korku tabii. Neyse ki hiçbirşey korktuğum gibi olmadı ve yolunda gitti. 


               Bu arada eşyalar geldi. O taşınma karmaşıklığı benim istemediğim bir durum. Nerdeyse bir günde tüm kutuları açmak istedim. Duramıyordum hemen yerleşmeliydim. Bu yüzden de epey yoruldum. Tabii böyle yazıldığı gibi kolay değil hiçbirşey. Tuttuğunuz evdeki eksiklerden tutun da tutacağınız nakliye firmasına kadar insanı yoran, uğraştıran bir süreç. 

                Ama yerleştikten sonra, işyerinden izin alarak hem Antalya'nın bu güzel havalarını kaçırmamak hem de biraz dinlenip gezmek istediğimden izin aldım. Bu yorucu süreci biraz unutup Antalya'nın keyfini çıkardım. Sabahları çocuklara okula bırakıp deniz kenarında yürüyüş yaptım.. Oturup denizi izleyerek müzik dinlemek başka bir keyif. 

              Antalya'da en çok sevdiğim şey bisiklet şehri olması. Harika birşey. Çoluk çocuk herkes bisiklet kullanıyor, işe okula bisikletle gidip geliniyor. Bence bir şehrin gelişmişlik düzeyini gösteren bir gösterge. Falezler harika. Deniz kenarında parkların yeşillerin arasında bisikletini sür. Tam bir terapi. Bizde oğluma doğum günü hediyesi olarak ilk bisikletini alalım, mutlu olsun dedik. Aldık, çok mutlu ve heyecanlıydı. Akşam sitenin bisiklet parkına bağladık. Ama sabah kalktığımızda malesef yoktu. Çalınmıştı. Tabii oğlum çok üzüldü, ilk bisiklet, ilk heyecan, ilk heves kursağında kaldı. Zaten en çok buna üzüldüm. Bisiklete binme hevesi gitti. Sanırım bu şehirde en çok çalınan şey bisikletmiş. Tabii bu da bize Antalya'nın ilk sükutu hüsranı oldu:)) Tabii pes etmek yok, en sevdiğimiz şeyden vazgeçmek de. Bisiklet kiralayıp sürmeye devam:))

                         Havalarda harika. Eylülden beri muhteşem. Genelde şehir merkezinde deniz kenarında muratpaşa ve konyalatı ilçeleri meşhur. Merkezde 3 ilçe daha var. Kepez, Döşemealtı ve Aksu. Ayrıca 14 ilçesi daha var. Tabii böyle olunca çocuklarla gezmek için alternatif çok.  Kaleiçi tarihi dokusu ve görsel güzelliğiyle beni çok çekti. Sanırım bu yüzden de işyerim burada:)) Antalya''ya gelince mutlaka kaleiçine uğrayıp gezin...

                 Ankara gibi soğuk, gri bir şehirden sıcak, yeşil ve mavi bir şehir gerçekten moralmen süper geliyor. Hava soğumadı ve her yer yemyeşil. Her yer park. Kapalı bir avm şehrinden açık hava müze şehrine geldik. Amerikada en çok özendiğim şeyleri burada bulmam beni ve çocukları çok mutlu etti. Ayrıca 24 saat yaşayan şehirleri seviyorum. Sahil kenarları hep kalabalık, cıvıl cıvıl. 

                Burada en zorlandığım konu araç kullanmak, yollar oldu. Nerdeyse her yerde bisiklet yolu var. Merkezde bir de tramway yolu var. Bir bakıyorum tramway yolu üzerindeyim bir bakıyorum bisiklet. Yollar iç içe olunca. Birde çıkmaz sokaklar var. Navigasyona güvenip kaç kere çıkmaz sokağa girdim bilmiyorum. Eskiden olsa yolları nasıl bulacaktım bilmiyorum, Navigasyonsuz yaşayamaz durumdayım. İş-ev arasını ancak çözdüm. Trafik çok değil rahat. Ama ışıklar çok sıkıntılı. Çok sık ışık var ve uzun bekleme süresi. Işıklar yüzünden trafikde epey zaman geçiyor. Neden bu kadar uzun bekleme süresi verildiğini henüz çözemedim doğrusu. 

                  Artık Ankara'dan çok Antalya'yı anlatmaya tanıtmaya çalışacağım sizlere. Burada daha çok potansiyel olduğu kesin. Sanırım Türkiye'de tatil amaçlı birçok kişi bir şekilde kısa veya uzun dönemlerde Antalya'ya gelmiş, yolu buradan geçmiştir. Ne de olsa ülkemizin turizm cenneti. 

                  Yeni bir başlangıç, iş, ev, okul, şehir, insanlar..Heyecanlandırıyor ama zamanla herşeyde olduğu gibi bunlara da alışıyorsunuz. Eğer daha özgür, keyifli, rahat bir yaşam istiyorsanız sanırım çare yine sizde. Yıllardır yapamadığım için bile üzülüyorum. Ama hiçbirşey için geç değilmiş. 


Hayallerinizden asla vazgeçmeyin ve hep umutlu olun...

Hiç yorum yok

DRESSLİLY